VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Mart 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > 100 filmle Türk sinema tarihi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

100 filmle Türk sinema tarihi

“Sinemamız Yüz Yaşında-100 Yılın 100 Türk Filmi” adından da anlaşılacağı üzere bir kaynak kitap. Yeşilçam’ın zaafları ve sürprizleri, Atillâ Dorsay’ın kaleminden hem görsel hem de edebi bir şenlik olarak okura sunuluyor.

Sinema, müzik, resim, tiyatro, yemek, heykel, edebiyat... “Sektör” ne olursa olsun, eleştirmen olarak nam salan kişilerin “pek çoğunun” tutumu hep biraz snoptur; üstten bakarlar. İşleri gereği her şeyi, çoğu kez de hiçbir şeyi, kolay beğenmezler. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de korkulur eleştirmenlerden; hem yapacakları yorumlardan hem de karşı çıkmaya cesaret edemediğiniz agresif tutumlarından ötürü. Hele eleştirmenlerin popülere karşı önyargılı duruşları, dudak bükmeleri ve tümüyle yok saymaları çoğunun titrinin başına bir de “ukala” sözünü ekleme isteği uyandırıyor bende. Mesela; gazeteci, kitap eleştirmeni ve “ukalaların şahı” Özlem Akalan. (Aslına bakarsanız pek de fena durmadı, profesör unvanı gibi hayli fiyakalı oldu.) Bu giriş yazısını hiç de ukala olmadığını ve emeğe saygısızlık etmekten kaçındığını bildiğim Atillâ Dorsay’a bağlamak istiyorum sevgili okurlar. Sabah Gazetesi’nde birlikte çalışma fırsatı bulduğum ve elbette her cuma “Şu film nasıldı, bu film nasıldı?” diye sorduğumuz Atillâ Dorsay’ın ağzından “berbat, rezalet, paçavra, felaket” gibi sözleri şahsen hiç duymadım. Yazarken elbette bu derece kırıcı olmamaya özen gösterir tüm eleştirmenler ama biz nihayetinde iş arası sohbetindeyiz, pekala onun da aklına gelen ilk şeyi söylemesi mümkündür. Bunu sözlü olarak ifade etmese de her zaman emeğe saygısını hissettiren, kötü olmuş işler karşısında aslında içten içe üzüldüğünü düşündüğüm bir eleştirmen Dorsay. İşte bu nedenle de yaptığı eleştiriler her zaman hem okurunu hem de işin sahibini gerçek anlamda yönlendirip eğitebiliyor. Sinema sanatı üzerine pek çok eser veren, gerçek bir sinema emekçisi olan Atillâ Dorsay, bu kez Türk sinemasının 100. yılı şerefine, sinemamızın 100 filmini mercek altına almış. Filmler arasında neler yok ki! “Bataklı Damın Kızı Aysel”, “Kanun Namına”, “Beklenen Şarkı”, “Susuz Yaz”, “Sevmek Zamanı”, “Ahh Güzel İstanbul”, “Umut”, “Kapıcılar Kralı”, “Çöpçüler Kralı”, “Selvi Boylum Al Yazmalım”, “Sürü”, “Bereketli Topraklar Üzerinde”, “Adı Vasfiye”, “Anayurt Oteli”, “Gizli Yüz”, “Ağır Roman”, “Hamam”, “Gemide”, “Vizontele”, “Duvara Karşı”, “Neredesin Firuze?”, “Babam ve Oğlum”, “Issız Adam”, “Üç Maymun”, “Av Mevsimi”, “Entelköy Efeköy’e Karşı”, “Kaybedenler Kulübü”, “Nar”, “Fetih 1453”, “Kelebeğin Rüyası”, “Jin”...
1995 yılında sinemanın tüm dünyada kutlanan 100. yılı vesilesiyle “100 Yılın 100 Filmi”, “100 Yılın 100 Yönetmeni” ve “100 Yılın 150 Oyuncusu” üçlemesine imza atan Dorsay, yine benzer çalışma hazırlamış. Elbette zor bir çalışma olmuş bu. Kimi saklama koşullarının yetersizliği kimi yangın gibi kazalar nedeniyle pek çok eski filme ulaşmakta zorlanmış usta eleştirmen. İşte bu noktada Prof. Sami Şekeroğlu’nun büyük katkıları olmuş kitaba.

“Hiçbir konuda, hele sanat alanlarında, geriye bakmadan, geçmişi iyi bilip irdelemeden, klasikleri ve ustaları iyi tanımadan, tam bir döküm yapıp hesaplaşmaya gitmeden başarıya ulaşmak, ulaşılsa bile bunu sağlıklı olarak sürdürmek kolay değil, hatta mümkün değil.” diyor Atillâ Dorsay kitabının giriş yazısında. 2014 yılı boyunca tüm sinema tarihimizin anılacağını da müjdeliyor. Bu kitapla kendisi de “Toplu gösteriler, tarihe bakışlar, panel ve tartışmalar, olasılıkla ve inşallah gerçekleşecek olan onarımlar ve ‘kurtarılmış filmler’in bize getireceği sevinçler ve sürprizlere” bir katkıda bulunmuş oluyor. Daha önce yazdığım üzere, pek çok filme ulaşmanın mümkün olmadığı günümüzde Atillâ Dorsay’ın kıymetli ve şaşmaz sinema belleği onun en önemli yol göstericisi olmuş. 1940’lı yıllarda henüz küçük bir çocukken anne babasıyla izlediği Türk filmlerinin de izlerini sürmüş kitabında, son dönemin gişe rekortmeni Yeşilçam yapıtlarının da. “Lütfi Akad, Atıf Yılmaz, Metin Erksan, Halit Refiğ, Osman Seden, Ertem Göreç gibi ustaların filmlerini izlemek, siyah beyazın o eşsiz tadını tatmak... 27 Mayıs’ın getirdiği yeni anayasanın artık başta sol görüşler olmak üzere fikir yasaklarını iyice gevşetmesi, işçi haklarını gözeten düşünce ve eylemlere geçit vermesi de eklenince, 60’lar gerçekten de sinemamızın en parlak dönemlerinden biri olmuştu.” diyor Atillâ Dorsay. O yıllar onun da kariyerinin şekillendiği yıllar asl

ında. Filmlerin büyük bölümünü sıcağı sıcağına izleyip, defterlerine not düşmeye başlamış. Sadece filmler değil elbette o fimlerin çekim aşamalarının da unutulmaz hikâyeleri var o döneme ait. “Birbirinin içinden çıkan hikâyeler, hep aynı kişiliği canlandıran oyuncular, kahve köşelerinde, hatta sette çiziktirilen senaryolar, neredeyse bir haftada çekilip bitirilen filmler...” İşte tam da bu yüzden usta kalem, kaybolan binlerce filmin ardından kimsenin ses çıkarmamasına içerliyor. Önce yabancı filmler hakkında yazan, 1970 yılında Cumhuriyet’teki köşesinden yerli filmleri de yazmaya başlayan Dorsay, 12 Mart, 12 Eylül dönemlerinde sinemanın politikadan uzaklaşması, 80’lerle birlikte Yeşilçam’ın kadına bakışındaki geleneksilliğin değişimi, 90’lardaki duraklama dönemi ve 2000’lere gelindiğinde başlayan yükselişi kitabında çok net bir biçimde özetliyor. Filmlerin anlatımı sırasında sadece okurunkini değil kendi belleğini de tazeliyor Dorsay. Filmleri ilk seyrettiği yıllardaki etki ile bugün arasındaki farkları, parallelikleri de satır aralarına yerleştiriyor. Yeri geldiğinde filmin müziklerini, senaryonun artılarını - eksilerini nihayetinde külliyen Yeşilçam’ın zaaflarını ve sürprizlerini kitabın sayfalarına sığdırmayı başarmış usta kalem.

Paylaş