VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
23 Temmuz 2012 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > 100 yıl öncesini bugünün değerleriyle yargılayamayız
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

100 yıl öncesini bugünün değerleriyle yargılayamayız

1915 Ermeni tehcirinin 100. yılı yaklaşırken yayımlanan “100 Yılın Rövanşı”, 1912 Balkan Savaşı’nın 1915 Ermeni tehcirini tetiklediği tezini konu alıyor.

Perihan Özcan

Kitapta “Türk soykırımı” ve “Ermeni tehciri” ifadelerini kullanmayı tercih etmişsiniz. Neden Türklere uygulanan “soykırım” da Ermenilere uygulanan “tehcir”? Kıstasınız ne?

Bunun yanıtı iki olay arasındaki farkın kavranmasına, algılanması ve tanımlanmasına bağlı. 1912’de Rumeli ve Balkanlar’da 500 yıldır yaşayan Türk ve Müslümanlara Bulgarlar, Rumlar, Sırplar ve onları “Hilal’i Avrupa’dan atalım” zihniyeti ile destekleyen Rus Çarlığı ve Batı dünyası tarafından tam bir “soykırım” uygulandı. Çok unsurlu bir imparatorluk olan Osmanlı’da farklı etnik unsurlara karşı hiçbir zaman böyle bir “etnik temizlik” zihniyeti yoktu. 1908’de hürriyet, meşrutiyet ve anayasa kavgası veren İttihat Terakki de “ittihad-ı anasır” (unsurların birliği) politikasını savunuyordu.

Balkanlar’da Türk ve Müslümanların yok edilmesi çok vahşi bir şekilde ve sistemli yapıldı.

Balkanlar’da bazı Ermeni çetelerinin de katıldığı bu vahşet, soykırım ile tehcir farkını anlatmaya yeter.Terakki yönetimi, Almanların da önerisi ile Ermenilere dönük “tehcir” kararı aldığı zaman onları Rus cephesi gerisinden uzaklaştırmayı amaçlıyordu, topluca yok etmeyi veya öldürmeyi değil. Tehcir, askeri güvenlik politikası sonucu yapıldı, etnik ve dini nedenlerle değil.Tehcire rağmen Osmanlı’da hiçbir zaman Ermenilere karşı bir etnik nefret, düşmanlık ve temizlik anlayışı görülmedi, yaşanmadı. Türklere “soykırım”, Ermenilere “tehcir” sözcüğü aradaki bu çok önemli farkı anlatmak için kullanıldı.

Karşılıklı sınır tanımı
“Tüm eski faturalar Türkiye’nin önüne geliyor” diyorsunuz. Bu doğal değil mi?

Tarihsel hesaplar ve faturaları Osmanlı ve Türkler için geçmişe dönük sorgulayacaksak, bunun bir sınırı ve “temiz kağıdı” olması lazım. Bence bu tarih 1923 Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihidir. Yok biz Neo-Osmanlı’yız, Osmanlı’nın tüm günah ve sevaplarının hesabı bizden sorulur diyorsanız, o zaman iş biraz karışır. Osmanlı’da geçmişin faturası kabarıktır. Öde öde bitmez. Ama geçmiş fatura ile ilgili son soru şu: Osmanlı imparatorluğu şemsiyesi altında 500 yıl Rumeli’de yaşayan Türk ve Müslümanların 1912’de burada soykırıma uğraması meşru mudur? Eğer Balkan milletlerinin kurtuluş mücadelesi için bu meşru görülüyorsa, Türk milletinin milli mücadelesi ve varlık-yokluk savaşı niçin haklı ve meşru görülmüyor? Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı faturasını çok pahalı ödeyerek tüm malı mülkü ve varlığı ile ödeyerek kuruldu. İmparatorluk kendi faturasını öderken yıkıldı. Elimizde kalan Anadolu mirasının değerini bilmezsek, 1915-1923 arasında olduğu gibi bizi oradan da fatura için kovmak isteyenler çıkabilir. Bugün Avrupa Birliği içinde kimse Almanya’ya “1870’de neden Paris’e girdin?” veya “1940’larda Avrupa’yı neden kana buladın?” gibi soruları artık sormuyor.

Türkiye’nin Ermeni soykırımını kabul etmemesi gerektiğini, çünkü bunun peşinden Ermenilerin tazminat ve toprak talep edeceklerini söylüyorsunuz. Tehcir edilen Ermeniler Osmanlı vatandaşıydı. Tehcir sırasında gasp edilen ve el konan kendi mülklerini talep etmeleri size neden anormal geliyor?

Rumeli ve Balkanlardan kovulan Türk ve Müslümanların gasp edilen ve el konan mal varlıkları da Osmanlı vatandaşları olarak onların meşru hakkıydı. Onları geri almayı düşünüyor musunuz? Osmanlı’nın hangi tarihteki düzenini esas alarak mal iadesi istenecek? 1912? 1915?
Ermeni talepleri mal mülkle sınırlı değil. Bugünkü Ermeni Anayasası, Ağrı ve Batı Ermenistan’ı da kendi ülkesinin meşru talebi ve toprakları olarak görüyor. Batı Ermenistan Erzurum, Van, Elazığ, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis’i de kapsıyor! Ermenistan Hükümeti bu bölgeleri de kendi meşru malı olarak görüyor ve geri istiyor. Osmanlı’nın çok milliyetli ve çok dinli bir imparatorluk olarak yeniden canlandırılması gibi bir amaç varsa, “meşru” kavramı o günlere göre tanımlanacaksa çok şey talep edilebilir. O zaman bize Osmanlı ülkesini geri verin, biz de herkesin mallarını geri verelim!

1915 Ermeni tehciri konuşulurken “Ya toprak talep ederlerse” korkusuyla Ermeni cemaatinin acısını paylaşmayı kabul etmemek, bunun yerine 1915 Ermeni tehcirini haklı çıkarmak üzere tezler ileri sürmek bizzat çözümsüzlük değil mi? Türkiye 1915’le kendi isteğiyle yüzleşmedikçe uluslararası baskılara maruz kalmaya devam etmeyecek mi?

Ermeni tehcirinde ana mesele ve korku “toprak talebi” değildir. Ana mesele Ermeni tehcirini hangi tarihi şartlarda neden yapıldığının doğru kavranmasıdır. 1912’de Rumeli’de vahşice katledilen Türk ve Müslümanların acısını zerre kadar duymadan 1915’teki Ermeni tehcirinin acısını tüm varlığı ile hissetmek nasıl açıklanabilir? 1915’te 1920’lerde Türk ve Müslümanların Anadolu’dan, tıpkı 1912’de Rumeli’de olduğu gibi kovulmak, atılmak ve kökü kazınmak istendiği gerçeğini unutacak mıyız? Bunun için bizden kim özür dileyecek? İngiltere? Yunanistan? Ermenistan?
Bugün tek çözüm birbirinin mevcut sınırlarını tanıyıp barış içinde yaşamaktır. Türklerin Anadolu’daki varlığını meşru saymayan her anlayış dostluğu değil düşmanlığı körükler. Önce karşılıklı “varlığına saygı”, sonra her şey barış içinde kendiliğinden gelir. 21. yüzyılda 100 yıllık faturalar masaya konursa, hesabını kimse kimseye ödeyemez.

“Önemli olan eski düşmanlıkları canlandırmak yerine barış ve kardeşliğin türküleri söyleyebilmektir” diyorsunuz. Tehciri “1915 Ermeni kırımı 1912 Balkanlardaki Türk kırımının faturasıdır” veya “Dönemin savaş şartları ‘toplu göç’ sırasında toplu ölümlerin kaçınılmaz hale geldiği bir ortamı da yaratmıştır” türünde sözlerle açıklayıp Ermeni cemaatinin sessiz kalmasını bekleyerek bunu yapmak mümkün mü?

Hangi Ermeni cemaatinden söz ediyoruz? Bugünkünden mi, geçmiştekinden mi? 100 yıl önce Anadolu’da Türkleri tümüyle yok etmek isteyen Ermeni komitacılarının mirasçısı kimdir? 100 yıl önce “komitacı” savaşları yaşandı. İttihat Terakki komitacıları Ermeni, Rum, Bulgar, Sırp, Makedon komitacıları ile dört cephede savaştılar. Bambaşka şartlar içinde milliyetçi komitalar varlık-yokluk savaşı verdiler. O dönem Ermeni komita ve çetelerinin meşru Osmanlı yönetimine karşı giriştikleri eylemler için bugünkü Ermeni cemaati özür dilemeyi düşünür mü?

Bu kitap 100 yıl önce yaşananları tümüyle unutup günümüz değerleri ile 100 yıl öncesini yargılamaya kalkanlara 100 yıl önceki gerçekleri hatırlatmak için yazıldı. 100 yıl öncesi ile yüzleşeceksek, acı gerçekle yüzleşmeye de hazır olmalıyız.
Ermeni çeteleri, komitacıları ve 100 yıl önceki cemaatleri Rusların desteği ile Türk ve Müslümanları Anadolu’da yok etmek için çalıştılar, uğraştılar, savaştılar. Ermeni tehciri bu planı engellemek için yapıldı. Bu acı gerçekle yüzleşmeden yapılacak her türlü tartışma “ikiyüzlülük”tür.




100100 Yılın Rövanşı

Kerem Çalışkan

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam