VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Mayıs 2017 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Babamı kaybettikten sonra ilk kez ''Unutulmaz Bir Atlı'' kitabıyla ağlayabildim
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Babamı kaybettikten sonra ilk kez 'Unutulmaz Bir Atlı' kitabıyla ağlayabildim

Can Yayınları'na adına veren Can Öz, 6 Mayıs 2006'da yitirdiğimiz Erdal Öz'ü ve Ayşe Sarısayın’ın yazdığı “Erdal Öz: Unutulmaz Bir Atlı” biyografi kitabını VATANKİTAP okurları için kaleme almıştı. Erdal Öz'ü bu yazıyla bir kez daha anıyoruz.

CAN ÖZ




6 Mayıs 2006, Cumartesi günü sabahı, annemin evinde, çok erken uyanmıştım. İlk işim hastaneyi arayıp babamın durumunu sormak olmuştu. Yoğun Bakım servisinden bir hemşire telefonu açtı. “Bilinci hala yerinde değil ancak doktor bey bugün bir düzelme beklediğini iletti.” Gözümdeki çapakları silmeden, cebimdeki cep telefonumdan yaklaşık 500 kişiye, geçen bir buçuk aydır her gün yaptığım gibi son durumu bildiren bir mesaj attım. Bu mesajlar çok önemliydi, çünkü öncelikle babamı sevenler, rahatsız etmek istemiyorlar ancak meraktan ve endişeden kıvranıyorlardı. Bunun dışında elbette çeşitli dedikoduların çıkmasını da istemiyordum, durum ne ise öyle bilinmeliydi. Gazete ve soluk bir kahvaltıyla geçen sabah törenin ardından annem ve kız kardeşimi uyandırıp onlara da hastaneden gelen olumlu haberleri verdim. Kendimizi her olasılığa hazırlamak için sıkça tekrarladığımız sözlerden birkaçını, biraz değiştirerek tekrarladık. Kendi evime doğru yola çıktım. Çok uzundur ilk defa evime gidecektim. Hele kız kardeşim Amerika’dan döndüğünden beri, -bir ay kadar önce evde iki kadını sakinleştirecek birine her an ihtiyaç olabiliyordu. Neyse ki bugün haberler iyiydi, hastaneye akşama doğru uğrayacaktık, kafa dinlemek için bir fırsattı. Yorgundum. Takside ne düşündüm hatırlamıyorum. Telefon çalana kadar sanıyorum bir iki saat geçirmiştim evde, uzanarak, pencereden Galatasaray meydanını izleyerek. İki ay boyunca önce öleceğine inanıp sonra tekrar umutlanmaktan artık bir şey hissetmez olmuştum.

“Can Bey?” “Evet?” “Bir saniye bekleyin lütfen, doktorunuzu bağlıyorum.”
“…” “Üzgünüm Can Bey, babanızı az önce yitirdik.” “Teşekkür ederim doktor bey, iyi günler.”

Arkama yaslandım. Bir sigara yaktım. Ama babamı düşünmüyordum. Sabah ilk defa yanından ayrıldığın anneme ise, haberi vermem gerekiyordu. Taksim’den Teşvikiye’ye yol en fazla 20 dakika sürmüştü.

Bina dış zilini çaldım, annemin sesi:
“Kim o?”
“Can.”

Merdivenleri çıktım. Kapıyı tekrar çaldım, hemen açıldı. Annemdi…
İlk önce doğru bir basın bülteni hazırlamam gerekti, ölüm haberi tüm sevenlerine doğru bilgilerle ulaşmalıydı. Ev ziyaretçilerle dolmuştu. Ertesi gün Can Yayınları’ndaydım. Herkes öz babasını kaybetmiş gibiydi. Sevgili Kenan Kocatürk ile Metin Celal hemen yayınevinde bitmişler, yapabilecekleri bir şey olup olmadığını soruyorlardı. Birlikte Yeni Melek’te yapılacak olan veda törenini düzenledik. Sonra ölüm ilanlarını hazırladım.
Yaklaşık altı ay, bu şiddette olmasa da ‘iş-ev arasında bu tatsızlıkla görevlerimi yerine getirerek geçti. Bu süre boyunca, tahmin edersiniz ki, pek bir şey hissetmeye fırsatım olmadı, hatta zaman zaman istiyordum, şöyle içimde bir şeyler çatlasa da çözülüversem. Ama olmuyordu.

Erdal Öz biyografisinin hazırlanması da diğerleri gibi bir görevdi benim için. Olmazsa olmazdı. Yıllar sonra, “Kimmiş bu Erdal Öz” dendiğinde başvurulacak kendi kitapları dışında¬-bir kaynak olmalıydı. Ama benim için bir ihtiyaç değil gibiydi, en azından o günlerde, Sevgili Ayşe Sarısayın, babası Necatigil için nefis bir kitap hazırlamıştı. Kendi babası için böyle bir kitap hazırlayabiliyorsa, bir başkası için hayli hayli yapabilirdi. Çok da değerli bit öykücüydü. Bulmaca çözülmüştü. Ayşe Sarısayın’la görüştük ve çalışmalar başlandı.

Ayşe Sarısayın, yaklaşık 2.5 sene çalıştı. Bu sırada kimseyi kendine çok yaklaştırmasa da bu sürece tanıklık ettim. Babamın dostları, arkadaşlarıyla yüz yüze görüşerek, ulaştığı her bilgi molekülünü not ederek çok sağlam bir çalışma altyapısı oluşturuyor, ancak bir yandan da, yayıncısı, dostu, yazarı Erdal Öz’ü uğurlamak anlamına gelen bu kitabı hazırlıyor olmayı bir türlü içine sindiremiyordu. Çalışması sırasında Erdal Öz Yolculuğu ismini verdiği bir günlük tuttu. Bu günlükten bölümleri de ara ara kitapta kullandı. Böylece biz de kitabı okurken neler hissettiğini anlayabildik.
Kitap biter bitmez Ayşe Sarısayın bana bir örnek gönderdi. İlk sayfayı açtım, birkaç cümle okudum, olmadı. Devam edemiyordum. Neyse kendimi zorlayarak kitaba giriştim. Sanıyorum o sırada içimdeki bir şeyler çatırdadı. Tamamlanmış bir görev olmanın çok ötesine geçmişti kitap.

Ayşe Sarısayın, size minnettarım. Hem bu kitap sayesinde, babamı kaybettiğimden beri ilk defa hıçkırıklarla ağlayabildiğim için, hem de hepimiz burayı terk ettikten sonra bile birilerini “Kimmiş bu Erdal Öz, “dediklerinde, işte buymuş diyebilecekleri bir kitap var artık.

Bakın, Ayşe Sarısayın, bunu nasıl anlatıyor: “Kitapların, yıllar önce bende yarattığı gibi, bir ürperti yaratırsa okuyanlarda, bu ürperti’nin peşine düşerek o yazarın hayatına uzanmak isterse içlerinden biri, işte tam da bunun için yazılmıştır bu kitap.”

Kitabı size uzun uzadıya anlatmak, yorumlamak istemiyorum, hem çok değerli edebiyatçıların eleştirilerini şu sıralar dergilerden okuyoruz, hem de sanıyorum ki görüşlerimin pek de güvenilir olmaması için iki geçerli sebep var:
1- Erdal Öz babam, dolayısıyla dünyadaki herkesin okumasını istiyorum.
2- Kitabın yayıncısıyım, dolayısıyla dünyadaki herkesin almasını istiyorum.
Yine de Sarısayın ile ilgili bir şey eklemeden de geçemeyeceğim. Babamın günlüklerinde, 18 şubat 1973 tarihli bir not var: “Dün gece döndüm İstanbul’dan. Yine Bursa’daydım. Dün geceden beri süren yağmur aralıksız yağıyor. Yazmaya çalışıyorum. Dört güzel gün geçirdim İstanbul’da. Edip’le, Adnan’la, Kemal’le geçen günler gerçekten çok güzeldi. Yaşar Kemal’e çok güçlük çekerek yazdığımdan yakındım. ‘Yazarken alçakgönüllü ol’ dedi. Çok sevdim bu sözünü. Alçakgönüllü olmaya çalışarak, Ankara’da yazdığım ‘Sığırcıklar’ adlı öyküyü baştan yazmaya çalışıyorum.”
Sarısayın, sanıyorum Yaşar Kemal’in zamanında Erdal Öz’e önerdiği bu alçakgönüllülükle kaleme almış kitabı. Diğer eserlerinde olduğu gibi. Sarısayın’ın Erdal Öz Yolculuğu’nu anlatmak için seçip kitapta kullandığı, Necatigil’den bir alıntı:
Sevdiğimiz birini, kendimizi katmadan, yalnız o olarak anlatmak da mümkün! Ama bu, anı değil, tanıtmadır, incelemelidir, bilimsele yaklaşmadır. Ve ölüm haberleri çoklarımızda hemen özel yaşantıları çağırır, tatlı acı bir sürü anıları tazeler. Esirgenmiş olan bizim, daha bir süre yaşayacağımızın gizli sevinci de olabilir bu. Kesik kopuk görüntüler, bize bütün değerleriyle sadece gideni hatırlatmakta kalmaz; ne yazık ki, biraz da kendi gözümüzde kendimizi değerlendiren ayrıntıları da çıkarır ortaya: ‘Onu ilk defa… Yahut bir gün…’diye başlarız. Benim de bu yazım öyle bir yazı. Özür dilerim kendimi anlatıyorsam.”

Son olarak, bu sıralar basında bolca yer alan tartışmaların dışında kalarak, kitaptan çok sevimli, bulduğum babamı iyi anlattığını düşündüğüm, çok masum bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

“1994 yılındaki Tayland yolculuğundan sonra: Her şeyiyle özledim İstanbul’u, evimi, çocuklarımı, kedilerimi, işimi; en önemlisi de tuzu, tuzlu yiyecekleri. Uzun süre tatlı bir şeye dokunamam sanıyorum. Çünkü burada her şey tatlıydı. Et bile, kuruyemişler bile. Belki de buradaki insanların kılsız oluşları, saçlarının düz oluşu, tenlerinin mat oluşu, kokusuz oluşu tuzun olmayışından. Lokantalarda bile masalara tuz gelmiyor."

HEPİMİZİN ERDAL ABİSİYDİ
Erdal Öz/ Unutulmaz Bir Atlı; edebiyatımızın 50 kuşağı yazarlarından, öykücü, romancı, yayıncı Erdal Öz’ün yaşam öyküsü. 27 Mayıs döneminde a dergisini çıkaran genç yazarlardan biri. 12 Mart dönemine gelindiğinde adını iyice duyurmuş bir öykücü. “Gülünün Solduğu Akşam”ın yazarı ve edebiyat dünyasının Erday Abisi’ydi.





Erdal Öz: Unutulmaz Bir Atlı
Ayşe Sarısayın
Can Yayınları

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163