VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Mart 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Azı da çoğu da zarar: Para!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Azı da çoğu da zarar: Para!

Hani kararında denir ya, galiba bu söz en çok para için geçerli. Çünkü İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan “Paranın Tarihi” kitabını okuduğumuzda görüyoruz ki, toplumların aşırı zenginleşmesi her şeyi satın alınabilir kılarken peşinden ahlak çöküntüsünü ve kontrol edilemez bir iktidarı da getiriyor. Belki de bu yüzden İslam parayı hep kontrol etmek istemiş, petrol zengini İslam devletlerinin aksine...

Atom Damalı

“Paranın Tarihi” isimli kitap, ülkemizin yer aldığı coğrafyanın dünya medeniyetine ne kadar büyük katkılar yapmış olduğunu bir kez daha gözler önüne seren bir çalışma. Çünkü paranın köklerine indiğimizde, gelişiminin en önemli iki aşamasının da içinde bulunduğumuz bölgede yaşandığını görmekteyiz. M.Ö. 3 binlere baktığımızda Mezapotamya ve Mısır’da para yerine kıymetli madenlerin kullanıldığını görürüz. Paranın önceden ise yani kıymetli madenlerin tartılarak standart birimler haline getirilmesinden önce, 2500 yıl süreyle madenler veya değişim aracı olarak kullanılabilecek malzemelerle ticari işlemler gerçekleşirdi. Tartılarak ve takas edilerek... Bugünkü anlamda paranın kullanımı ise M.Ö. 550’li yıllarda Ege Bölgesinde kurulan Lidya Krallığı’da gerçekleşir. Altın ve gümüş karışımından yapılan ve “elektron” adı verilen bir karışımla üretilen ilk para bu dönemde bu topraklarda üretilmiştir. Anadolu topraklarında kıymetli madenlerden yapılan bu keşfi ortaya çıkarken aynı yıllarda Çin’de de benzer bir şekilde bronz sikke üretimi başlar.
Tabii paranın etkisi hiçbir zaman ticaretle sınırlı kalmamıştır. Toplumsal değişimlerdeki rolü hep büyüktür. Bu nedenle kitapta, paranın toplumlarda yaratabileceği sosyal değişikliklerle ilgili çok ilginç ve tarihi örneklere yer verilmiş.
Mesela M.Ö. 750’li yıllarda kurulan Roma, ilk 400 yılını para ile tanışmadan geçirmiş. Bu yıllarda Roma’nın kullandığı primitif takas sistemleri, Roma’nın Batı Akdeniz’e hakim olmasıyla güçlü ve zengin bir finans mekanizmasına dönüşmesini sağlamış. Roma lejyonlarının parlak başarıları, yeni fetih bölgelerinden aşırı yoğun bir yağmanın Roma’ya akmasına neden olmuş... Peki, bu zenginlik Roma halkına mutluluk ve ferah getirmiş mi? Tarihten okuduğumuz kadarıyla, hayır. Çünkü bu zenginlik aşırı bir para hırsını yanında getirirken Roma’nın kamusal ahlakında büyük ve derin bir bozulmaya yol açmış. Öyle ki, Roma’da her şey, ahlak ve iktidar da dahil, her şey satılığa çıkabilmiş. Roma elit sınıfının emrindeki para miktarı o kadar artmış ki, yönetim modeli özgür bir cumhuriyet iken monarşiye dönüşmüş ve para artık seçimle iş başına gelmiş devlet görevlileri adına değil, en büyük gücü elde eden imparator ve ailesinden birinin portresi ile darbedilir olmuş.
“Paranın Tarihi” isimli eserde yazarlar para olgusunu dünyanın değişik bölgelerinde incelerken dini önemli bir kriter olarak da ele almış. Gerçekten de şimdiye kadar kurulmuş 150 İslam Devleti’nin sikkeleri incelendiğinde bu yaklaşımın doğru olduğunu görürüz. 7’nci yüzyıl başlarında Mekke’de Hz. Muhammed’e vahyedilen Kur’an-ı Kerim’de, İslamiyet’in kutsal kitabında paranın gelip geçici olduğuna dair birçok önemli uyarı yer almaktadır: “O malın kendisini ebedi kılacağını zanneder”, “Servet ve oğullar hayatın süsüdür, ölümsüz olan iyi şeyler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır.” Bunlar, sadece birkaç örnek. Hatta Peygamberin kendisinin de “para toplumunu sınıyor” dediği ileri sürülür. Ancak bugünkü İslam düşüncesinin bir uzantısı olan petrol zengini İslam Devletleri’nin, kendi toplumlarına davranış biçimlerine baktığımızda İslamiyet’in bu onuruna layık olup olmadıklarını söyleyebilir miyiz, bilemem!

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam