VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
17 Aralık 2012 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Çaycı Nuridin’in berbat ve şahane hikâyesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Çaycı Nuridin’in berbat ve şahane hikâyesi

Gazeteci Yazar Mahmut Şenol'un kitabı “Capon Çayevi”nin sıradan kahramanı Nuridin'in sıradışı hayatıyla okur kendisini şenlikli ve zalim bir hikayede buluyor.


Fügen Ünal Şen
fugens@gmail.com



Okuduğum kitabın kahramanına seslenerek başlayacağım izninizle; Çaycı Nuridin'e. Kızgınım sana be Nuridin! Her şeye tüm kalbinle inandığın, tanıdığın, tanımadığın kim varsa her birine canı yürekten güvendiğin için kızgınım. Çocukluğundan beri yediğin kazığın haddi hesabı yok; ama hiçbirinden en ufak bir ders almadığın, hayata ve kadere hep affedici yaklaştığın, iyi niyetine sınır çekemediğin için kızgınım.
Sevdim seni be Nuridin! Hem de tümüyle sana kızdığım nedenlerden ötürü!
Doğru yazılan, yanlış okunan adın gibi doğru başlayıp yanlış giden kaderinle saklambaç oynayacak değildin elbet ama bu kadar mı teslimiyetçi olur insan, bu kadar mı akıntıya koyverir kendini?
"Şeytanın yattığı yerden haberdar olmanı beklemiyoruz ama bu kadar ibişlik olmaz ki!"
Oh, rahatladım.
Peki "Kim bu Nuridin?" O, Mahmut Şenol'un “Capon Çayevi” kitabının kahramanıdır ve adı Nurettin olarak söylenebilseydi ihtimal ki hayatı da bambaşka olacak, kuşkusuz kitaba bu anlamı katmayacaktı.

Capon ÇayeviCapon Çayevi

Mahmut Şenol

Detay için tıklayın









Mahmut Şenol bir gazeteci ve kitaplarında gazetecilik yanını öne çıkarıp, sadece olayın hikayesini anlatan bir yazar.
Elbette son kitabı “Capon Çayevi”nde de bu özelliğini görüyoruz. Kitap, kahramanımız Nuridin'in detaylarla, kişilerle, ilişkilerle, gel-gitlerle dolu hayatının hikayesidir. Ama durun sevgili okur, Çanakkale Bigalı Çerkez Nuridin'in peşine takılmadan önce, yazarın kitabın girişinde düştüğü notu okuyalım:
“Romanlarım bir ölçüde Pieter Bruegel'in resimlerini kağıda aktarıp temize geçmek gibidir. Hollandalı ressamın tablolarını görüyorum kendi yazdıklarımda ve kitaplarımdaki hikâyeler, karakterler, mekân ve zamanın ilişkisi, hatta kullandığım dil, Bruegel resimlerine benzer; şenlikli ve zalimânedir her şey... Berbat ve şahane, zor ve kolay, yalan ve dürüstlük, ihanet ve sadakat, alay ve gurur, adi ve yüce, hatta dev ve cüce iç içedir bende."
Eh, Şenol'un içinde dev ile cüce iç içeyse, zor ve kolay birbiri içinde eriyip gittiyse, yalan ile dürüstlük el ele vermişse, bir okur olarak benim de kitap kahramanı Nuridin'i aynı anda hem sevip hem pataklamak istemem normal o halde.
Gelelim Nuridin'e...
Nuridin çelimsizdi. Beden ve ruh olarak. Bedenine bir desteğim olamazdı elbet ama ruhuna iyilik dileklerimi yolladım her satırda. Ve yine her satırda "artık silkelenecek, toparlanacak" diye umdum ve aynı anda Nuridin ile kendimi yerde buldum. Değil yürüyüp bir yere varmak, ayakta, hayatta kalmak bile ne zordu onun için, bununla vuruldum.
Nuridin bir naif Anadolu erkeği. 1929'da doğmuş Biga'nın ahalisi Çerkez olan Mahmudiye Köyü'nde. Yoksulluk ve hastalıklar yüzünden bir işte dikiş tutturamamış bir garip. Çay ocağına çırak verilmesi hayatta başına gelen ve gelecek en güzel şey. Çay ocağıyla öylesine bütünleşiyor ki çaycılığı sanata çeviriyor.

Çayın profesörü

Yazar, "Capon Çayevi"nde okuruna sıradan bir kahramanın, sıradışı hayatını sunuyor. 1950'lerde, İstanbul'da hayata tutunmaya çalışan, beceremeyip memleketi Biga'ya dönen, orada da yapamayıp yine gurbete sığınan Nuridin'in. Nuridin'in bir altın bileziği var şükür ki! Desem ki çay profesörüdür, yalan olmaz. Ondan güzel çay demleyen var mıdır âlemde bilinmez. Kolundaki bu altın bileziktir zaten ezik ve saf kahramanımızı ayakta tutan.
Kitabın ilk sayfalarında, sonradan başına bela olacak karısı ve çocuğu ile -ve onun haberi olmasa da elbette benimle de- Çanakkale'nin Biga kasabasının Mahmudiye Köyü'nden çıkıp İstanbul'a geldik. Geldik gelmesine ya, Tophane'nin göbeğine düştük birden. Nuridin, memleketlisinin de yardımıyla Tophane'de bir çay ocağı işletmeye başlarken Mahmut Şenol'un gazeteci kimliği devreye girdi ve okuru, 1950'lerin Tophane kültürüyle, kabadayı jargonuyla kıraathane adabıyla Nuridin'in hayatı üzerinden tanıştırmaya başladı.

Türk filmi tadında

Bazı kitaplar okurun gözünde canlanır ya hani bir film gibi, “Capon Çayevi” kitabı da bende bu duyguyu uyandırdı. Yazarın satırlarıyla sanki bir siyah beyaz Türk filmi izliyormuşum gibi hissettim:
Amele tramvayı, Beyoğu Markiz Pastanesi, dolandırıcılar kralı Sülün Osman, Tophane'deki çayevleri bir bir gönlümden akıp geçti. Ve elbette Nuridin'in hayatı da. Yazar, Nuridin'e eş olarak 7 Kocalı Hürmüz hayatı süren Cahide'yi seçmiş. Nuridin'in felaketi işte burada başlıyor. Bigalı bir genç adam, aptallık ölçüsünde saf ve iyi niyetli, İstanbul'da fingirdek bir kadına nasıl sahip çıksın? Gelen geçen kazık atıyor elbette ama asıl karısından yediği kazık hayatını altüst ediyor. Felaket üstüne felaket gelince, binbir umutla geldiği İstanbul'dan memleketine dönmek zorunda kalıyor.
Hayatı İstanbul, Ankara ve memleket arasında hep bir arayış, ayakta kalış mücadelesiye geçiyor. Yazıma başlık yaptığım gibi "berbat ve şahane" bir hayat sürüyor. Berbat çünkü, yemediği kazık kalmıyor. Şahane çünkü, yediği kazıkları dert edip enseyi karartmıyor.
"Çay demlemekteki maharetini anlıyoruz da şu Capon çayı lakırdısı nereden çıkıyor?" diye soran meraklı okura ise birkaç satırla Nuridin'in gurbetteyken bir ara yolunun Ankara'ya düştüğünü, Japon Çayı diye bir şey duyduğunu, merakının ve çay tutkusunun peşine takılıp Japon Konsolosluğu'na gittiğini söyleyelim.
Ee, söylemiştim Nuridin saf ve temiz bir adam. "Şunca yıldır Türk çayı yaparım da şimdi sizinkini öğrenme zamanıdır" demesindeki sevimli hale ve samimiyete hayran kalan Japonlar, düzenledikleri Çay Seremoni'siyle Japon Çayı'nın inceliklerini öğretiverirler. Gurbetten usanan Nuridin de işte o anda karar veriyor: Memleketi Biga'ya dönüp "Capon Çayevi" açacaktır. Sonra gelsin kokonatlı, karanfilli, kakuleli, sütlü, kahveli, tarçınlı, portakallı çaylar.
Yapar mı, yapar; Nuridin bu!
Gerisini yani Boşnak, Çerkez, Pomak Arnavut, Manav Türkmen, Rum, Çingene kültürünün harmanlandığı Biga'da olup bitenleri elbette kitapta.

Not: "Capon Çayevi", “Mahmudiye Üçlemesi” kitabının ikincisi. “Çerkez Adil Paşa'nın Tahsildarlık Günleri” ise üçlemenin ilk kitabıdır.)



Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam