VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Nisan 2011 Pazar | Anasayfa > Haberler > İş insanda, vicdanda bitiyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İş insanda, vicdanda bitiyor

Daha önce şiirleri ve hikayeleriyle okurlarla buluşan yazar Ayhan Bozkurt, ilk romanı “Barikattaki Çocuk” ile kendi çocukluğunun Çorum’unu anlatıyor. Kitapta barış içerisinde yaşayan bir mahallenin, Alevi-Sünni çatışması içerisinde kalması bir çocuğun gözünden anlatılırken, okur da 1980’de Çorum’da yaşanan olaylara, olayların içinden bakma şansı buluyor.

Canan Hatiboğlu

Siz de çocukluğunuzu 1980 darbesi öncesi Çorum’da geçirdiniz. Roman tamamıyla otobiyografik mi?

Evet, bir yönüyle otobiyografik bir roman diyebiliriz. Bu türe giren romanlarda yazar olayları bir kurgu içerisinde, kişiyi bir roman kahramanı gibi görerek yazar. Ben romanımda kendi çocukluğumdan yola çıkarak Çorum olaylarını anlattım. Kahramanım bir çocuk... Bu çocuğun gözünden Çorum’da yaşanan iç savaşın onun hayatındaki kırılmalarını yazdım. Savaş şüphesiz her şeyi etkiler. Ama çocukları çok farklı etkileyecektir. Çünkü çocuklar hiçbir zaman taraf değillerdir. Taraf olmadıkları gibi sürekli soru sorarlar. Anlamaya, inanamaya çalışırlar. Bir de bakarsınız her şey ters yüz olur. Soruları yanıt bulmaz, inandıkları şeyler yok olur. Hayalleri alt üst olur. “Barikattaki Çocuk”, otobiyografik bir roman olmakla beraber çocuk naifliğini, çocuk saflığını bugünkü bakış açımdan da bakarak anlattığım psikolojik bir roman.

Romandaki karakterlerin karşılıkları var mı? Bire bir mi şekillendirdiler?

Hemen hemen hepsinin var. Sonuçta bir roman bu... Bir kurgu etrafında bire bir şekillenmedi elbette. Ancak anlattığım süreçte yanlış bir bilgi vermemek adına parça parça hikâyeleri bir araya getirerek bir bütünlük oluşturdum. Birebir yazmış olsaydım onlara saygısızlık etmiş olurdum. Bir belgesel ve tarihsel bir yapıt değil bu kitap. Gerçek karakterler üzerine kurduğum ve o dönemde mahallede tanık olduğum ama ağırlıklı olarak çocuğun ve annesinin ön planda olduğu kurgusal bir roman. Asıl önemli olan ve vurgulamak istediğim çocuk. Çünkü savaş oyunları oynayan çocuk bir anda kendini gerçek savaşın içinde buluyor. Çocuktaki sorgulama, şaşkınlık, korku gibi duygular romanın daha evrensel olmasını sağlıyor.

Sizi bu romana yazmaya iten ne oldu?

Bugüne kadar yakın tarihimizi anlatan romanların az olduğunu düşünüyordum. Bir çocuğun gözünden anlatmak daha anlamlı geldi bana. Çünkü yaşamıştım o günleri... Neden yazmayayım dedim kendime. Fikrimi paylaştığım arkadaşlarım destekledi beni. Ben tarihçi değilim, o dönemi ancak böyle anlatabilirdim.

SOKAKLAR ŞİMDİ TEHLİKELİ

Kitap muhtırayla başlayıp darbeyle bitiyor. 1980 öncesinde çocuk olmak bir çocuğu nasıl etkiler? Sizi nasıl etkiledi?

Roman, 1 Ocak 1980 muhtırasıyla başlıyor ve 12 Eylül darbesiyle bitiyor. Arada geçen bir hikâye... Bu hikaye sağ-sol çatışmasıyla birlikte Alevi-Sünni çatışmasına dönüşüyor. Aslında biz kuşak olarak başlangıçta çok şanslıydık. Sokaklardan çıkmazdık. Eve gideceğimiz zaman üzülürdük. Oyun alanımız sokaklardı. Şimdi sokaklar çok tehlikeli, bugünkü çocukların durumu bizimki gibi değil. Mahallemizde bizlere sahip çıkacak ağabeylerimiz vardı o zamanlar. Onlardan çok şey öğrendik. İnsan olmak, özgür olmak, devrimci olmak gibi erdemlerden söz ederlerdi bize. Yalan söylemenin kötü bir şey olduğunu öğrettiler bizlere. Başlangıçta şanslıydık dedim çünkü giderek şanslı çocuklar olmaktan çıkıp korkuyla büyüyen, ağlayan çocuklar olmaya başladık. Oyun alanlarımız yok oldu. Silahlar, bombalar patlamaya başladı. Bizlere bu erdemlerden söz eden ağabeylerimiz ölmeye öldürülmeye başladı. Kimisi hapse atıldı. Kimisi inandıkları şeylerden vazgeçti. İnanacağımız bir hayat yoktu önümüzde... Kimse çocuğunu, hani deyim yerindeyse etliye sütlüye bulaştırmıyordu artık. Mutsuz bir gençlik geliyordu; dünya meselelerinden uzak, melankolik bir kuşak... Kendimizi sahipsiz hissetmeye başladık ve 12 Eylül sonrası özgüveni olmayan bir kuşak olarak bugünlere geldik.

Çorum’daki olayların süreci genel olarak bilinse de sonrasına dair pek veri bulunmuyor. Darbe Çorum’u, özellikle Alevi-Sünni ilişkilerini nasıl etkiledi?

Tamamen farklı bir kültürün içine girildi. Genel olarak bir suskunluk hâkimdi. 12 Eylül sonrasında birçok insan hapislere atıldı, işkence gördü, sakat kaldı. Alevilerin yaşadığı mahalleye iş başına gelen siyasetçilerin çoğu yatırım yapmadı. Sokaklar aynı kaldı. Bir dönem başka yerlere göçler oldu. Her iki taraftan da insanlar evlerini satıp şehri terk ettiler. Biraz önce söylediğim gibi siyaset yine burada başroldü. Sadece Aleviler değil Sünni insanlar da ölümlerden, acılardan nasibini aldı. Ticari ilişkileri olanların arası bozuldu. Rant kavgası başladı. Siyaseti kullanarak çıkar ilişkileri başladı. Bir grup insan hala yoksulken bir grup çok zengin oldu... Özal dönemi başladı. Yine siyaset her zamanki yerini aldı. Ama bana göre yine iş insanda, vicdanda bitiyor.

Şiir ve hikayeden sonra, romana yöneldiniz, neden?

Anlatacaklarımı romanda daha iyi ifade edebileceğimi düşünüyorum. Senaryo yazdığım için kafamda beliren parçaları en iyi romanda anlatabileceğimi fark ettim. Sonuçta neyi anlattığınız değil nasıl anlattığınız önemli. Burada şiir devreye giriyor işte. Üslubumu şiirsel dille ifade etmeye çalışıyorum. Bu kitapta da öyle oldu. Daha ayrıntı, daha çok insanı anlatmanın yolu roman yazmaktan geçiyor. Şiire haksızlık filan ettiğim düşünülmesin sakın. Şiir benim hayatım.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163