VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Ağustos 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Kütüphanemi elektrikli tellerle korumayı düşünüyorum
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kütüphanemi elektrikli tellerle korumayı düşünüyorum

""En sevdiğim misafir kütüphanemi seyreden, en sevmediğim misafir ise kitaplarımı mıncıklayan misafirdir. Sırtından bak işte, niye raftan çekiyorsun, kardeşim!?""

"Melekler Erkek Olur”, “Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası” kitaplarının yazarı Hamdi Koç’un kütüphanesi parmak ısırtacak türden... Sadece kaliteli bir ahşaptan yapılmış olan kütüphanenin kendisi değil kitaplar da çok şık! Hemen hepsi hardcover... Üstelik kitapların birden fazla baskısı da var. Mesela James Joyce’un “Ulysses”in 20’den fazla, Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde”sinin ise İngilizce’deki tüm edisyonlarına sahip... Hal böyle olunca da kütüphanesi onun için çok değerli! Bir de küçük not, isteyen ihbar olarak da kabul edebilir, kütüphanesinde neredeyse hiç Türkçe kitap yok! Hamdi Koç, kütüphanesini anlattı:

- Kütüphanem büyük ve kapsamlıdır. Temel özelliği ise İngilizce kitaplardan oluşması. Bütün bir İngiliz ve Amerikan edebiyatını, şiirden romana, tiyatrodan edebiyatına, tarihe dek kütüphanemde bulmak, hemen hemen mümkün... Pek eksiğim olduğunu sanmıyorum. Kütüphanemi oluştururken bütünlükçü davranmaya dikkat ettim. Bir gün ihtiyacım olabileceğini düşündüğüm ya da kapsamlı bir kütüphanede olması gerektiğine inandığım her kitabı aldım. Eğer bir yazar ya da kitap eksiğim varsa ya hoşlanmadığım bir yazar olduğu için almamışımdır ya da hoşlanmadığımı görüp kitabı atmışımdır. Atma huyum da vardır. Önemsediğim kitaba taparım ama itibar etmediğim kitabı kaldırır atarım.

- Benim için kitabın fiziksel kalitesi de önemlidir. Mevcudu varsa, bir kere, mutlaka hardcover alırım. Hatta sevdiğim, sık sık karıştıracağımı bildiğim kitapları birkaç hardcover nüsha alırım, ki ileride elimde cillop kopyalar olsun. Cambridge/Kantlar’ım, Indiana/Heideggerler’im, Princeton/Samuel Johnsonlar’ım, Northwestern/Melvilleler’im, Bodley Head ve Jonathan Cape/Joycelar’ım böyledir, ihtimam görür, itinayla okunurlar ve kimseye ellettirilmezler. En sevdiğim misafir kütüphanemi seyreden, en sevmediğim misafir ise kitaplarımı mıncıklayan misafirdir. Sırtından bak işte, niye raftan çekiyorsun, kardeşim! Sonra bir de rafa geri sokarken kapağı bükülecek diye yüreğimi ağzıma getiriyorsun? Değil mi ama? Kütüphanemi gelene gidene karşı elektrikli tellerle korumayı düşünüyorum.

- Kütüphanem salonda çünkü salonda çalışıyorum ve herhangi bir odaya sığmam mümkün değil. Ayrıca her evin en güzel manzaralı, en ferah yeri salondur. Karım o kadar iyi kalpli ki bana sadece hayatta değil, salonda da katlanıyor. Kitaplarım elbette kütüphaneden çıkar, yatak odasına, kızımın odasına filan, artık kim tarafından nerede okunacaksa onun elinde oraya gider, ama asla evden çıkmaz.

- Kütüphanemde kontrol de önemli, çünkü aradığım zaman bulabilmeliyim. O yüzden başka odada işi biten kitap yerine döner. Kütüphanem duvarlarıma paralel örülen ve beni dış dünyadan ayıran ikinci bir duvar mı? Hayır, kütüphanem benim ikinci değil, tek duvarım. Hayatım boyunca ailemden sonra en çok kitaplarımı sevdim. Altı, yedi yaşımdan beri böyle. Toplum işini bilmiyorum. Şahsen toplum kurallarıyla bir sorunum olmadı. Kitaplarımın da beni koruduğunu değil, zenginleştirdiğini düşünürüm. Aksine, kitapların korunmaya ihtiyacı var: Elektrikli tel!!!

- Kütüphanemin büyümesine dair hiç korkum olmadı. Yalnız, “ya artık alacak kitap bulamaz olursan” diye korkmuşumdur, o kadar! Asıl sıkıntım bu. Kütüphanemin evimi işgal ettiğini de düşünmem aksine keşke mümkün olsa da tatile bile bütün kütüphanemi alıp gidebilsem. Kitaplar yüzünden hiç ev değiştirmedim. Şimdiki evim, nazar değmesin, çalışmak için ideal: Önüm park ve deniz. Ama yine de bir gün ev değiştirirsem, kitaplarımı nasıl taşıyacağım düşüncesi bende sıkıntı yaratır. Taşınmak düşüncesi sırf bu yüzden katlanılmaz geliyor.

- Temizliğine gelince... Kütüphanemi yardımcımız temizliyor. Eminim içinde s’li kelimeler geçen yorumlar yapıyordur. Bu kadar kitap üzerimde “Beni de oku, beni de oku” diye baskı yapıyor mu? Kitapların çoğu okunmak için değildir; güven vermek içindir. Bir gün merak eder ya da ihtiyaç duyar okurum diye güven duymak içindir. Yoksa o kadar kitabı okuyan biri, yani, bir daha iflah olmaz!

Paylaş