VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Nisan 2014 Pazar | Anasayfa > Haberler > Sizi dinliyoruz Ahmet Mithat Efendi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sizi dinliyoruz Ahmet Mithat Efendi

Tanzimat Edebiyatı’nın sürekli yazan, renkli karakteri Ahmet Mithat Efendi gerek yaşamındaki seçimler, gerekse metinlerindeki yazım hızı ve kalite beklentisi nedeniyle hep tartışıldı.

Tekin Budakoğlu

Prof. Dr. Nüket Esen edebiyat tarihimizin bu önemli ismini “Hikâye Anlatan Adam: Ahmet Mithat” kitabında detayları ile alıyor. Ne güzel ki, bu kapsamlı çalışmanın yayımlandığı şu günlerde yazarın küllmiyatı da okurla tekrar buluşuyor.

Derslerde Tanzimat Edebiyatı’nı anlatırken, dönemin sosyal olaylarını ve sanat algısındaki genel çerçeveyi şöyle belirleriz: Osmanlı Devleti’nin, çöküşü önlemek için yürürlüğe koyduğu Tanzimat Fermanı, Batılılaşma hareketinin bir ürünüdür ve fermanla padişahın yetkileri kısıtlanır, otorite karşısında yalnızca cemiyeti oluşturan birer yapıtaşından ibaret görünen ahali, birey olma yolundaki ilk adımını atmış olur. Ferman aynı zamanda, yüzyıllardır beslenilen ve daha çok baskın otoritenin her türlü aksiyonuna boyun eğen mistik Doğu medeniyetinin yavaş yavaş bir köşeye itilmesi, onun yerine, hayatın her alanında ışıltılı ve parlak günler vadeden; bireyi ve bireyin doğuştan gelen özgürlük, hürriyet, hukuk eşitliği gibi haklarını yücelten bir dünya görüşüne sahip olan Batı medeniyetinin geçirilmesi anlamını taşır. Batı aynı zamanda, bu yaşam prensibini roman, hikâye, tiyatro, makale gibi kurmaca ve kurmaca dışı metinler aracılığıyla edebiyata da yansıtmış ve bu konuları sık sık işlemiştir.
Tanzimat Edebiyatı, özellikle başlangıç evresinde, bu yeni hayatı anlatma amacı güder: Halka bilgi vermeyi ve insanları eğitmeyi amaçlayan, bu nedenle edebiyata estetik tat vermekten çok didaktik olmayı önceleyen bir edebiyat vardır ortada. Öyle ki yazar, metninin başarısını bıraktığı edebi hazza göre değil, okurun sosyal meselelerdeki bilgi ve duyarlılığına ne ölçüde katkı sağladığına bakarak ölçer.

Edebiyatı, başlı başına bir güzel sanat olmaktan ziyade, topluma ulaşmada bir araç olarak gören Tanzimat anlayışı, çok değil, hemen kendini takip eden Servet-i Fünûn döneminden itibaren ağır ve yıpratıcı eleştirilere maruz kalır, ötekileştirilir. Bu eleştirilerin merkezindeyse, Tanzimat Edebiyatı’nın renkli karakteri, Ahmet Mithat Efendi yer alır.

Nüket Esen, “Hikâye Anlatan Adam: Ahmet Mithat” çalışmasının ön sözünde, sevdiği ve eserlerine ilgi duyduğu Ahmet Mithat hakkında zihninde kalanları, belirli bir düzen takip etmeden yazmayı tercih ettiğini söylüyor ve metni de bu şekilde düzenliyor: Metnin ana omurgası, Nüket Esen’in, Ahmet Mithat’a yöneltilen eleştirilere verdiği cevaplar olarak görünüyor.

ON BEŞ SAATTE BİR ROMAN!
İlk roman, ilk köy hikâyesi başta olmak üzere modern Türk Edebiyatı’nda pek çok ilke imza atmış olan Ahmet Mithat Efendi’nin acımasızca eleştirilmesinin temelinde, bazı tarihi ve siyasal etkiler olduğunu vurguluyor Nüket Esen: Öncelikle Ahmet Mithat Efendi, yaşantıya sanattan öncelik veren eleştiri zihniyeti yüzünden, Abdülhamit sempatisi gerekçe gösterilerek, uzunca bir zaman görmezden gelinmiş ve eserleri kötülenmiştir. Nüket Esen ayrıca, Ahmet Mithat’ın sürekli olarak Osmanlılığı ve İslamiyet’i savunduğunu ve bu nedenle Cumhuriyet dönemindeki edebiyat tarihlerinde yeterli bir rol model olamayarak kenarda tutulduğunu; bütün bunlar bir yana, her zaman ‘bir halk yazarı’, avam ve çalakalem yazan laubali bir yazar olarak göründüğünü söylüyor. Oysa Nüket Esen’e göre, iyi bir edebiyatçı olmak için her zaman millî konuları ele alan, çatık kaşlı bir yazar profili yerine, pekâlâ Ahmet Mithat gibi güler yüzlü ve ciddiyetten uzak olunabilir.

Evine kurduğu matbaa sayesinde her istediğini anında yayımlayabilme şansına sahip olan Ahmet Mithat Efendi, belki de başka bir yazara nasip olmamış bir tür yelpazesinde, sürekli yazmış. Öyle ki yazılarında sakıncalı içerikler olduğu gerekçesiyle sürgüne gönderildiği Rodos’taki üç yılına, tam altı roman, üç de tiyatro oyunu sığdırmış.

Bu sürekli yazma hırsı kalitede eksikliklere yol açtığı için de Ahmet Mithat sürekli eleştirilir. Hatta Servet-i Fünûn’a karşı yazdığı “Dekadanlar” makalesi sonrası Tevfik Fikret onun için; “Yalnız koca bir fem (ağız) / Bir dağ gibi adem” mısralarıyla süslü bir şiir kaleme alır: Tevfik Fikret, metaforik anlamda Ahmet Mithat’ın iri cüssesine gönderme yaparak “niteliğini ve kalitesini düşünmeden okuyup yazdığı” eleştirisinde bulunur.

Nüket Esen, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi’nde benzer bir eleştiri düzlemi oluşturarak, Ahmet Mithat Efendi’ye saldırdığını söylüyor: Tanpınar’ın Ahmet Mithat’ı, kendi dönemindeki edebi ortamdan maziye bakarak eleştirdiğini ve oldukça yanlı bir tutum sergilediğini savunuyor.

Bu noktada Nüket Esen’den biraz daha iyimser düşünüyorum: Evet Tanpınar’ın, hiç durmaksızın ve edebi beklentiler gütmeden yazdığı için Ahmet Mithat’a karşı eleştirileri bazen fazla sert; fakat tastamam yanlış değil. Kaldı ki Ahmet Mithat’ın halkı beslediğini, romanın öncüsü olduğunu, bazı yazınsal türlerin başkaları tarafından derinleştirilmiş olsa bile onları bize kazandıran Ahmet Mithat’ın hakkının yenmemesi gerektiğini vurguluyor Tanpınar. Bütün bunların uzağında, Türk Edebiyatı’ndaki estetik zevki belki de en yüksek sanatçılardan biri olan Tanpınar’ın, gelişigüzel yazılan ve bizzat yazarı tarafından kaleme alınma süresi “Bir haftada yazılmış ise de iş saatleri hesab olunsa on beş saate varmaz.” olarak açıklanan romanlarda yüksek bir sanat cevheri bulamamasını yadırgamamak lazım. On beş saatte bir roman! Ahmet Mithat Efendi’nin bırakın metin bütünlüğünü kontrol etmeyi, kelimelerde seçici davranmayı, metnin inandırıcılığını ve bağlantılarını gözden geçirmeyi, bir cümleyi ikinci kez okumaya bile vakti kalmamış olmalı.

Belki de geri dönüp ne yazdığına bakamadığı için de garip bir otokontrol mekanizmasına dua ediyor Ahmet Mithat: Sansür kurulunun faaliyete geçmesini, Rodos’a sürgününü aklına getirerek olumluyor ve belki de sanat tarihinde eşi benzeri görünmez bir fikir geliştirerek sürgüne gitmektense, yazdıklarının sansüre uğramasının daha mantıklı olacağına kanaat getiriyor.

BİZ BU SONU BEĞENMEDİK
Nüket Esen çalışmasında, elbette ki Ahmet Mithat’ın sanatçılığı ve metinlerinin yetkinliği üzerinde de uzun uzun durup düşünürken okur için bazı uyarılarda da bulunmayı ihmal etmiyor: “Ahmet Mithat’ın yazdıklarına bakarken bunların tefrika mantığı ile yazıldıklarını unutmamak gerekir. 19. yüzyıl ortasından sonra ortaya çıkan gazete okuruna yöneliktir bu anlatılar. Roman ve hikâyeler tefrika olarak gazetelerde parça parça yayınlanır. Bu yüzden romanların bölümlenmiş biçimleri, geçmiş bölümleri hatırlatmak için yapılan tekrarlar veya sayfa doldurmak için lafı uzatmalar hep bu bilgi ışığında ele alınmalıdır.”

İç içe hikâye tarzında oluşturduğu metinlerine, yeri geldiğinde gazetedeki sayfa eksikliğini doldurmak için eklemeler yapan Ahmet Mithat’ın, okurlarıyla olan ilişkisiyse oldukça dikkat çekici. Her metninde, karşısında okuyucu varmış gibi onunla sohbet etmesinin yanında, kimi zaman okur da ona cevap verir. Bununla da yetinmez o, herkes tarafından sevilmeyi arzulaması ve okurun nabzını tutmayı prensip edinmesi sebebiyle, metinlerinin akışını da okurun nabzına göre şekillendirir. Nüket Esen’in aktardığı bazı anekdotlarsa hayli trajik: Okurlar Hasan Mellah’ın sonunu yeterli bulmayınca tutup onun kaldığı yerden devam eden çalışması “Zeyl-i Hasan Mellah”ı kaleme alır.

Bir başka romanı “Yeryüzünde Bir Melek”teyse evli bir Müslüman kadının başka bir adama âşık olması üzerine aldığı tepkiler sonrasında, artık benzer rollerdeki kadınları hep gayrimüslimler arasından seçer. Bu enteresan notlardan birini de Va-Nu’dan alıntılıyor Nüket Esen. Va-Nu, Akşam Gazetesi’ne yazdığı bir yazıda, hikâyeleriyle alakalı sık sık tehditçi ve ricacılarla karşılaşan Ahmet Mithat’ın, metinlerini bu isteklere göre değiştirip durduğunu anlatır. Yine de oldukça sıcak, okurunu bir can yoldaşı olarak gören Ahmet Mithat, şüphesiz samimi metinler yazar; çalışkan ve azimlidir. Çalışmasında onu çeşitli yönleriyle ele alan, metinlerinin ve yazarlığının ayrıntılı incelemesine giren Nüket Esen de bu noktalara değiniyor: Ona göre elbette Ahmet Mithat’ın metinlerinde bazı kusurları vardır. Ancak bütün bunlar, onun pek çok ilki başaran ve ömrünün sonuna kadar yazmaktan vazgeçmeyen yazar kişiliğine gölge düşürmemelidir.

Ahmet Mithat’ın çalışmalarını siyasi fikirlerine, yaşantısına göre değerlendirmemek gerektiğini çalışmasının neredeyse her bölümünde vurgulayan Nükhet Esen, Ahmet Mithat’ı bu yönlerden eleştirenlere bir ara şöyle soruyor: “Evet, yazdıkları majör edebiyat eserleri değil, kendisi entelektüel değil, üst sınıftan değil, siyasi ve ahlaki seçimleri beğenilmeyebilir, bazı hallerine bakarak kaba olduğu bile söylenebilir. Ama yazar olmak, edebiyatçı sayılmak için neden bunlar şart olsun ki?” Belki majör edebiyat, siyasi ve ahlaki seçimler, hatta kaba olmak bile yazarlık kıstasında tartışmalı başlıklar. Fakat ne zaman entelektüel olmayan bir yazar metniyle karşılaşsam, -yanlış hatırlamıyorsam- Sait Faik’e ait olan sözleri düşünürüm: “Hiç, balık isimlerini bilmeyen yazar mı olurmuş?”

Hikmet-i Peder
Dergâh Yayınları, bizzat yayınevinin ismini kullandığı sunuş yazısında, tıpkı “Hikâye Anlatan Adam: Ahmet Mithat” incelemesinde Nüket Esen’in de vurguladığı gibi, Ahmet Mithat’ın eserlerinin bir dönem hasıraltı edilmesinden duyduğu üzüntüye değinmeyi ihmal etmemiş: Ahmet Mithat’ın uzunca bir unutuluş sürecinden geçtikten sonra yalnızca bazı eserlerinin yayınlandığını ve bu yayınların çoğunun da sadeleştirme çabaları nedeniyle metni neredeyse ‘katleden’ nüshalar olduğunu gören yayınevi, Hikmet-i Peder’i orijinal yazım diline sadık kalarak ve günümüzde kullanımdan kalkan kelimelerin anlamlarını sayfa sonlarında dipnotlar halinde vererek yayımlamış. İmlada hangi nüansları dikkate aldığını açıklamayı ihmal etmeyen ve metnin sonunda indekse yer veren yayınevi, Ahmet Mithat’ın kalan eserlerinin de aynı formatta yayınlanacağını müjdelemiş.
Tanzimat romanının toplumun sorunlarına eğilen formatına uygun olarak yazılan “Hikmet-i Peder”, Siret Bey ismindeki genç bir adamın, hiç görmeden âşık olduğu Rana’yla evlenme arzusu çevresinde şekilleniyor ve Siret Bey’in, evlilik için manevî ağabeyi olarak gördüğü isimsiz anlatıcımıza başvurmasıyla açılıyor. Oysa Siret Bey’in akıl danıştığı anlatıcımız, durumun zorluğunun farkında: zira Rana, aksi bir adam olan Doktor …. Bey’in kızı. Önce Rana ve Siret Bey, gazetelerde makaleler yazarak adeta birbirleriyle konuşur gibidir. Daha sonra Siret Bey dayanamaz ve evlerine, ismini vermeden, Rana’yla evlenmek istediğini bildiren bir pusula gönderir. Evliliği düşünmediğini bildiren Rana’nın cevabı, bir daha asla kendisine yazmaması konusunda uyarı niteliğindedir.
Anlatıcımız bu cevap sonrasında artık yerinde duramaz ve kızı istemek için tek başına Doktor … Bey’in evine gider. İkili arasında, romanın uzunca bir bölümünü kuşatan diyaloglar başlar. Romanda ismi zikredilmeyen Doktor … Bey, kızının henüz on yedi yaşında olduğunu söyleyerek evliliğe razı olmadığını ve yirmili yaşlarının başındaki bir damadın da aile babası görevini yerine getiremeyeceğini söyler; çünkü bu onun, kendi geliştirdiği hayat felsefesi olan Hikmet-i Peder anlayışına ters düşer.
Ahmet Mithat; isimsiz anlatıcımız, Doktor … Bey ve kimi zaman da doktorun oğlu Nüzhet’i de dahil ettiği diyaloglar aracılığıyla dönemindeki aile ve toplum algısına, çocukların yetiştirilme tarzlarına dair fikirler ortaya koyuyor, tartışmalar açıyor. Siret Bey ve Rana’nın Hikmet-i Peder felsefesini aşarak evlenip evlenemedikleri sorusu ise Dergâh’ın kapsamlı baskısında okurunu bekliyor.

Hikmet-i Peder
Ahmet Mithat
Dergâh Yayınları
7 TL


Hikaye Anlatan Adam: Ahmet MithatHikaye Anlatan Adam: Ahmet Mithat

Nüket Esen

Detay için tıklayın

Paylaş