VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Mart 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Sultan Selim, Kanuni’ nin oğlu değil miydi?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sultan Selim, Kanuni’ nin oğlu değil miydi?

Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın entrikalarla iç içe geçmiş hayat öykülerine iyice vakıf olduğumuz şu günlerde Cahit Ülkü, “Suların Getirdiği Padişah, II. Selim” adlı romanıyla, bu kez II. Selim dönemini anlatmakla kalmıyor, tarihi de bambaşka bir açıdan yorumluyor. Ülkü, son derece ilginç ve bir o kadar da cesur hipotezlere ve söylemlere yer verdiği romanıyla, adeta tüm Osmanlı tarihini yeni baştan değerlendirmemize neden oluyor! Kitap Osmanlı tarihi hiç bu kadar cesur bir bakış açısıyla yazılmamıştı dedirtiyor!

Sayım Çınar

Kitabınızda ilginç iki tezi öne çıkarıyorsunuz. Sultan Selim’in babası Kanuni yerine Hazarlı Musevi miydi ve Sultan Süleyman’dan itibaren Osmanlı nesli değişti mi? İkincisi ise Osmanlıların ve Anadolu Alevilerinin soyu Hazaryalı Musevilere mi dayanıyor? Bu tezleri neye dayandırıyorsunuz? Arthur Koestler’in incelemesine mi?

Öncelikle şunu söylemeliyim: Son Hazaryalı eleştirilirken Osmanlı soyunu Yahudileştirdiğim noktasından yola çıkılıyor. Bu anlayış dini, etnik kimlikten öne çıkaran anlayıştır ve eleştirenlerin “Milliyetçi” görüntüsüyle bağdaşmaz. Cumhurbaşkanlığı forsunda tarihteki önemli Türk devletlerinden biri olarak Hazar İmparatorluğu bir yıldızla simgelenmektedir ve Hazarlar öz be öz Türk’tür. Bu tezler oluşturulurken Arthur Koestler’in incelemesi çıkış noktalarından biri olmuşsa da dayanak değildir. Koestler’e göre bütün Hazarlar Batı’ya göç etmişlerdir. Bu iddia akla uygun değildir, çünkü Hazarlar Bizans’la dosttular; hatta bir Bizans İmparatoru, Hazar kağanının torunuydu. Üstelik Batı’ya göç başladığında Türklerin de Anadolu’ya göçü başlamıştı. Bu durumda Hazar Türklerinin ağırlıklı olarak Anadolu’ya gelmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Araştırmam bu insanların şimdi nerede oldukları sorusundan başladı. Artuk Gazi’nin Hazarya topraklarından Anadolu’ya getirip Çankırı-Çorum-Eskişehir-İzmit dolaylarına yerleştirdiği Kayı boyundan gelen insanlar, Musevilik deneyiminden geçmiş Hazar Türkleri olup Osmanlı’nın atalarıydı. Topoğrafik incelemeler ve bazı Alevi araştırmacıların eserleri, Alevilikle Musevilik arasındaki pek çok benzerlikler bu hipotezi doğurmuştur.


Romanda Hürrem Sultan Hazaryalı Musevi militan olarak resmediliyor. Babası tarafından düzmece bir kaçırılma olayıyla Osmanlı Sarayı’na sokulan Hürrem Sultan’ın misyonu safkan bir Hazaryalı veliaht doğurmak ve onun padişahlığı sırasında Musevi Hazar Devleti’ni yeniden canlandırmaktır deniyor. Bu tezi siz mi geliştirdiniz?

Evet.

Bu romanın bir tür Osmanlı Da Vinci Şifresi olduğu fikrine katılıyor musunuz? Böyle bir görüşe kesinlikle katılmıyorum ve romanlarımda üstü kapalı sırların olduğunu sanmıyorum. Benim yaptığım, tarihin kuytu köşelerine saklanmış gerçeklerin üzerindeki kalın perdeyi aralamaktan ibaret. Bir de soru sormayı, “Resmi Tarih”e kuşkuyla bakmayı, şifrelemek yerine apaçık anlatmayı seven insanım. Kuşku duymanın ayıplandığı bir toplumda yaşadığımızdan, değinmelerim bazen sert tepkilerle karşılanıyor. Oysa Romalılara göre “Kuşku, özgürlüğün başlangıcıdır.” Yasef Nassi son derece ilginç bir karakter. Onun Selim’in ikizi kadar benzeri baba bir, anne ayrı kardeşi olduğunu söylüyorsunuz. Bu gerçek bir karakter mi? Ve romanda anlatıldığı gibi Osmanlı tarihinde stratejik bir öneme sahip mi?

Yasef Nassi yaşamış bir karakterdir ve Osmanlı Tarihindeki stratejik önemi, belki de değindiğimden daha güçlüdür. Batı’da bu şahsiyet derinlemesine incelendiği hâlde bizde ne yazık ki onu ilk kez ben ele alıyorum. Onun Selim’le baba bir kardeş olduğu fikrine ise, tarih kitaplarındaki bazı ibarelerden hareketle düşününce ulaştım. Bu sorunuzu tam olarak açıklamak için birkaç sayfa gerektiğinden bu kadarıyla yetinmek zorundayım.

BATIDA FIRTINA KOPARIRDI

Romanda II. Selim’in camilerden halkı içki içmeye çağırması gibi ilginç detaylar var. Bunun tepki çekmesinden korkmadınız mı?

Korkmak mı? “Sen ölmesen, ben ölmesem nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”

Romanınız şaşırtıcı tezlerle dolu. Bu romanı yazarken neyi amaçlıyordunuz?

Amacım insanları şaşırtmak değil. Fertlerinde tarih bilinci gelişmemiş toplumlarda “yarın tasarımcıları” çıkmaz. Eğer bir toplumda tarih bilinci gelişmemişse, o toplumda felsefeciler de yetişmez. Felsefeci yetiştiremeyen toplumlarda ise evrensel nitelikte romancılar, siyasetçiler de yetişmiyor. Bu alanlardaki çapsızlığımızın nedeni bu eksikliktir. Temel amacım, işte bu eksikliğin giderilmesine katkı sağlamaktır. Sizce anlattıklarınız daha önce de biliniyor muydu? Yoksa tepki çekmemek için üstü mü örtülmüştü?Sizce, toplum olarak bunları okumaya artık hazır mıyız?

“Yalan Tarih”in bağnaz kalıplarını elbirliğiyle kırmalıyız; bence bu, yurttaşlık görevidir. Anlattıklarımın çoğu bilinse de, satır aralarında sıkışıp kalmıştır. Bir de soru sormayı, merak etmeyi, irdelemeyi sevmiyoruz galiba. Bilim insanlarımız bile böylesi yorgunluğu, tedirginliği kolayca göze alamıyorlar, alışmadıkları bir yorumla karşılaştıklarında, “Bu yorum bilimsel değildir!” deyip kolaycılığa sapıveriyorlar. Yazdıklarımın çok önemli ve bu çıplaklıkta ilk kez dile getirilen gerçekler olduklarını biliyorum. Gönül isterdi ki, küfür etmek yerine aklı başında insanlar yanlışlıklarımı delilleriyle birlikte dile getirsinler, hatta gerekliyse beni alabildiğine yersinler. Oysa aklı başında insanlarımız susuyorlar. Susmak, bir topluma musallat olmuş en öldürücü hastalıktır. Bu yapıda bir roman Batı’da neşredilmiş olsaydı, fırtınalar yaratırdı. Bizde ise birkaç cılız ses çıkacak, o kadar...

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam