VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Kasım 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Acıların mizahı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Acıların mizahı

O kendinden, ailesinden ve büyük travmalardan söz ederken bile okuyucusunu ajite etmekten hoşlanmayan bir yazar. Salman Rushdie’nin “Müthiş bir yazar. Yeni kuşağın sesi” referansıyla dünyaya duyurduğu Etgar Keret’in yazdıklarının değeri de burada başlıyor zaten.

Etgar Keret öyküleme tadında bir otobiyografi yazmış. Tıpkı Balkanlar gibi binlerce yıldır kaynayan bir coğrafyadan çıkan her acı geçmişle yoğrulmuş yazar gibi anlatılarını hep mizahla yoğurmuş. Bundan önceki kitaplarında olduğu gibi kendini en iyi ifade ettiği alanı, öyküyü kullanarak kendi özelinden bir toplumun kendi kişiliğiyle yüzleşmesini amaçlamış. Ve tüm başarılı Yahudi yazarların mizahi gücünden aldığı referansla önce çuvaldızı kendine (kendi toplumuna) batırmış. Ve bunu da çok temiz başarmış.
Keret, Polonya asıllı bir İsrailli. Ailesi, anne ve babası, dedeleri Avrupa’da ve daha çok da Polonya’da Yahudi olmanın tüm ağırlığını ve sıkıntısını yaşamışlar. Yazarın “Yedi Güzel Yıl”da anlattığı gibi bu sıkıntıların ve baskıların en büyüğünü de 2. Dünya Savaşı’nda Polonya’da Nazi işgali sırasında görmüşler. Baskı sözcüğü bir ekmek alırken vurulan küçük çocuklardan tutun da gaz odalarında topluca öldürülen bir toplumun yaşadıkları için komik bir seçim oldu ama bu yazıyı yazarken Keret gibi davranmak istedim. O kendinden, ailesinden ve büyük travmalardan söz ederken bile okuyucusunu ajite etmekten hoşlanmayan bir yazar. Yazdıklarının değeri de burada başlıyor zaten. Edebi değerine büyük katkı sağlayan sade diliyle, düş-gerçek dünyasının eğlenceliymiş gibi görünen ama aslında sarp kayalı uçurumundan bakarak oldukça sevimli yazan bir edebiyatçı o. Amerika’da yaşasaymış belki bir Kurt Vonnegut değil ama kesin Woody Allen’ın varisi olurmuş diye düşündüm kitabı okurken. Ya da sinemacı kimliği ile de Coen biraderlerin. Benim edebiyatta özellikle hoşlandığım, ağdasız ve betimleme cangıllarına dalmadan dümdüz ama edebi lezzetini koruyan derinliği yakalayan yazarlardan Etgar Keret.

TARAFSIZ, SAKİN
“Yedi Güzel Yıl” yazarın kendi hayatının son yedi yılına bakışı aslında. Sevgili karısı Şira ve nevi şahsına münhasır toraman oğlu Lev ile yaşadığı Tel Aviv’deki hayatı ve yazarlık kariyeri arasındaki gitgelleri oldukça eğlenceli ama zaman zaman gülücüklerinizi dudaklarınıza mıhlayacak kadar ters köşeye yatıracak çarpıcı bir otobiyografik öyküler demeti sunuyor bize Keret. Her ne kadar kendi içinde bir kronoloji takip etse de (diğer kitaplarında olduğu gibi) yazdığı bölümler kısacık ve kitabın çok rahat okunmasını sağlıyor. Upuzun meseleleri, neredeyse felsefik tartışma yaratacak fikirleri biraz da kendi oğlunun akıl dünyasından çalarak naif bir şekilde -hadi masalsı diyelim- kısa mesellerle aktarıyor okuyucuya. Her ne kadar Yahudi toplumunu kendi hayatı özelinden, içerden anlatsa da çoğu zaman uzaydan gelmiş gibi şaşkınlıkla ve garipseyerek betimliyor topraklarını. Bir taraftan bakmayı değil, tarafsız ve barışsever olmayı, sakin, abartısız fakat çok etkili anlatmayı tercih ediyor. Ve bunun için kullandığı ana malzeme ise kara mizah!
Kitabın kusursuz çevirisi önceki Etgar Keret kitaplarında olduğu gibi yine Avi Pardo’nun elinden çıkma. Yazarın “Bilek Kesenler” kitabı Goran Bukic’in yönetmenliğinde filme çekildi. Filmin adı da “Bilek Kesenler; Bir Aşk Hikâyesi” idi. Bu filmde Keret’in de hayran olduğu müzisyen Tom Waits de rol almıştı.
Keret, yeni kuşak dünya yazarlarının genelinde olduğu gibi popüler kültür, trendler ve teknolojiye de uzak değil. Hatta kitabında çok eğlendiğim “Kuşbakışı” başlıklı bölümde tüm dünyada deliler gibi oynanan Angry Birds oyununun nasıl bir çılgınlık haline geldiğini kendi annesinin geçmişine ve dünyaya bakışı üzerinden anlatıyor:
“ ...‘Ama bu oyunda’ dedi annem, ‘gerçi gözlüğümü takmadan seyrettim ama, o kuşlar hedefi vurduklarında ölüyorlar gibi geldi bana.’
‘Daha yüce bir amaç için kendilerini feda ediyorlar,’ dedim hemen. ‘İnsana bazı değerler aşılayan bir oyun bu.’
‘Evet,’ dedi annem. ‘Ama amaç onlara hiç zararları dokunmayan domuzcukların evlerini başlarına yıkmak.’
‘Onlar bizim yumurtalarımızı çaldılar.’ dedi karım.
‘Evet,’ dedim. ‘Aslında hırsızlığın yanlış olduğunu öğreten eğitici bir oyun bu.’
‘Daha doğrusu,’ dedi annem, ‘senden bir şeyler çalanı öldürmeyi ve bu uğurda canını feda etmeyi öğretiyor.’
‘Yumurtalarımızı çalmasalardı,’ dedi karım, tartışmayı kaybetmek üzere olduğunu bildiğinde başvurduğu ağlamanın eşiğindeki ses tonuyla.
‘Anlamıyorum,’ dedi annem. ‘O yavru domuzcuklar yumurtalarınızı kendileri mi çaldılar yoksa bu bir toplu cezalandırma vakası mı?’
‘Kahve isteyen?’ diye sordum”

TÜRKİYE’YE DE GELMİŞTİ
Savaşın, şiddetin, bitmeyen küresel politik oyunların en çok hissedildiği ve adeta masa üstü oyununa döndüğü Ortadoğu coğrafyasının tüm gerginliğini, paranoyasını ve barış özlemini bütün öykülerinde hissettiriyor yazar. Salman Rushdie’nin “Keret, müthiş bir yazar. Yeni kuşağın sesi.” referansıyla dünyaya duyurduğu Etgar Keret zamanını, coğrafyasını ama en önemlisi dünyayı iyi koklayan ve tanıyan bir yazar. Üstelik kendini de fazla önemsemeden, kibirlenmeden bunu becerenlerden. Bunu yazdıklarından anlamamızı sağlayacak kadar da düşünceli ve zeka dolu bir kurgu gücü var.
Mizahın ana vatanının çelişkiler, muhalefet ve acılar olduğunu biliyoruz. Keret bu meziyetlerin hepsini layıkıyla yerine getiriyor. Fast food sit-com ve talk show komikliklerinin mizah olarak algılandığı zavallı dünyamıza Keret gibi yazarların ışıklar saçması umut verici. Sadece mizah mı? En son Contemporary İstanbul sergisine gittiğimde en sağlam ve yenilikçi plastik sanat işlerinin İran, Filistin, Suriye ve İsrail’den çıkması rastlantı mı? Ya aynı şekilde bir zamanların kaynayan Orta Amerika coğrafyasının şahane yazarları? Veya Balkanlar’dan çıkan olağanüstü sinemacı ve müzisyenleri? Bu acıların yarattığı sanatın ortak özelliği ise beyninizi gıdıklarken yüreğinize birer taş oturtmalarıdır. Hepsinin üzerlerine doğrultulan silahlara ve bombalara karşı tek barikatları mizahtır. Öyle ki yıkılmayan ve dağıtılamayan bir barikat.
Etgar Keret ülkemizde meraklı bir kuşak tarafından seviliyor ve takip ediliyor. Ülkemize de birkaç kez gelen Keret’i kitaplarının dışında tanımak için en son 2011 yılında Tanpınar Günleri için geldiğinde yaptığı röportajları internette okuyabilirsiniz. Sevmeyeni de olacaktır veya ağır edebiyatseverler için pek de makbul olmayacaktır ama Etgar Keret kısacık öyküleri, sade dili ve derinlikli mizahıyla dünyada geniş bir kitleyi daha uzun yıllar etkileyecek gibi görünüyor.



SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam