VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Ağacı olan çocuk yalnız değildir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ağacı olan çocuk yalnız değildir

Her şey hikâyeye dönüşebilir. Çünkü her şeyin ve hepimizin bir hikâyesi vardır. Bir münzevi çocuğun da çayırda tek başına hayata tutunan yaşlı bir meşe ağacının da biz onlara kulak vermesek bile bir hikâyeleri vardır. Bazen işte bu hikâyeler kesişir ve tek bir hikâyeye, bir arkadaşlık ve sevgi hikâyesine dönüşür. Tıpkı Jacques Goldstyn’ın yazıp resimlediği “Canım Ağacım”da olduğu gibi.

GÖKHAN YAVUZ DEMİR



Eldivenin bir tekini kaybetmiş, yalnız, farklı ama bunu hiç dert etmeyen küçük bir çocukla tanışıyoruz. Kayıp eşya bürosunda yüzlerce eldiven arasında kendi kayıp eldivenini bulamayınca, kendisininkinden farklı renkte bir eldiveni alıp sokakta mutlu bir şekilde yürüyor. Çünkü farklı renkte iki eldiven takmak ona göre çok orijinal bir fikir. Ama elbette diğer çocuklarla aynı olmamanın bedeli çok ağır. Senden çekindikleri veya korktukları için seninle alay edip, sana gülerler. Ama bizim küçük dostumuz diğerlerine benzememeyi ve onların alaylarına maruz kalmayı çok da dert etmiyor; çünkü “münzevi” olduğunun farkında ve bunun keyfini çıkarmayı seviyor. Her şeyi tek başına yapıyor. Bu kimine göre sıkıcı olabilir ama bir münzevi başkalarından sıkılsa bile, münzeviliğin raconu gereği asla kendinden sıkılmaz.
Münzevi dostumuzun en sevdiği şeyse kendi ağacına tırmanmak. Ağacının bir adı bile var: Bertolt. Bertolt neredeyse beş yüz yaşında. Yaşına rağmen Bertolt her ilkbaharda gür yapraklarıyla yemyeşil devasa bir labirente, eve hatta kaleye dönüşür. Ve bu devasa yeşillikteki kaleye tırmanmak sadece bizim münzevi dostumuzun aklına gelir. Çünkü Bertolt’a tırmanmak, hiç de sıradan bir ağaca tırmanmaya benzemediğinden her yiğidin harcı değildir. Ama bizim münzevi dostumuz, ağaca tırmanmak için gerekli olan bütün bilgilere sahiptir. Yeşil kalenin zirvesine giden gizli geçidin sırrına bir tek o vakıftır.
Bertolt’un her tarafının gür ve yeşil yapraklarla kaplanmasının en güzel yanı, münzevi dostumuzun herkesi görebilmesine rağmen kimse tarafından görülememesidir. Bu arada ağaçta da tek başına değildir. Sincap ailesi, arkadaşı karga, tembel bir baykuş, birkaç kirazkuşu ve bir de kardinalkuşu kendisine eşlik etmektedir. Bertolt’un en tepesine çıktığında ise bütün dünya önünde kilometreler boyunca uzanmaktadır.
Derken bir gün o dört gözle beklenen ilkbahar yine gelir. Bütün dallar ve ağaçlar çiçeklenip yeşillenir. Bertolt hariç... Günler geçer, münzevi dostumuzun bütün dualarına rağmen umut azalır ve gerçek reddedilemez şekilde meydandadır: Bertolt ölmüştür.
İyi ama bir ağacın ölümünü nasıl anlayabiliriz? Sonuçta o hep hareketsizdir. Nefes alıp vermeye devam edip etmediğini kontrol edemezsiniz, çünkü o hep nefesini tutuyormuş gibidir. Bir kuş veya kedi öldüğünde yapılacak şey bellidir. Kazma kürek yardımıyla bahçede açılan bir çukura onları gömeriz. Tamam da zaten toprağa kök salmış Bertolt’un ölüsünü ne yapmak gerekir? Evin salonunda mobilyaya, yahut mutfak masasındaki kürdana dönüştürmeden önce en yakın dostu, Bertolt’a karşı son vazifesini nasıl yerine getirmeli?
Bizim münzevi küçük adam, hakiki bir dostunu kaybeden her acılı yürek gibi, Bertolt’un coşkulu hayatını onurlandırmaya karar veriyor. Gerçek bir dostluk hikâyesinin insanın yüreğini nasıl ısıttığını her okur kendi okuyup görmeli. O nedenle, Bertolt gibi sadece bir ağaç bile olsa, hakiki bir dostu olan hiç kimse bu hayatta yalnız değildir, ölüm onları ayırsa bile.

Paylaş