VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Aralık 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Ahmet Ümit, Kavafis''i yazdı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ahmet Ümit, Kavafis'i yazdı

Bir söz ustasıdır Kavafis. Oysa şiirlerini okuyanlar, “ne kadar da yalın yazıyor” diyebilir.

AHMET ÜMİT

Hatta, “bunlar da şiir mi” diyenler bile olmuş. Ama onlar edebiyatın dik uçurumlarında kaybolurken Kavafis’in dizeleri bizi hâlâ etkiliyor.

Günümüzde şairler haklı olarak, artık okunmadıklarından yakınırken, şiir kendi mecrasında ağır ağır çalkalanarak her geçen gün biraz daha değer kazanıyor. Belki yüzbinleri saran bir ilgi değil bu, ama güzellik peşinde olanların asla vazgeçemeyeceği bir tutku. Tıpkı meraklılarının aklını alan kıymetli bir mücevher gibi. Hayatın anlamını taşıyan bir sır gibi. Hiç kuşku yok ki bunda iyi şairlerin belirleyici bir rolü var. Onların dizeleriyle örülen bu benzersiz köprü olmasaydı, şiir çoktan çıkardı insanlığın gündeminden.

Peki kimdir iyi şair? “Dizeleriyle zamana direnenler” diyerek işin içinden çıkabiliriz. Ama günümüze kalan her şairin yazdığını da sevmek zorunda değiliz. Açıkçası bu konuda benim oldukça basit bir formülüm var: Beğendiğim şair iyi şairdir. Her romana başlamadan önce kitaplarının sayfalarını karıştırmayı, tıkanıp kaldığım zaman onlardan medet ummayı alışkanlık haline getirdiğim söz büyücüleri. Sadece benim dilimde yazanlar değil, dünyanın bütün söz ustaları. İşte onlardan biri de Kavafis’tir. Namı diğer Konstantinos Amca. Onun eserlerini sadece okumakla kalmam, yeri geldiğinde romanlarımda kullanırım ki, “İstanbul Hatırası”nda da kahramanlarıma, onun “Şehir” adlı şiirinden dizeler okutmuştum. “Yeni diyarlar bulamayacaksın, bulamayacaksın başka denizler. Peşin sıra gelecek hep şehir. Aynı sokaklarda dolaşacak, aynı mahallelerde yaşlanacaksın ve aynı evlerde kır düşecek saçlarına.”

BİR ŞİİRİ BAŞLI BAŞINA BİR ROMANA BEDEL...
Kavafis’in yazdıklarını sevmemin nedeni, ne İstanbul kökenli bir aileden gelmesidir, ne kimi şiirlerinde yaşadığımız coğrafyanın ortak tarihine göndermeler yapmasıdır. Hayır, hiçbiri değil, sözcüklerin ne kadar etkili olabileceğini kanıtlamasıdır. Kavafis kısacık bir şiiriyle bile yüzlerce sayfalık bir romandan çok daha fazlasını hissettirebilir bize. Anlatır demiyorum, hayal dünyamızı öyle bir uyarır ki, o sözcükleri okurken bir romanın derin mecrasında hissedebiliriz kendimizi. Kelimenin gerçek anlamıyla bir söz ustasıdır Kavafis. Oysa şiirlerini okuyanlar, ne kadar da yalın yazıyor diyebilirler. Hatta yaşadığı dönemde, “Bunlar da şiir mi?” diye dudak bükenler bile olmuştur. Ama onlar edebiyatın dik uçurumlarında kaybolurken, Kavafis’in dizeleri hâlâ bizi etkilemeyi sürdürmektedir. Evet, doğrudur, abartısız, süssüz bir üslubu vardır şairimizin. Sanki bir hikâye mırıldanır gibi yazar. Anlattığı hikâye ne kadar çarpıcı, ne kadar sıradışı olursa olsun, bir anlatıcı olarak sükûnetini bozmaz, kendinden emin soğukkanlılıkla sürdürür sözlerini. Gündelik hayatın içinden şiir devşirmek de diyebiliriz buna. Sıradan olayları, abartısız, süssüz, yalın ama tam da gereken dille hissettirmek. Ama zaten şiir denilen söz simyacılığının tek malzemesi renkli, albenili, cafcafalı kelimeler değildir ki. Bir bütün olarak dilin kendisi, olanaklarıdır. Şair, dil denilen malzemeyle bize hissettiği hayatı sunar. Onu usta yapan, anlattığı hayatın, bizimkiyle benzeşmesidir. Dizilere döktüğü anı biz yaşamamış olsak da, hissetmemizi sağlamasıdır. Konstantinos Amca tam da bunu yapar, kendi meşrebince. Kendi meşrebince diyorum, çünkü şairi benzersiz kılan da işte o meşrebidir, yani üslubu.



İSTANBULLU BİR RUH
Ne belirler bir sanatçının üslubunu? Elbette öncelikle kişisel tarihi. Konstantinos Kavafis, 29 Nisan 1863’te, yani 150 yıl önce, İskenderiye’de varlıklı bir ailenin oğlu olarak doğmuştur. Ama fırtınalı bir hayatı olmuştur. Babasını küçük yaşta kaybetmiş, aile farklı ülkelerde yaşamak zorunda kalmıştır. Ama bu dalgalı hayat, şairimizin sanatını olumlu yönde etkilemiştir. Farklı kültürlerle tanışmış, farklı diller konuşmuş, şiirlerini besleyecek yeni damarlar bulmuştur. Özellikle Batı kültürünü yakından tanımış, hatta ilk şiirlerinin bazılarını İngilizce ve Fransızca olarak yazmış ama her zaman kendisini Bizans’a, yani İstanbul’a yakın bulduğunu söylemiştir.
Şairlik sürecinde ilk desteği ailesinden aldığını söylersek abartmış olmayız. İstanbul’da yaşayan “Dedesi Yorgo Fotiadis’in şahsında bir akıl hocası bulur. Tanıştıklarında seksen iki yaşında olmasına karşın, sağlığı yerinde, canlı bir arşiv gibidir. Konstantinos’a, İstanbul’da yazmaya başladığı biyografisi için ilk şevki o verir. On dokuz yaşındaki şair, yine dedesinin yönlendirmesiyle İstanbul’un entelektüelleriyle tanışır, Bizans tarihi ve çağdaş Yunan şairlerini okur. Arkadaşları ve ağabeyleriyle mektuplaşır. Şiirler yazmaya başlar, bunları İskenderiye’ye gönderir. Kendisinden iki yaş büyük ağabeyi John’la daha yakın bir ilişki kurar. John ailenin entelektüelidir ve İngilizce şiirler yazmaktadır. Daha deneyimli olduğundan kardeşinin İngilizce ve Yunanca dizelerine düzeltmeler önerir.”

Kavafis’in şairliği bu koşullarda olgunlaşır. Bir yandan cinsel tercihinin biçimlendirdiği hazza yönelik şiirler, bir yanda felsefe, bir yanda tarih. Aslında her şiirinde bunların hepsi birlikte kendini gösterir. Gündelik yaşamdaki en sıradan konuyu anlatırken bile felsefe yapar ve bunu tarihsel bir bağlama oturtur. Bazen de kendine dair duyguları tarihteki kimi olaylarla yoğurarak anlatır. Ama bunu yaparken de işin kolayına kaçmaz. Anlatacağı tarihi dönemin bütün ayrıntılarını öğrenir, şiirinde hiç bahsedecek olmasa da konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan kalemi eline almaz. Kavafis’in kullandığı yöntem, yaşanılan anla, sonsuzluk arasında bağlantı kurmaktır. Bu bağlantıyı kurarken sadece anlatmakla yetinmez, kendi duruşunu da açıkça belli eder.

“Mutlu olup olmadığıma kafa yormam. Ama tek bir şeyi keyifle düşünürüm her zaman. Bir sürü sayıdan oluşan büyük toplamda (o nefret ettiğim büyük toplamlarında) sıralanan bunca birimden biri değilim. Büyük toplama dahil edilmedim ve bu mutluluk bana yeter.”

Bu anlamda Kavafis’i anlamak için bütün çalışmalarını gözden geçirmek yararlı olacaktır. Şiirlerini konularına göre bölmeye çalışmak, organik bir yapıyı parçalamaya benzer, sonuçsuz kalır. Kavafis’in politik şiirleri nerdeyse yok denecek kadar azdır. Ama onun tarafsız bir şair olduğunu söylemek haksızlık olacaktır. O da tüm namuslu sanatçılar gibi hep kaybedenlerin yanında yer alacaktır. O büyük çoğunluğun, o ezici benzerlik yerine, azınlığın, farklı olanın kederini yansıtacaktır.

Elbette bu tavrı takınmasında ötekileştirmeyi ruhunun derinliklerinde hissetmesinin belirleyici bir rolü vardır. Her ne kadar varlıklı bir aileden gelse de her zaman azınlığa mensup biri olarak yaşamıştır. 1882 yılında İskenderiye’de yaşanan olaylar hiç kuşkusuz bir travma olarak hayatı boyunca onu etkileyecektir. Etnik kökeni ve dini dışında, cinsel tercihleri de toplumun çoğunluğuyla uyuşmamaktadır. Yani şairimiz iki kere ötekidir. Bir kaybeden olarak doğmuş, bir kaybeden olarak yaşayacaktır. O yüzden kendini hep ötekilere yakın hisseder. Onların hikâyelerini anlatmaya çalışır.

Kavafis gerçek bir söz kuyumcusudur. Bir şarap damıtıcısı gibi dizelerinin demlenmesini bekler. Bu yüzden uzun yıllar şiirlerini yayınlamaz. Neden sonra belirli sayıda bastığı şiirleri sadece çok güvendiği dostlarına dağıtır. Ama sonra bu şiirleri yeniden toplar, yeniden yazar. Çünkü içinde hep bir bitmemişlik duygusu, hep mükemmele ulaşma arzusu vardır.

KAVAFİS’İN BIRAKTIĞI AYAK İZLERİ
Yahya Kemal, Kavafis’i ne kadar tanırdı bilmiyorum, ama aynı yöntemi onun da kullandığını biliyorum. Üstelik Yahya Kemal işi daha da ileri götürmüş, sağlığında şiirlerini kitap olarak bastırmamıştır. Sadece Yahya Kemal değil, Orhan Veli’nin şiirlerini okurken de Kavafis gelir aklıma. Aynı yalın üslup, aynı kısa dizelerle kocaman hayatları anlatma becerisi. Ve yine çok sevdiğim başka bir şair: Edip Cansever. Onun özellikle “Ben Ruhi Bey Nasılım” adlı müthiş yapıtı. Sıradan insanların fırtınalı ruhlarına yapılan o olağanüstü yolculuğun bir başka benzeri. Şiirle yazılan romanlar...

Bilmek imkansız Kavafis kimbilir daha kaç şairi esinlemiştir? Sadece bu yönüyle bile insanlık kültürünün kurucularından biri olmayı hak etmiştir. İşte UNESCO da bu hakbilirlikle, sanki bir mucize gibi doğduğu gün ölen şairin 150. doğum, 80. ölüm yıldönümüne denk gelen 2013’ü Kavafis Yılı ilan etmiştir. Biraz da bu anlamlı olay nedeniyle, İstos Yayınevi bu büyük şairin şiirlerini Yunanca aslından çevirileriyle ilk kez yayınladı. Değerli eğitimci, Ari Çokona’nın dilimize kazandırdığı bu başyapıtı sadece şiir sevenlere değil, tüm edebiyat tutkunlarına ısrarla öneririm. Her kitaplıkta mutlaka olmalı.


KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

 Bütün Şiirleri Bütün Şiirleri

Konstantinos Kavafis

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163