VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2013 Salı | Anasayfa > Haberler > Ahmet Ümit''ten Raymond Chandler’a önsöz
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ahmet Ümit'ten Raymond Chandler’a önsöz

Romanları pek çok kez sinemaya da uyarlanan Raymond Chandler'ın Playback adlı son romanı, Ahmet Ümit'in editörlüğü ve önsözü ile Türkçede.



İçkiyi, satrancı, elbette kadınları seven, evlenmemiş bir yalnız kurt o. Her gün kötülükle iç içe geçen bir hayat onunki, bu yüzden kimse ondan bir aziz olmasını beklemesin. Tam da bu yüzden buz kesilebiliyor, ama ahlaki yanları da güçlü. Mesela o asla ve asla, bir diğer ünlü polisiye yazar Dashiell Hammet’ın kahramanı Sam Spade'in yaptığını yapıp arkadaşının karısıyla birlikte olmuyor.


Romanları pek çok kez sinemaya uyarlanan bu" çok özel dedektif"in son macerası Ahmet Ümit'in editörlüğü ve önsözü ile Türkçede.İşte bu önsöz:

"Playback" tamamlanmış son romanıdır Raymond Chandler’ın. Bir sonraki eseri “Poodle Springs” ne yazık ki yarıda kalacaktır. "Playback"de yazar bizi savaş sonrasının ABD’sine götürür. Ama ülke savaş öncesinden çok da farklı değildir. Gücün hükümran olduğu büyük bir ülkenin sıradan rezillikleri. Parayla kendi krallıklarını kuran küçük şehir ağaları, yasadışı sermayelerini aklayarak kendilerine yasal iş alanları açmaya çalışan yeraltı âleminin uyanıkları ve bunların pençesinde ayakta kalmaya çalışan, bedenlerini, onurlarını ve akıllı davranmazlarsa hayatlarını da kaybedecek güzel kadınlar. "Playback"de bizi serüvene davet eden kişi yine Philip Marlowe. Uzun boylu, yakışıklı, duygusal ama gerektiğinde bir buz kalıbı gibi soğuk olabilen, satranca, pipoya ve içkiye düşkün özel dedektifimiz. Sert olmazsa hayatta kalamayacağını çok iyi bilen ama nazik olmazsa da hayatta olmayı hak etmeyeceğine inanan bir suç çağı kahramanı. Raymond Chandler bu özel dedektifle öyle bir karakter yaratmıştı ki, ardından gelen bütün polisiye yazarları, Philip Marlowe’un etkisinden kurtulamadılar. Chandler, bu ünlü kahramanını kendi ağzından şöyle tanıtıyor: “Lisanslı özel dedektifim, uzun bir süredir bu işi yapıyorum. Orta yaşa merdiven dayamış, evlenmemiş, yalnız bir kurdum, zengin değilim. Birkaç kez hapse düştüm, boşanma vakalarına bakmam. İçkiyi, kadınları, satrancı ve birkaç şeyi daha severim. Aynasızlar benden pek hazzetmez, ama iyi anlaşabildiğim bir-iki tanesi var. Buraların yerlisiyim, Santa Rosa’da doğdum, annem de babam da öldü, kardeşim yok, bizim meslekteki herkese olabileceği gibi, eğer bir gün arka sokakların birinde zımbalanırsam, kimse hayatının temel direğinin çöktüğünü falan hissetmeyecek.” Suçun içindeki adamlardan biridir Marlowe. Cinayetlerin arasında, kötülükle yan yana, her gün insanoğlunun başka bir acımasızlığını görerek yaşamak... Böylesi bir hayat, insanı aziz yapmaz. Kötülük, kaçınılmaz olarak size de bulaşır. Eski bir polisin söylediği gibi, kömür taşıyanların kirlenmemesi olanaksızdır. Kirlenmemenin tek çaresi kötülükle mücadele etmektir ama siz sivrisinekleri haklamakta ne kadar usta olursanız olun, çevrenizi saran pis sular durmadan mikrop ürettikçe, bu mücadeleniz ne işe yarar ki? Yaşama bağlılığınızı yitirmemeniz için tek çare, sık sık kendinize de yönelteceğiniz, o iflah olmaz alaycılıktır. Marlowe tam da bunu yapar işte. Böylece, belki suçu tümüyle yeryüzünden kaldıramaz ama en azından -biraz da viskinin yardımıyla- akıl sağlığını korumuş olur.

KARA ROMAN VE 1929 BUHRANI
Raymond Chandler’ın yapıtları “Kara Roman” olarak anılır. “Hard Boiled” ya da “Roman Noir”, adına ne dersek diyelim bu türden romanlar, suçun ekonomik ve sosyal nedenleri üzerinde yükselir. Suç ve birey arasındaki o karmaşık şifreyi açıklamaya çalışır. Bu yüzden “Kara Roman”ın ortaya çıkışı, kapitalist buhran yıllarınarastlar. “Kara Roman”ın Amerika’daki 1929 bunalımının hemen ardından doğması kuşkusuz rastlantı değil. Toplumun her alanında görülen ekonomik çöküşle birlikte artık suç Avrupa’da yazılan polisiye romanlardaki gibi bireysel olma özelliğinden kurtulmuş, örgütlü bir nitelik göstermeye başlamıştır. İçki ve silah kaçakçılığı, cinayetler, kumar, fuhuş, rüşvet artık örgütlü çetelerin elinde ulusal bir yapıya bürünmüştür. Suçun kazandığı bu yeni nitelik, kuşkusuz dedektif romanlarına da yansıyacaktır. Bu türün ilk büyük ustası Dashiell Hammet’tir. Onun da tıpkı Philip Marlowe gibi bir dedektifi vardır; Sam Spade. Raymond Chandler, Marlowe’u yaratırken Dashiell Hammet’ın Spade’inden etkilenmiştir; bunu açıkça söylemekten de çekinmez. Ama iki dedektif arasında farklılıklar da yok değildir. Marlowe, Spade’e göre daha romantiktir, belki biraz daha ahlaklı. Örneğin Sam Spade ortağının karısıyla yatmakta bir sakınca görmezken, Marlowe harama uçkur çözmeye pek yanaşmaz.
Kuşkusuz bu ayrım, iki yazarın hayata farklı bakmalarından kaynaklanmakta. İkisi de içkiye düşkün olmasına rağmen, bu iki büyük yazarın yaşamları da birbirlerinden oldukça farklıdır. Dashiell Hammet, yazarlığa sokaklardan gelmiştir, hatta bir ara gerçek bir dedektiflik bürosunda bile çalışmıştır. Yani tam bir alaylıdır. Raymond Chandler ise okullu sayılır; kötü bir aile yaşamı olmasına rağmen İngiltere’de iyi bir eğitim görmüştür. Mezun olduktan sonra devlet hizmetinde çalıştıysa da dikiş tutturamamış, bir süre yazar, gazeteci ve çevirmen olarak hayatını kazanmış, sonra da Kanada ordusuna gönüllü yazılarak I. Dünya Savaşı’na katılmıştır. Savaş sonrası baş gösteren ekonomik krizle işsiz kalınca, polisiye yazmaya başlamış, ilk öykülerini "Black Mask" dergisinde yayımlamıştır.

ALKOL VE DEPRESYON
1939’da ilk romanı "The Big Sleep" (Büyük Uyku), ardından 1940’ta "Farewell, My Lovely" (Elveda, Güzelim) ve 1942’de "The High Window" (Yüksek Pencere) okurla buluşmuştur. 1943’te Hollywood’da senarist olarak çalışmış; Billy Wilder’ın "Double Indemnity" (Çifte Tazminat), Alfred Hitchcock’un "Strangers on a Train" (Trendeki Yabancılar) filmleriyle "The Blue Dahlia" (Mavi Yıldız Çiçeği) filminin senaryolarını kaleme almıştır. Ardından "The Lady in the Lake" (1944, Göldeki Kadın) ve "The Little Sister"ı (1949, Küçük Kızkardeş) yazmış ve "Büyük Uyku", Howard Hawks tarafından Humphrey Bogart ve Lauren Bacall ile filme çekilmiştir. 1954’te, "The Long Goodbye"ı (Uzun Veda) yayımlanmıştır. Aynı yıllarda ölümüne kadar yakasını bırakmayacak alkol bağımlılığı kendini göstermiş ve kronik bir tedavi dönemi başlamıştır. Ancak karısının ölümüyle, içine düştüğü karamsarlık iyice artmış, yazarımız, kahramanı Marlowe’da görmeye alıştığımız alaycılığını ve umudunu yitirerek yaşamına son vermek istemişse de başarılı olamamıştır. 1958’de son romanı "Playback" yayımlanmış, 1959’da ise "The Poodle Springs Story" (Poodle Springs) adlı romanını bitiremeden yaşama gözlerini yummuştur. Ama sonuncusu tamamlanmayan sekiz roman bile Raymond Chandler’ı sadece polisiye edebiyatın değil dünya yazınının vazgeçilmez yazarları arasına sokmaya yetmiştir.
Bu büyük yazarın tamamlanmış son romanını da öncekiler kadar seveceğinizi umuyorum, zevkli okumalar...

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam