VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Röportajlar > Aile ile hesaplaşma vakti
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aile ile hesaplaşma vakti

Yıllardır sesiyle ve sunumuyla hemen hepimizin evine konuk olan, adı, “Gece Gündüz” programı ile özdeşleşen Yekta Kopan yeni romanı “Aile Çay Bahçesi”nde iki kız kardeşin birbirleriyle olan ilişkisi üzerinden aile kavramını yeniden sorgulamamızı sağlıyor.

İpek Ceylan Ünalan

Hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren bize biçilen toplumsal rolleri oynarken ne kadar dürüst davranabiliyoruz? En yakınımız olarak gördüğümüz ailemiz bize gerçekten ne kadar yakın? Sesiyle, sunumuyla ve kalemiyle yıllardır kitlelere ulaşan Yekta Kopan yeni romanı “Aile Çay Bahçesi”nde bu soruları, aile kavramı üzerinden sorgulamamızı sağlıyor. Yekta Kopan ile toplumsal yaşamın üzerimizde oluşturduğu gelgitleri, istemeden oynadığımız rolleri ve yeni romanını konuştuk.

Genellikle romanlar kadın erkek ilişkilerindeki çatışmalar üzerine kurulur. Sizin romanınızda iki kadının, iki kız kardeşin çatışmasını görüyoruz. Neden?
Aslında romanın çıkış noktası, iki kız kardeşin çatışması değildi. Aile kurumunun toplum içindeki yeriyle, algılanmasıyla ve kutsallaştırılmasıyla iki kardeşin çatışması üzerinden hesaplaşmak istiyordum. Bunun için de en uygun hesaplaşmayı ve çatışmayı özellikle kadınların gözünden bakmak istediğim için iki kız kardeş arasında gerçekleştirdim.

Bir erkek olarak kadın karakteri oluşturmak zor olmadı mı?
Bir yazar bilmediği, az bildiği veya kendi kafasında kurguladığı dünyalara girer. Bu durum karakterler söz konusu olunca da aynıdır. Bir yazar olarak bilmediğiniz zihinlerin dünyasına girersiniz. Kimi zaman bir katil kimi zaman bir hırsız olursunuz. Kimi zaman bir holding patronu kimi zaman da bir kadın, erkek ya da çocuk olursunuz. Elbette bir yazarın cinsiyetiyle yazdığı karakterin cinsiyeti arasında sorduğunuz soruyu sorduracak durumlar olacaktır. Ama o kadın karakteri yazarken benim için öncelikli olan insan olmasıydı, ben bu noktaya yoğunlaşmak istedim. Sonrasında elbette hikâyenin de gereğince kadın duygusunu, bakış açısını, bütün erkek egemen yapıya kadın olarak tepkisini yakalamaya çalıştım.

MUTLU GİBİ GÖRÜNEN AİLELER
Klişeleşmiş “Mutlu aile tablosu” söylemine karşı bir meydan okuma ve yüksek sesle “Hayır öyle değil!” şeklinde bir tavrınız olduğunu görüyoruz, neden?

“Hayır öyle değil!” şeklinde bir yargı cümlesi ortaya koymuyorum. Ama hepimiz önce kendimize bakalım istiyorum. Biraz yalan biraz ikiyüzlülük harcı katılmış, kutsallık binası içinde oturan aile kurumuyla herkesin hesaplaşmasını istiyorum. Söz ettiğim ikiyüzlülüğü hepimiz yapıyoruz. Şu anda sorsalar hepimiz ailemizi güzel anlatırız. Elbette ki bir şeyleri kendi içimizde tutup biraz ketum davranabiliriz. Ama neden bu kadar yalancıyız? Aile bireyleri ailenin üzüntülerini, acılarını dışarı yansıtmaktan neden bu kadar korkar? Neden bireyin bu mutsuzluğun içinde olmasına izin verilir? Neden kavga eden, tartışan, sevmeyen, sevişmeyen anne babaların kucaklarında büyüyen çocuklara izin verilir? Ailelerimiz mahcubiyet durumu nedeniyle mutluluklarını da anlatamazlar. Biz ağlarken içine atan, gülerken ağzını kapatan bir toplumuz. Aman güldüğüm görünmesin diye ağzımızı kapatarak güleriz. Türlü yalanla türlü iki yüzlülükle mutsuzluk çoğaltan ve bunu da nesilden nesile aktaran bir yapının içindeyiz. Neden ailemizin mutluluklarını ve mutsuzluklarını açıkça söyleyemiyoruz? Neden bu hesaplaşmadan bu kadar korkuyoruz? Nefretin, şiddetin, ötekileştirmenin dilinden bu kadar çok konuşulan bir dünyanın hesaplaşmasına gideceksek bunun sıfır noktasının ailenin bireylerinin hem kendileriyle hem de ailenin tüm bireyleriyle hesaplaşabilme yetenekleri olduğuna inanıyorum.

Bu gerçek miydi sizi bu romanı yazmaya iten?
Bununla hesaplaşmaya cesaret etme isteği denilebilir. Bu zamana kadar aileyle hesaplaşan çok değerli romanlar olmuştur. Kitabım da bunlara ucundan tutunmaya çalışan bir metin, bir romandır. Tek istediğim bu hesaplaşmaların yapılabileceğini en azından bizlerin bilmesi. Bundan bile korkar bir hale gelmememiz ve bu kutsallık şemsiyesini bu kadar da büyük tutup bu şemsiyenin altında bir gölgede yaşamaya kendimizi mahkûm etmememiz.

Belki de psikolojik çözümlemeleri bunun için çok yaptınız.
Elbette bir hesaplaşma metni söz konusu olduğunda bu hesaplaşmanın önünü arkasını tamamlayabilmek için karakterlerinizin zihninde daha çok gezmeniz gerekiyor. Çünkü “Aile Çay Bahçesi” az önce dile getirdiğim aile, iktidar, toplum, birey olmak, kardeş olmak veya olamamak konularının tamamıyla hesaplaşan bir metin.

Karakterlerin ustaca işlenmiş psikolojik arka planları var. Romanın psikolojik ayrıntıları sizin için neden bu kadar önemli?
Bugüne kadar oluşturduğum bütün karakterlerin zihnine girmeyi, o zihinde dolaşmayı ve dış dünyayla ilişkiyi o zihinler üzerinden kurmayı seven bir yazarım. “Aile Çay Bahçesi” gibi bir hesaplaşma romanında bunun dışında bir şey düşünmem, yol izlemem düşünülemezdi.

Romandaki “baba” karakterinde erkeğin toplumsal rolüne ilişkin göndermeler var mı?Bulunuyor ama romandaki karakter bunu yaptı diye toplumdaki tüm erkekleri böyleymiş gibi algılamak doğru değil. Öncelikle birey olarak insanların doğrularını ve yanlışlarını değerlendirebilmeliyiz. Bu birtakım davranış, söylem kalıpları ve algılarla birlikte toplumun bir genetik hafızası oluşuyor. Böyle bir toplumun, böyle bir yaşayışın içine bırakılıyor insanlar. Sonuçta baba çok yönüyle bir erkek imajı çizse de o saatçi Nejat Bey’dir, bir bireydir. Başka bir erkekten farklıdır. Ama kimi davranışlarıyla, söylemleriyle genelin dilinde konuşmaktadır.

Okurun Çiğdem ve Müzeyyen kardeşlerden alacağı bir ders var mı?
Bir ders verme niyetinde değilim. Bugüne kadar hiçbir zaman bir ders almak için okumadım, bir ders vermek için yazmadım.

Paylaş

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
15 Mart 2017 Yıl : 12
Sayı : 157