VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Ajanken dünyaca ünlü bir casus romancısı olan yazar: John Le Carré
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ajanken dünyaca ünlü bir casus romancısı olan yazar: John Le Carré

İngiliz istihbaratında uzun yıllar ajan olarak görev alan ve yazdığı kitapları, deneyimleriyle harmanlayarak dünyaca ünlü eserler ortaya çıkaran John Le Carré, bu kez hayatını romanlaştırdı.

NİMET KİRŞAN


İngiliz edebiyatı ve casus romancılığı denildiği zaman akla ilk gelen önemli isimlerden birisi hiç şüphesiz John Le Carré’dır. Carré hayatı boyunca birçok üst düzey görevde yer aldı. Önce İngiliz Dış İşleri Bakanlığı’nda çalışan Carré, daha sonraları İngiliz Elçiliği sekreterliği yaptı. Oradan da İngiliz Konsolosu olarak ve en son da İstihbarat servisinde casus olarak çalışarak ülkesine hizmet etti. Bu süreçlerde hiç şüphesiz birçok olayla, sorunla karşılaştı. Casusluk yaparken de kitap yazmaya başladı. Hatta onun hayatında yazarlık tüm bunlardan üstün gelmiş olacak ki sonraki yıllarda işini bırakarak kitaplarına odaklanmaya karar verdi. İlk kitabını 1961 yılında “Call for the Dead” adıyla; hemen bir yıl sonra ikinci kitabını da “A Murder of Quality” adıyla çıkardı. Bu iki kitap gizemli konuları işleyen casusluk kitaplarıydı ve okuyucular tarafından ilgiyle karşılandı. Ve yazarın bundan sonraki yazacağı başarılı daha birçok kitabın da birer işaretiydi bu kitaplar. Casusluk, ölüm, cinayet konularında birçok kitap yazan John Le Carré; birçok ödül kazanarak da başarılı bir yazar olduğunu kanıtladı. Bu ödüller arasında 2011 yılında Goethe Enstitüsü tarafından verilen Goethe Ödülü de yer alıyordu ve ayrıca 2008 yılında da The Times tarafından açıklanan 1945 yılından itibaren En İyi İngiliz Yazarlar Listesi’nde de 22. sırada yer aldı. Tüm bu başarısında yaptığı bu üst düzey işlerin katkısı olduğuna hiç şüphe yoktu. Bilgileri, deneyimleri, karşılaştığı durumlar, anıları onun kitaplarının en önemli kaynağını oluşturuyordu. Kendisi hakkında Adam Sisman tarafından yazılan biyografiden hemen bir yıl sonra 80’li yaşlarına geldiğinde tüm yaşadıklarını anlatmak için, kendisini daha iyi açıklama için ya da Adam Sisman’a içten içe bir yanıt vermek için “Güvercin Tüneli”ni yazmaya karar verdi. Otobiyografik bir casus romanı olan “Güvercin Tüneli”nde hayatını, anılarını, yaşadıklarını kurgusal bir şekilde yazma ve okuyucuya aktarma imkânı vardı. Tüm içtenliğiyle de anlatıyordu yazacaklarını. Hatta iyi bir eş ve koca olamadığını, ajanlık işinin sıkı bir vicdan muhasebesi gerektirdiğini, babası ile sorunlarını, kitaba nasıl müdahaleler yaptığını daha kitabın girişinden okuyucuya anlatarak ne kadar samimi olduğunu kanıtlıyordu bir nevi. Ayrıca yine giriş bölümünde “Anlattıklarım belleğimde yer etmiş gerçek öyküler, tabii bu durumda, ömrümün sonbaharı diyebileceğimiz bir döneme gelmiş yaratıcı bir yazara göre gerçek nedir, bellek nedir diye sormaya hakkınız var.’’ diye okuyucusuna söyleyerek o, sadece anılarından bahsedeceğini fakat inanıp inanmamanın okuyucunun elinde olduğunu da belirtiyor.

Yaser Arafat’tan Andrei Sakharov’a
“Güvercin Tüneli” istihbarat hakkında birçok bilgi içerse de bunu çoğu zaman çok açık şekilde dile getirmiyor. Yine de biz birçok olayı, toplantıyı, kişiyi takip etme imkânına sahip oluyoruz. Bu gizli dünyaya dalarak olayları anlamaya çalışıyoruz. Tabii ki bunu John Le Carré’nin gözünden gerçek ve kurgunun iç içe olduğu bir şekilde yapıyoruz. Yaser Arafat, Denis Healey, Harold Macmillan ile görüşmesine, Alman bir terörist kadınla buluşmasına şahit oluyoruz. KGB (Sovyetler Birliği İstihbarat Teşkilatı)’nin başkanlarıyla yapılan toplantılara gidiyoruz ve Nobel Ödülü sahibi fizikçi Andrei Sakharov’u dinlerken görüyoruz. Ünlü ya da ünsüz, önemli ya da önemsiz birçok kişiyle olan ilişkisini ve görüşmesini; bunların önemini kitap boyunca izliyoruz. Gittiği seyahatleri, orada karşılaştığı durumları görüyoruz. Olayların yazarın gözünden nasıl aktarıldığını, onun olayları nasıl anladığını ve ondaki etkilerini görüyoruz. Yine onun anlattıkları üzerinden tüm bunlar okuyucuya da kendilerine göre olayları anlama, yorumlama imkânı sağlıyor. Ülkelerin arkasındaki gizli işlerin gün yüzüne çıkmasına neden oluyor. Fakat onun da belirttiği gibi bunlar bir ölçü ve sınır çerçevesinde bazen değiştirilerek, bazen kısaltılarak ama kesinlikle gerçek şekilde aktarılıyor. Bunları ise okuru bazen güldürerek, bazen de ağlatarak fakat hep sorgulatıp düşündürerek yapıyor İngiliz yazar. Sadece casusluk ve istihbarat işleri değil, onun özel hayatına ve sorunlarına da tanık oluyoruz. Babasının ahlaksızlığına, annesinin onu küçükken bırakıp gitmesine ve tüm bunların ondaki etkilerini de arka plandan izliyoruz. İsminden de anlaşılacağı ve kitabın önsözünde de bahsettiği gibi babasının onu götürdüğü kumarhanenin yanındaki tünelde yer alan yumurtadan çıkmış güvercinlerin tünelden çıkınca av olacakları gerçeği ile onun hayatı arasında da bir bağlantı kurulabilir. Çünkü tüm yaşadıkları, korkuları, hayal kırıklıkları, belirsizlikler hayatını etkiliyor ve bu tünel boyunca ilerleyerek devam ediyor.
Sonuç olarak “Güvercin Tüneli”, John Le Carré’nin hafızasında yer eden, hayatı boyunca karşılaştığı, deneyimlediği olayların kendi süzgecinden geçirerek okuyucuya sunduğu, casusluk anılarının ve bu gizemli dünyanın kapılarını okura açan merak uyandırıcı otobiyografik bir roman. Kitap boyunca okur Carré’nin hafıza tünelini takip ederek bu gizemli gerçek dünyayı görmeye başlıyor, aynı zamanda yazarın da dünyasına girerek onu anlama ve onun gözünden bu dünyayı görme imkânına da sahip oluyor.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam