VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Eylül 2010 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Akdeniz’in kaderini değiştiren adam: Barbaros Hayreddin
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Akdeniz’in kaderini değiştiren adam: Barbaros Hayreddin

Midilli Adası’nda başlayıp Osmanlı İmparatorluğu’nun kaptanıderyalığına, uzanan macera dolu öyküsü: “Padişahın Amirali Barbaros Hayreddin”

Mine Akverdi

“Kaptanıderya o zamana kadar görülmemiş bir zafer edasıyla Haliç’e girdi. Daha önce birçok sultan imparatorluğa yeni vilayetler kazandıran orduların başında muzaffer olarak şehre dönmüştü. Ama bunların hepsi kara ordularının kazandığı zaferlerdi. Donanmanın da ordulara denk ganimetlerle geri dönüşünü görmek, İstanbul sakinleri için yeni bir şeydi... Barbaros ‘Zatı Şahane’nin ayağına yüz sürmeye’ geldiğinde, beraberinde 400 bin altın, 1000 genç kız ve 1500 delikanlı getirdi. Velinimeti efendisine kişisel bir hediye olarak, kırmızı giysiler içinde ve ellerinde altın ve gümüş kaplar taşıyan 200 oğlan gönderdi. Bunları kumaş balyaları ve içi para dolu işlemeli keseler taşıyan 200 oğlan daha izliyordu.”
Tarihi kayıtlarda geçtiği şekliyle “Türk donanmasının yartıcısı, amirali ve ruhu” Barbaros Hayreddin, Kanuni Sultan Süleyman’ın davetiyle gelip Osmanlı donanmasını yeniden inşa ettikten sonra, çıktığı ilk seferden işte böyle büyük bir ihtişamla dönmüştü.
16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun durdurulamaz ilerleyişinde önemli payı olan ve Akdeniz’i bir “Türk Gölü” hâline çeviren Kanuni Sultan Süleyman’ın dostu ve danışmanı, efsanevi denizci ve devlet adamı Barbaros Hayreddin Paşa’nın Haliç’e o muhteşem girişinden önceki hikâyesi de bir o kadar ihtişamlı, maceralı, çarpıcı...
Bu ay Doğan Kitap’tan çıkan, İngiliz denizci, tarihçi ve yazar Ernle Bradford’un yazdığı “Padişahın Amirali Barbaros Hayreddin” hayatı hakkında pek az kaynak kitap bulunan ünlü deniz adamının yaşam öyküsünü mercek altına alıyor. İşte Ernle Bredford’un kaleminden Barbaros Hayreddin...
Barbaros Hayreddin, yani asıl adıyla Hızır Reis, Osmanlı ordusundan emekli Yakup adlı bir yeniçeri ile Midillili Rum bir kadın olan Katalina’nın dört oğlundan en küçüğü olarak Midilli Adası’nda doğdu. Bir adalı olarak ağabeyi Oruç ile birlikte denizlere açılması da kaçınılmazdı. Bradford’a göre denizlerdeki Türk üstünlüğünün mimarı olacak olan bu iki kardeş, yeniçerilerin devşirme olduğu düşünülürse, büyük ihtimalle Türk kanı taşımıyorlardı ama inançları bakımından “Peygamber’in evlatları”ydılar. Ve kısa zaman içerisinde de Türk, Müslüman ve gözüpek korsanlar olarak nam saldılar. Akdeniz sularındaki Hıristiyan denizcilerse onları Barbaros kardeşler olarak tanıyordu. Zira liderliği üstlenen büyük ağabey Oruç’a kızıl sakalından ötürü, İtalyancada “kızıl sakal” anlamına gelen Barbaros (Barbarossa) adını vermişlerdi. Yani o dönemde Akdeniz’de korku salan efsanevi korsan Kızıl
Sakal / Barbaros, aslında ağabey Oruç’tu. Ama Hızır da kestane
rengi sakallarıyla Barbaros ünvanını ölümünden sonra ağabeyinden
devralacaktı.

GÖZÜPEK KORSANDAN DENİZLERİN SULTANINA
Bradford’un anlattıklarına göre Oruç ve Hızır kardeşler tipik korsanlardan farklıydı. Gemilerinde esir forsalara kürek çektirmek yerine, kendileriyle birlikte savaşacak özgür Türklerle denize açılıyor, gerektiğinde hep birlikte dövüşüyorlardı. Birlikte, inançla ve cesaretle giriştikleri mücadeleler sonucu yenilmezdiler. Öyle ki artık Fransız, İtalyan, İspanyol gemileri yerinden kımıldayamaz olmuştu. Deniz ticareti, tarım ve balıkçılık tehlikeye düşmüştü. Barbaros’un filosu sınırlarını öylesine genişletmişti ki yeni kıta Amerika’dan getirilen ganimetler bile daha Akdeniz’e girmeden ele geçiriliyordu. Barbaros kardeşler 1510’da Akdeniz’in hakimi ve en zengin adamlarıydılar. Ancak Doğu Akdeniz’i uzun süre ellerinde tuttuktan sonra Batı Akdeniz’de de fırtına gibi esmeye başlayan ve herkesin korkulu rüyası haline gelen kardeşlerin daha büyük bir planı vardı: Kendi krallıklarını kurmak. 1516’da İspanyolların baskısı altındaki Cezayir yardımlarını istediğinde bu fırsatı yakaladılar... Oruç Reis, Cezayir’e yürüdü ve kendisini resmen Cezayir Sultanı ilan etti; üzerinde Oruç Sultan yazan altın ve gümüş sikke bastırdı. Bu hakimiyet Akdeniz’in kaderini de değiştirdi. Oruç Reis’in bir saldırıda öldürülmesinin ardından Cezayir sultanlığını ve Barbaros lakabını üstlenen Hızır Reis’in dönemiyle birlikte 300 yıla yakın bir süre, bütün Akdeniz, Cezayir topraklarında üslenmiş Türk denizcilerinin hâkimiyetinde ve etkisinde kalacaktı.
“Endamlı, heybetli ve haşmetli; dinç; uzun kaşlı, gür sakallı” Hızır Reis, savaşta ağabeyi kadar iyi, devlet adamlığındaysa ondan daha yetenekli olduğunu kısa zamanda kanıtladı... Suriye ve Mısır’ın fethiyle uğraşan Yavuz Sultan Selim için Türklerin Cezayir’i ve Batı Akdenizi elinde tutması önemliydi. Böylece Sultan Selim, Barabros Hayreddin’i resmen Cezayir Beylerbeyi ilan ederek bölgeyi Osmanlı İmparatorluğu’na bağlıyordu. 10 yıl boyunca tüm kıyıların efendisi olan ve bölgeyi tek bayrak altında birleştiren Barbaros Hayreddin artık büyük bir hükümdardı.
1533’te Cenevizliler’i bir türlü yenemeyen Osmanlı hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman, Batı Akdeniz’i yıldıran filonun efendisini huzuruna çağırdığında Barbaros’un hayatında yeni bir dönem başlıyordu. Dünyanın en güçlü imparatorluğunun, Osmanlı’nın kaptanıderyası olma görevini üstlenen Barbaros Hayreddin, tüm sistemi değiştirip Osmanlı donamasını baştan yarattı; sonrasında çıktığı seferlerle Akdeniz’in Avrupa kıyılarını kasıp kavurdu, çok sayıda Yunan adasını ele geçirdi. Ve sonunda sıra Preveze deniz savaşına geldi...
Preveze savaşı Barbaros Hayreddin’in kariyerinin zirve noktası oldu. Ezeli düşmanı ünlü amiral Andrea Doria komutasındaki İspanyol, Venedik ve Ceneviz’in birleşik filolorını yendiğinde bu zaferle Akdeniz’in bütün kontrolü 30 yıl boyunca Türkler’in eline geçti.
Akdeniz’i bir “Türk Gölü”ne dönüştüren Kaptanıderyası rakipsizdi. Kanuni onu “Denizlerin Sultanı” ünvanıyla onurlandırdı. Osmanlı İmparatorluğu’nun 16. yüzyıl boyunca
Avrupa’yı titretecek dev bir güç olarak gelişmesinde Barbaros’un payı büyüktü. Zira bütün Avrupa’nın hem korktuğu hem de saygı duyduğu
bu adam Türk tarihini en büyük
denizcisiydi.
Tarihçi Abbe Brantome, Barbaros için şöyle diyordu: “Koskoca ülkeler ve krallıklar fethetmiş olan büyük Yunan ve Roma kumandanları da dahil, hiç kimse Barbaros’un yüceliğine erişememiştir. Fransa, ya da herhangi başka bir ülke, onu kendi evlâtları arasında görmekten şeref duyardı.” Türk vakanüvisleri, 1546’da Barbaros’un ölümünü tek cümleyle bildirdi: “Denizlerin Sultanı öldü.”

Not: Fotoğraf Devlet Opera ve Balesi"nin sahneye koyduğu, Barbaros Hayrettin Paşa"nın hayatını anlatan "Barbaros" isimli çağdaş dans-drama gösterisinden alınmıştır

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam