VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Aralık 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Alice kokular diyarında
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Alice kokular diyarında

Ünlü Fransız yazar Marc Levy, son romanı “Bay Daldry’nin Tuhaf İstanbul Yolculuğu”nda, adından da anlaşılacağı üzere İstanbul’u mekan eyliyor. Birbirine zıt ve çok yalnız iki karakterin 1950’lerde yaptığı İstanbul yolculuğu Ermeni tehciri ve sonuçlarına dek uzanıyor.

ÖZLEM AKALAN

Fransa’nın, hem kendi ülkesinde hem de tüm dünyada en çok okunan yazarı Marc Levy’nin Türkçeye çevrilen son romanı “Bay Daldry’nin Tuhaf İstanbul Yolculuğu”, adından da anlaşılacağı gibi, aslında kendisi de pek tuhaf olan, Bay Daldry’nin ve kapı komşusu Alice’in İstanbul macerasını anlatıyor. Roman, 1950’lerin Londra’sında, Noel’den birkaç gün önce başlıyor. Kahramanımız, yirmili yaşlarını süren Alice’in özel bir yeteneği vardır; normalin çok üstünde bir koku alma becerisi. Her kokuyu alabilen ve bir daha asla unutmayan Alice, günlerini parfüm üreterek geçirmektedir.

Kahramanımız, dostlarıyla evde küçük bir parti verirken neşeli kahkahalarından ve söyledikleri şarkılardan rahatsız olan karşı komşusu kapıya dayanır. Ukala, sinir bozucu ve hayli tuhaf bir ressam olan Bay Daldry’nin şikayeti üzerine saat daha 11 bile olmadan Alice’in misafirleri evlerine doğru yola koyulurlar. Ama öncesinde, Brighton’da düzenlenen şenliklere katılmak üzere ertesi gün tren istasyonunda buluşmaya sözleşmişlerdir.

Dairesinin cam çatısına çarpan yağmurun sesiyle uyanan Alice, Brighton’a gitmesiyle birlikte hayatının bambaşka bir yönde akıp gideceğinden habersiz, erkenden yola koyulur. Karnaval alanındaki eğlence tüm hızıyla sürerken, böyle şeylere asla inanmadığını söylese de, arkadaşlarının ısrarı üzerine bir falcının çadırından içeri süzülür Alice. Falcı kadın önce kahramanımızın yalnızlığından dem vurur, hayatını değiştirecek adamla karşılaşmadan önce altı kişiyle tanışacağını ve bir yolculuğa çıkacağını söyler ama en önemlisi bir an evvel gitmezlerse treni kaçıracaklarını hatırlatır. Ertesi sabah, evde yalnız geçireceği Noel akşamı için alışverişe çıkan Alice, merdivenlerde karşılaştığı komşusu Bay Daldry’nin hiç beklenmedik kahve davetini kabul eder. Sohbet sırasında Alice, falcının öngörülerini anlatır. Kadının her şeyi söylemediğini, bir şeyler gizlediğini ekleyince Bay Daldry onu arabasıyla Brighton’a tekrar götürmeyi teklif eder.

İKİ FARKLI HAYAT
Yoğun kar yağışı altında saatler süren bir yolculuğun ardından yine falcı kadının çadırındadır Alice. “Sende iki hayat var” diyerek söze başlar falcı kadın; “Biri senin bildiğin hayat, diğeri de uzun zamandır seni bekliyor. Bu iki yaşantının hiçbir ortak yanı yok. Dün sana bahsettiğim adam, öteki hayat yolunun üzerinde bir yerlerde bekliyor, bugün sürdüğün hayatta ise hiçbir zaman görünmeyecek. Onunla tanışman, uzun bir yolculuğa çıkmanı gerektiriyor. Güzergâhı boyunca, var olduğuna inandığın hiçbir şeyin gerçek olmadığını keşfedeceğin bir yolculuk.

Sen her ne kadar İngiliz olduğunu iddia etsen de annen de baban da Doğulu. Sen artık var olmayan bir imparatorluktan geliyorsun, binlerce kilometre uzakta, çok eski bir ülkeden. İstanbul’da, seni bir sonraki aşamaya götürecek kişiyle karşılaşacaksın. Ama asla unutma: Eğer bu yolculuğu sonuna kadar sürdürürsen, hakikat diye bildiğin şeyden geriye bir şey kalmayacak.” İkinci Dünya Savaşı sırasında ölen İngiliz anne babasının Doğu ülkeleriyle hiçbir bağlantısı olmadığına adı gibi emin olan Alice, falcının saçmaladığını düşünse de kafasını kurcalayan bir gerçek vardır: Gördüğü kabuslar. Küçük bir çocuktur rüyalarında. Doğu’ya özgü kokuların olduğu bir yerlerde, tanımadığı insanlarla birlikte yine tanımadığı insanlardan kaçmaktadır. Sonunda Bay Daldry Alice’i ikna eder. Sevmediği babasından kalan mirası kısa sürede bitirmenin en güzel yolunun İstanbul’a gitmek olduğunu söyleyen Daldry, seyahat için gerekli tüm düzenlemeleri yapar. Sürekli zıtlaşan, birbirine ukalalık taslamaktan bir an olsun vazgeçmeyen ikili, tanımadıkları topraklara, gizemli bir yolculuğa doğru yola çıkarlar. Onlar için bilinmeyen bu topraklar elbette bizim aşina olduğumuz yerler. Cihangir, Galata, Pera, Karaköy, Üsküdar arasında gidip gelen hikâye, Alice’in özelinde okuru 1950’lerin hatta 1915’lerin İstanbul’una götürüyor.

Kendisini İstanbul’un en iyi tercümanı ve en iyi rehberi olarak tanıtan Can ile birlikte “her deliğe” girip çıkan ikili, geçmişin izini sürerken bir yandan da geleceklerini şekillendirir. Sadece kavşak tabloları yaptığını söyleyen Daldry eskizler yaparken Alice de Türk ıtriyatçılarla tanışır, onların büyülü keşiflerine tanıklık eder. Kah bir tesadüf kah rehber Can’ın marifetleri sayesinde falcı kadının kehanetleri gerçekleşirken, Alice kendini bambaşka bir hikâyenin ortasında bulur. Romanı okuyan Türk bir okur, olayın varacağı noktayı, Alice’in gerçek hikâyesini elbette pek çok yabancıdan daha çabuk kavrayacaktır. Yine de 50 yıl öncesinin İstanbul’unda bir yolculuğa çıkmaya kimsenin hayır diyeceğini zannetmiyorum. Hele ki romanın yazarı, tüm kitapları Türkçeye çevrilen, iki romanı sinemaya aktarılan Marc Levy olunca.

İKİNCİ ŞANS
İlk romanını 38 yaşında yayınlayan Marc Levy, henüz roman basılmadan film haklarını satmış ve “Keşke Gerçek Olsa” olarak Türçeye çevrilen romanı “Just Like Heaven” adıyla Steven Spielberg tarafından beyazperdeye aktarılmış. 1999 yılından bu yana 14 roman yazan Levy’yi kitaplarındaki optimist tutum nedeniyle “plaj romanı” kategorisine yerleştirenler var. Zaten rahat dili, esprileri, gizemli hikâyeleri ve her zaman ikinci bir şans olduğunu savunan optimistliği onu en çok okunan yazar yapan özellikleri. Levy’nin 18 yaşında Kızıl Haç’ta çalışmaya başlaması, kitaplarında verdiği mesajların temelini oluşturuyor. “Kızıl Haç için çalışırken insanların hep ‘Bir şansım olsa, ona onu çok sevdiğimi söylerdim’ ya da ‘İkinci bir şans verilse şöyle yapardım’ dediklerine şahit oldum.” diyor yazar. İki arkadaşıyla birlikte kurduğu ve ona Amerika’da yaşama imkanı sunan bilgisayar şirketinin batması ile hayatı bir anda yön değiştirmiş yazarın. 26 yaşındayken dibe vurmuş Levy. Bir günde, lüks bir apartman dairesinden 15 metrekarelik bir odaya taşınmış. Üstelik kendisini terk eden eşinden olan henüz birkaç aylık oğlu ile birlikte. Sonrasında inşaat işine girmiş hayatta kalmak için. İnşaat işindeki eksikleri görüp bir içmimar ile bu alanda bir şirket kurarak hayatta tekrar bir - sıfır öne geçmiş.

Levy’nin yazar olarak başarı kazanması ise tümüyle iyi bir baba olma çabalarının sonucu. Oğlu Louis beş yaşındayken Levy ona uyku öncesi hikâyeleri anlatmaya başlamış. Hikâyeye katılan karakterlerin sayısı arttıkça, öykü dallanıp budaklanınca Levy ipin ucunu kaçırmış. Oğlu da durumu fark edince, öyküyü toparlamak için her gece, bir son raki gün anlatacağı öyküyü kaleme almaya başlamış. Louis dokuz yaşına geldiğinde yeterince öykü anlattığına karar veren Levy bu işe bir nokta koymuş. Fakat büyük bir boşluğa düşmüş; gece yarısı yazılarını özlemeye başlamış. “Madem artık çocuğum için yazamıyordum o halde ben de büyüdüğünde okuyabileceği bir şeyler yazabilirim” diyerek yola çıkan Levy’nin senarist olan kız kardeşi yazdıklarını bir yayıncıya yollamış. Sadece sekiz günde yayıncıdan cevap gelmiş ve böylelikle ilk romanı basılmış.

DÖRT AYDA YAZIYOR
Başarısını şansa bağlayan Levy, bunu hak etmek için çok çalıştığını söylüyor. “Günde 15-17 saat yazıyorum. Bir romanı ortalama dört buçuk ayda tamamlıyorum. Günde dört beş saat uyku bana yetiyor ancak bazen sandalyede, başım masaya düşmüş şekilde uyuyakalıyorum. İşte o zaman karım gelip hâlâ nefes alıyor muyum, hayatta mıyım diye kontrol ediyor” diyor.
Yazdığım bunca şeyden sonra romanın kahramanı Alice olmasına rağmen neden isminin “Bay Daldry’nin Tuhaf İstanbul Yolculuğu” olduğunu merak ettiğinizi biliyorum. Zira ben de, yazar ile röportaj yapan başka milletten gazeteciler de merak etmiş ve kendisine bu soruyu sormuşlar. İşte Levy’nin “Neden Daldry?” sorusuna verdiği cevap: “Çünkü Daldry’nin karakterinin hikâyenin dinamiğini oluşturduğunu düşünüyorum. Daldry olmasaydı Alice o yolculuğa çıkamazdı. Ve itiraf etmeliyim ki Ethan Daldry’ye hayran kaldım. Hikâyenin sonunda onunla vedalaştığıma üzüldüm. Çok sevdiğiniz bir arkadaşınızı bir daha ne zaman göreceğinizi bilmeden havaalanında uğurlamak gibiydi. Kurgu bir karakterden gerçek biriymiş gibi bahsettiğim için aklımı kaçırdığımı düşünüyor olabilirsiniz ama bir yazarın birçok gece geçirdiği, yazarken kendisine eşlik eden karakteri unutması mümkün değildir. Bir romana son noktayı koymak benim için her zaman üzücüdür.”




Neden İstanbul?
İlk kez kitap fuarı için gittiğim İstanbul’a daha sonra tekrar tekrar seyahatler yaptım. Şehre âşık oldum; kokusuna, tarihine. Bu romanda geçen kokulardan bazıları benim tecrübe ettiğim, unutamadığım kokular zaten. Sadece sokakta dolaşarak pek çok şey keşfedebilirsiniz. Çekici ve gizemli. Anlatmak istediğim arayış hikâyesi için mükemmel bir ortam olduğunu düşündüm.”

Kitabı almak için tıklayınız

Bay Daldry´nin Tuhaf İstanbul YolculuğuBay Daldry´nin Tuhaf İstanbul Yolculuğu

Marc Levy

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163