VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2010 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Almak ya da satmak bir sisifos hikâyesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Almak ya da satmak bir sisifos hikâyesi

Hakan Günday""ın almanın ve satmanın yok edici halini anlattığı romanı “Malafa” Dot tarafından Murat Daltaban’ın yönetiminde tiyatroya uyarlandı.

Canan Hatiboğlu

Murat Daltaban

İlginç olan Malafa’nın hikâyesini yeniden yazmaktı

-Dot’la işbirliğiniz nasıl başladı?
Murat Daltaban’la ilk görüşmemiz Zargana’nın sinemaya uyarlanması hakkındaydı. Ancak sonrasında Dot’un sahnede yarattığı dünyayı yakından görme fırsatına erişince, bunun bir parçası olmanın yollarını düşündüm. Ve en mantıklısı bir tiyatro metni yazmaktı. 2005 yılında yayımlanmış olan Malafa’yı tiyatro için yeniden yazdım. Ve bu macera, Murat Daltaban’ın metni kabul etmesiyle başlamış oldu.

- Dot, oyunlarında; siz romanlarınızda anlatım olarak cesur ve tabuların üstüne giden bir anlatım biçimi benimsiyorsunuz. “Malafa”yı oyunlaştırırken Dot’un anlayışının üzerinizde ne gibi bir etkisi oldu?
Hareket ve sesin sahnede kullanılış biçiminin, izleyiciyle oyuncu arasındaki bıçak sırtı mesafenin sonuçlarını görünce hayran kalmamak mümkün değildi. Dolayısıyla metni yazarken, romandan tamamen bağımsız çalışmam gerektiğini düşündüm. DOT’ta şahit olduğum hızın metinde de yer almasını istedim. Üç akorlu bir punk şarkısı kadar hızlı olmalıydı her şey. Gösteriden geriye, bilgiden çok, bir duygu kalmalıydı.

- Edebiyat eserlerinin herhangi bir görsel sanatlar eserinde uyarlanmasında, özellikle uyarlayanların arasına yazarın kendisi de girmişse, uyarlanan esere tabiri caizse “kıyamadıklarını” görüyoruz. “Malafa”da ise roman ve oyun metni arasında belirgin bir farklılık var. “Malafa”yı neden birebir uyarlama yolunu seçmediniz?
Çünkü ilginç olan, romanı alıp fotokopisini çekmek ve sahneye koymak değildi. İlginç olan, tiyatronun romandan farklı olan sınırları içinde hareket edebilmek ve bu uğurda Malafa’nın hikâyesini yeniden yazabilmekti. Ayrıca romanı yırtıp atıp sahneye uygun yeni bir hikâye anlatmak, benim açımdan, öğrenmenin ve ilerlemenin tek yoluydu.

- Bu farklılığa bakarak oyunu yeni bir eser olarak görebilir miyiz?
Geriye sadece isim ve genel karakter benzerlikleri kalmışsa, evet, öyle görebiliriz.

- “Malafa”nın oyunlaştırılması sizin mi yoksa Dot’un mu tercihiydi? Neden “Malafa” tercih edildi?
Malafa, tezgâhtarların müşterilerini ikna edebilmek adına sergiledikleri gösterilerle dolu bir romandır. Dolayısıyla gösteri, doğasında vardır. Bu nedenle, tezgâhtarların yıllardır oynadıkları oyunlarla, içinde bulundukları durum gereği yaptıkları doğaçlamaları sahneye yansıtmanın ve gösterinin gösterisini sunmanın ilginç olabileceğini düşündüm. Ve Murat Daltaban gibi bir tiyatro ustası da metni ele alıp bilgi ve yeteneğini ekleyince doğru romanı seçtiğime tamamen ikna oldum.

- Tiyatro ve edebiyatın iki ayrı dinamikte iki ayrı disiplin olduğunu göz önüne alırsak bir eseri tiyatroya uyarlamanın ne gibi zorlukları var?
Aslında bu sorunun cevabı “uyarlanmak istenilen roman kadar” olmalı. Çünkü her bir edebiyat eserinin dokusu farklı. Ancak genel olarak, temel zorluk, “bilinç akışı” adı verilebilecek bir yazma tekniğinin sahnede karşılık bulabilmesi olabilir.

- Dot’la işbirliğiniz önümüzdeki zamanlarda da devam edecek mi?
Bu uğurda çalışmaya devam ediyorum. Çünkü DOT’la her gün yeni bir şey öğreniyorum.

Murat Daltaban

Hakan, Dotçular için aileden biri. İşbirliğinden daha ciddi bir şey bu...

- Hakan Günday, romanlarında; Dot, oyunlarında cesur ve tabuların üstüne giden bir anlatım tarzını benimsiyor. “Malafa üzerinde bu paralelliğin nasıl bir etkisi oldu?
Hakan çizgisinde son derece titiz ve tutarlı. Dot için de ayni şeyi söyleyebilirim. Ortaya çıkan eserler birbiriyle kan uyumu gösterince, birbirinin çekiciliğine kapılıp aynı zamanı ve mekanı paylaşmaya başlıyor. Bize de bu uyuma kendimizi bırakmak kalıyor aslında. Malafa bu harmonik enerjinin sonucu...

- Tiyatro ve edebiyatın iki ayrı dinamikte iki ayrı disiplin olduğunu göz önüne alırsak bir eseri tiyatroya uyarlamanın ne gibi zorlukları var?
Özellikle roman okuyucuyla ilişkisinde zaman ve uzam açısından tiyatrodan çok büyük farklılıklar gösterir. Kitap yazarla okuyucu arasındaki tek medyadır. Uzun zamana yayılır ve çok çeşitli mekanlarda etkisi değişebilir. Tiyatro metninde ise tek mekanda ve seçilmiş bir zaman aralığında, kalabalıkla birlikte, “seyrettirmeye” yönelik etki yaratmak üzerine kurgu tasarlanır. Ama temelde amaç ikisi için de hikâyeyi estetik bir bütünlükle anlatmaktır. Bence uyarlamada yapılması gereken geriye dönüp en basit noktadan başlamak. Elinizde bir hikâye var, karakterler var ve bunu şimdi bu şartlar altında nasıl anlatırım sorusuna cevap aramakla başlamalı işe. Hakan tam da bu noktada en başa döndü... Bir yazar için çok zor bir ikna alanı. Kendine ve romanına karşı toleranslı olmak zorundasın. Hakan’ın uyarlaması sadece bu açılardan bile çok önemli ve ince ince üzerine düşünülmesi, konuşulması gereken bir atölye çalışması. Romanına ve hikâyenin kahramanına karşı hoyratça yaklaştı. Sırf iyi sonuç alabilmek için... Üstüne bir de yönetmenin ve oyuncuların hoyratlığı var tabii...

- Hakan Günday’la çalışmak zor oldu mu? Bir yazarla berber çalışmanın ne gibi zorlukları var?
Hayır, kesinlikle hayır. Hatta bir yazarla çalışan yönetmen ve oyuncular için kriz noktalarını yok etmek için çaba gösteren müthiş zeki ve hassas bir adam Hakan. Yönetmenin ve oyuncuların oyun metnine yaklaşımını, kendinin romana yaklaşımındaki gibi doğal karşıladı; ya da doğal karşılamak için çaba gösterdi. Yazar için zordur bu kadar toleranslı olmak. Karşılıklı güven ve saygı geliştirmek için zamana ihtiyaç vardır. Ama Dot ve Hakan aynı mahallede yetişmiş... Aynı sokağın çocuklarıyız. Yukarı mahalleye karşı aynı taş ve sapanla donanmışız.

- “Malafa”da özellikle neyi öne çıkarmak istediniz? Sizin için hangi noktayı anlatmak daha önemli oldu?
Alışveriş ve satış cinneti... Alışveriş ve satış hayata tahammül yöntemi olarak alkol ya da uyuşturucunun yerini almış. Unutma ve unutturma reflekslerinden güç alıyor. Ve almak ya da satmak bir sisifos hikâyesi. Alışveriş ve satış süreci tek hayat aralığı... Arta kalan zamanlar o sürece hazırlık için geçiyor ve bu insanlığın geçmişinden mi geliyor yoksa bizlerin geliştirdiği bir hayatta kalma yöntemi mi bilmiyoruz. Geçmişten aktarılan alternatif bilgiler yeterli gelmiyor, doyurmuyor. O kadim bilgilerde alışveriş ve satışın çok önemli parçası. Belki de bu şikayet ettiğimiz insanı insan yapan en önemli özellik. Bunu yeni fark ediyoruz. Ama burada mutluyuz.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163