VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Alman Cihadı’nın önlenemeyen hüsranı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Alman Cihadı’nın önlenemeyen hüsranı

“Berlin-Bağdat Demiryolu”, Almanya’nın dünya hâkimiyeti mücadelesini ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bu mücadeledeki rolünü anlatıyor.

Perihan Özcan

Sohenzollern gemisi 1889 Kasım’ında Marmara sularında İstanbul’a doğru yol alırken askerî bandolar Alman millî marşını çalıyor, Alman bayrağı asılı hisarlarda yüz bir pare top atışı yapılıyordu. İmparator II. Wilhelm, düzenlenen bu şatafatlı karşılama töreninden ve Osmanlı sultanının sıcak karşılamasından öyle etkilendi ki ziyaretini dört güne uzattı.
II. Abdülhamid ve II. Wilhelm, bu dört günde Avrupa ve Ortadoğu’nun kaderini etkileyecek görüşmeler yaptı. Sultan Avrupalı hükümdarların Osmanlı coğrafyası üzerindeki planlarından dert yanarken, II. Wilhelm Doğu ile Batı’yı birleştirerek İmparatorluk Almanya’sını bir süper güce dönüştürme hayalleri kuruyordu. Almanlar Ortadoğu’yu “medenileştirme” yolunda önderlik etmeli ve dar boğazdaki ekonomisini canlandırarak bölgeyi Avrupa’yla bütünleştirmeliydi. Avrupa teknolojisi Asya’ya taşınırken, Doğu’nun ipek, baharat, maden ve hammadeleri Batı pazarlarına getirilmeliydi.
Ortak çıkarlar
Planlarını hayata geçirebilmesi için, II. Wilhelm’in Berlin’den çıkıp İstanbul’u geçtikten sonra İran’a uzanacak (ve hatta Afganistan’ı aşıp Hindistan’a varacak) bir demiryoluna ihtiyacı vardı. Bu demiryolu sayesinde, Osmanlı’nın Asya topraklarındaki kurşun, bakır, çinko, krom ve linyit yatakları ile Musul yakınlarında keşfedilen bitmez tükenmez ham petrol iştahlı Alman ekonomisini beslemeye başlayacaktı. Tabii hızla artan Alman nüfusu için gereken gıda maddeleri de yine aynı demiryoluyla sağlanacaktı. Osmanlı Sultanı, bilmesi gereken kadarı anlatıldığında bu plana itiraz etmezdi. Çünkü yabancıların şer planlarıyla ilgili paranoyaları olan II. Abdülhamid için demiryolu, gerektiği zaman gereken yere asker sevkiyatı yaptırabileceği anlamına geliyordu.
İngiliz, Fransız ve Rus markajında kendi evinde ölüm korkusuyla yaşayan II. Abdülhamid için görünürde toprak hırsı olmayan Almanlar “o kadar da yabancı sayılmaz”dı. Üstelik II. Wilhelm, sultanın güvenini çoktan kazanmıştı. Demiryolu boyunca 65 metre arayla telgraf direkleri dikmeyi ve askeri tesisler inşa etmeyi kabul etmesi sultan için çok önemliydi. Aslına bakılırsa, demiryolunu Osmanlı’nın güvenlik ihtiyaçlarına göre yapmak Almanların da menfaatineydi.
1906 Mayıs’ında Alman mühendisleri ile Türk işçileri, türlü gecikmelerle ancak 1918’de tamamlanabilecek 3200 kilometrelik demiryolunun Haydarpaşa temelini attılar. Üç yıl sonra II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi planları değiştirmedi. II. Wilhelm’le İttihat ve Terakki yönetiminin (tahta oturtulan V. Mehmed’in hiçbir hükmü yoktu) ortak bir hevesi vardı: Savaşmak. Ama bir noktada ayrılıyorlardı. Almanlar öteden beri Avrupa savaşı çıkarmak niyetindeydi. Bunun için Panislamizmi destekliyor, Kur’an-ı Kerim’den sureleri referans göstererek kâfirlerin yönetimi altındaki Müslümanların öfkesinden faydalanmak yani cihat ilan ettirmek mezhep farklarını dikkate almaksızın istiyorlardı. İttihat ve Terakki ise milliyetçi bir anlayışı benimsemişti ve İslam’ı değil Batı’yı referans alıyordu. Yine de Napolyon ve Büyük Frederick’in fotoğraflarını asıp tarihe geçme hayalleri kuran ve bunu Sarıkamış faciası ile başaracak olan Enver Paşa ile II. Wilhelm arasında önemli benzerlikler vardı.
Bu savaşma hevesi, belki de ihtiras demeli ve İttihat ve Terakki’nin aşırı milliyetçi tutumu, Berlin-Bağdat demiryolunun kaderini tayin edecek iki husustu. Çünkü Osmanlı cephelerinin ihtiyaç duyacağı erkekler demiryolu inşaatında çalışıyordu. Ayrıca, izlenen milliyetçi yönetim politikası sonucu özellikle de Ermeni tehcirinin ardından demiryollarında çalıştırılabilecek gayrimüslim pek kalmayacaktı. Dahası, körüklenen yabancı düşmanlığı kumpanyada çalışan Hıristiyanların, dolayısıyla demiryolunun da güvenliğini tehlikeye sokacaktı.
Demİr ağlarla örülen ülke
“Berlin-Bağdat Demiryolu” ilginç bir kitap. Baştan sona farklı kaynaklara; İngiliz, Rus, Fransız, Alman, Türk, Ermeni ve belgelere dayanarak, tarafsız bir dille yazılmış. Kapağa “Almanya’nın Dünya Hâkimiyeti Mücadelesi ve Osmanlı İmparatorluğu 1898-1918” notu düşülmüş. Bir döneme projektör tuttuğu doğru ama kitapta bundan fazlası var. Satır aralarında bir savaş stratejisinin nasıl “kurulmaması” gerektiğini okuyorsunuz mesela. Alman siyonizminin düşüşünü ve Almanya’daki Yahudi düşmanlığının tohumlarının ne zaman, nasıl atıldığını görüyorsunuz. Türkiye-Ortadoğu ilişkilerinin arka planını kavrıyorsunuz. Türkiye’deki milliyetçiliğin köklerine iniyorsunuz. Nazi-Müslüman bağlantısına kafa yoruyorsunuz. Farklı din ve mezhepten vatandaşları birbirine karşı kışkırtmanın kolaylığına ve bunun yıkıcı sonuçlarına “kendi evlatlarını yiyen kutsal savaşlara” tanıklık ediyorsunuz. İster Haydarpaşa Garı’nın neden yapıldığını öğrenmek için alın elinize, ister Çanakkale Savaşı’nın nasıl kazanıldığını okumak için, ister Ermeni tehciri sırasında yaşananlara farklı bir açıdan bakmak için... Farazi ihtimaller üzerine II. Abdülhamid tahttan indirilmeseydi ne olurdu, Enver Paşa imparatorluğu kaybedileceği açık olan bir savaşa sokmasaydı yeni Avrupa ve Ortadoğu nasıl şekillenirdi akıl mesaisi yapmak isteyenlerin de ilgisini çekecektir Berlin-Bağdat Demiryolu. Ama hepsinden önce, “demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” diye övünmeden evvel okumakta büyük fayda var.

Berlin-Bağdat demiryolu yapılırken...

- Alman maden tetkik ekibinin, Bağdat demiryolunun 20 km çapı içinde bakır ve kömür çıkarmasına cömert keşif hakları karşılığında izin verildi.
- Alman madenci ve arkeologların Osmanlı topraklarındaki çalışmaları sırasında bulacakları tarihi eserleri muhafaza etmesi için Berlin Müzesi’ne verilen haklar genişletildi.
- Bugünkü teknolojiyi bile zorlayacak Toros ve Amanos Dağları, çok uluslu ekibin kabusu haline geldi. Kilometrelerce sürecek, sayısı otuzun üstüne çıkacak dağ tünelleri yapabilmek için dinamitle patlatılan dağlardan binlerce ton kaya taşındı.
- Demircilik, marangozluk, mühendislik, tünel sondaj ustalığı gibi uzmanlık isteyen pozisyonlarda Almanlar, Avusturyalılar, İtalyanlar, Slavlar, Rumlar ve Ermeniler görev aldı. Vasıfsız işçiliğin çoğunu Türkler, Araplar, Kürtler ve Arnavutlar yaptı.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163