VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
03 Nisan 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Altan''ın Son Oyun''undan bir bölüm
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Altan'ın Son Oyun'undan bir bölüm

Ahmet Altan'ın yeni romanı Son Oyun piyasaya çıktığı gün iki saatte 100 bin satarak bir rekora imza attı ve şimdi ikinci 100 bin de piyasada. Bir kasabada geçen roman, önceki Ahmet Altan romanları gibi siyasi yapısının yanı sıra erotizm de içeriyor.

Malum, Ahmet Altan romanlarında yer verdiği erotizmden ötürü birçok kez sansüne uğramış bir yazar. Hatta "Sudaki İz" romanı müstehcen bulduğu için yargılanmış ve kitaplarının ancak bu bölümlerin üstünün bantlanarak satılmasına izin verilmişti. Altan'ın eski yaypıncılarından Can Yayınları'nın kurucusu Erdal Öz de tarihine geçecek bir formülle sorunu çözmüştü: Muzır Kurulu’nun raporunu kitabın başına koymuş, bu bölümleri de istendiği gibi bantlamıştı. Böylece okur, sansürlenen bölümlere gelince romanın başına dönüp o bölümü rapordan okuyabiliyordu.
Altan'ın romanlarında erotizm hep oldu; "Tehlikeli Masallar" bu yüzden "Büyüklere Masallar" olarak da anıldı. "Aldatmak"ta kahramanları yatakta çilek yiyerek sevişirken "En Uzun Gece"nin kadın kahramanı son derece riskli ve tehlikeli bir ilişki yaşıyordu. Bu yüzden yazarın yeni romanı ile ilgili en merak edilen sorulardan biri de buydu. "Son Oyun"da erotizm var mı? Evet var... Elbette "Grinin Elli Tonu"ndaki gibi pornografik değil. Ahmet Altan üslubuyla... Yani karakterlerin psikolojisini cinsellik üzerinden de analiz eden bir yaklaşımla.

İşte kitaptan bir bölüm:

Ayağa kalkıp bana doğru yürüdü.
Önümde durdu. Kımıldamıyordum.
Hiç beklemediğim birşey yaptı.
Eteklerini yukarıya kadar sıyırdı, bacaklarını iki yana açtı, yüzü bana dönük olarak kucağıma oturdu, dizlerini iki bacağımın arasına koymuştu.
Göğüsleri tam yüzümün hizasındaydı.
Onu kucağımda tutarak ayağa kalktım, onu yere bıraktım,"Gel" dedim.
Birlikte yukarıya yatak odasına çıktık.
Soyunup yatağa girdik.
Çok alışkın hareketlerle beni öpmeye başladı. Neredeyse telaşlı bir hali, bir acelesi var gibiydi. Bir süre ona istediği gibi davranması için izin verdikten sonra sertçe bileğinden tuttum.
"Sakin ol" dedim, "rahat bırak kendini."
Gözlerime baktı.
" Morartacaksın kolumu" dedi."Morarsın" dedim.
Ondan sonra gerçekten sevişmeye başladık.
Beni yönetmekten vazgeçip teslim olmuştu.
O eskimiş vücudu, hafifçe sarkan göğüsleri, dolgun karnıyla beni gerçekten çıldırtabiliyordu.
Alabildiği herşeyi almak isteyen bencil ve azgın bir şehveti vardı, bu bencilliği sadece zevk istemesi, şehvetten başka hiçbirşeye aldırmaması, zevk alacağını hissettiği her şeyi istekle kabul etmesi, beni unutarak inlemesi, sanki tek başınaymış gibi çığlıklar atması beni kendimden geçirmişti.
Sevişmesinde nedense sümbülü hatırlatan bir şey vardı.
Aramızda şehvetten başka bir şey olmadığını hissediyordum.
Durduğumuzda kısacık bir süre sırtüstü yattı, sonra yatağın kenarına bıraktuğı saatine baktı, bir şey söylemeden kalkıp giyindi, ben sabahlığımla onu aşağıya kadar geçirdim.
Kapıda " Ben seni ararım" dedi, bu "Sen beni arama" anlamına geliyordu. (Sayfa 188-189)

Paylaş