VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > Altından uğultular gelen bir toprakta yaşıyoruz
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Altından uğultular gelen bir toprakta yaşıyoruz

Tayfun Pirselimoğlu “Kerr”de bir cinayetin tanığı iken bir örgütün üyesi olduğu gerekçesi ile “sanık” durumuna düşen Cezmi Kara’nın hikayesini anlatıyor. Romanının Türkiye gündemiyle olan benzerliği için ise şöyle diyor: “Tüm bunlar Kafka için fazla gelebilirdi. Burada olup biten daha çok Terry Gilliam fantezisi gibi. Huzur bozucu, korkunç, ölümcül bir panayır hikayesi.”

BUKET AŞÇI

Farklı disiplinlerde eser veren sanatçılar bazen derinleşemez. Çünkü sınırlarının zorlanmaya başladığı noktada diğer bir disiplinde derdini anlatabileceği daha “kolay” bir yöntem bulabilir. İşte tehlike burada başlar çünkü derinleşmek için kimi zaman toplu iğne başı kadar bir noktada sondaj yapmak gerekir. Elbette bu durumla ilişkilendirilemeyecek kişiler vardır ki, bence bunlardan biri ressam, yönetmen ve yazar Tayfun Pirselimoğlu’dur. Özellikle de yazar Pirselimoğlu.
Ne yazık ki, geç keşfettiğim bir yazar Tayfun Pirselimoğlu. Kitapları bir şekilde dikkatimi çekse de neden billmem bir türlü o adımı atamıyordum. Sonra bir gün “Otel Odaları” kitabını elime aldım. Hemen ardından da “Malihulya”yı. Özel bir dili vardı, her bir kelimenin özenle seçildiği... Buna rağmen yazar, yazarken uzun uzun kelime arayanlardan değildi sanki hatta çok rahat yazıyordu. Buna yemin bile edebilirdim.
Bu nedenle yeni romanı “Kerr”i büyük bir zevkle elime aldım. Tam benlik bir romandı. Harika bir kurgu, metinler arası ilişki, nefis bir dil, uzun tasvirlere tenezzül etmeyen birkaç sihirli sözcükle çizilen karakterler... Konuya gelince... Cezmi Kara, uzun yıllardır görmediği babasını kaybetmiştir, cenazesi için memleketine gider ve tam geri dönecekken tren istasyonunda bir cinayete tanık olur ve karakola ihbarda bulunur. Ancak bir anda bir “tanık” yerine “sanığa” dönüşür. Hakkında “gizli“ bir dosya açılır, bir örgütün üyesidir. Ancak bu örgüt nedir, ne yapar, Cezmi Kara’nın bağlantısı nedir? Bunlar kendisine asla söylenmez çünkü bunlar “çok gizli”dir. O da zaten sormaz. Onun tek bir derdi vardır; uyumak. Her fırsatta gidip uyumak yani uykuya sığınmak. Tıpkı tehlike ortadan kalkana kadar uyuyan “Yedi Uyurlar” gibi ya da yaşadığı sıkıntı ve acılara dayanabilmek için kendini uykuya veren depresyondakiler...
Hani roman için “tam benlik” dedim ya... Bundan kastım şu: Pirselimoğlu Türkiye’nin yaşadığı “akıl almaz” olayları düz bir siyasi anlatımla değil müthiş bir alegoriyle anlatmış. Dahası bireyin kendi iç yalnızlığını, suçluluk duygularını da atlamamış ve böylece karşımıza altı büyük günahlarla kaynayan bu topraklarda yaşayan ve devlet baskısıyla içine çöken, hiçbir şeyi sorgulamayan bir Cezmi Kara çıkmış. Tabii romanın dış kurgusunun önceki romanı “Kayıp Şahıslan Albümü”nün neredeyse aynısı olması da ayrı bir keyif. Şöyle ki, bu kitabın ikisi de kendi içinde bir roman. Ama ikisini okuduğunuzda bir başka “metne” daha varıyorsunuz ki, bu da pek çok yazar tarafından denenen ancak çoğu kez başarılamayan bir yöntem. Çünkü metinler arası ilişki çoğu kez sadece bir kurgu sanılır ve bu kurgunun da anlatılanların bir sıralaması olduğu... Oysa kurguyu şekillendiren dildir. Hele metinler arası ilişkide dil “fısıldaşan” kelimelerden oluşmalı. Açıkçası böyle bir üslup bulduğumda keyfime diyecek olmaz. Cümlelerin çoğu kez altını çizmeye, notlar almaya bile ihtiyaç duymam. Çünkü bilirim roman bittiğinde geriye altı çizilecek tek cümle akalacaktır; o da romanın bizzat kendisidir. Pirselimoğlu’nun “Kerr”i gibi...

“Kerr” siyasi ve alegorik bir roman. Konusu ve yapısı için Kafkaesk de diyebiliriz. Çünkü kahramanımız Cezmi Kara, bir cinayetin tanığı iken birden bir başka suçun sanığı durumuna düşüyor ve bunu hiç sorgulamıyor. Tıpkı bir sabah uyanan ve tutuklanan ama ne için tutuklandığını bilmeyen Joseph K gibi. Neden?“Kerr”, böylesi bir anıştırmayı hedeflemiş bir roman değil. Lakin, Cezmi Kara’nın içerisinde dönüp durduğu, bu coğrafyada yaşayan pek çok kişinin aşina olduğu, hatta dahil olduğu ve hatta sorumlu olduğu dünya ile Joseph K’nınki arasında acıklı bir paralellik var. Joseph K, büyük toplumsal bir travmanın ardından gelen ve bir başkasına doğru hızla yol alan bir zamana ait bir figürdür. Belki Cezmi Kara’yı ona yakın kılan böylesine bir benzerlik de olabilir. Zahiri olarak algılamakta güçlük çektiğimiz korkunç bir hercümercin hiç de azımsanmayacak miktarda olduğu, huzursuz bir mekana ve zamana ait bir kişi Cezmi Kara. Kötü zamanlar bunlar. Bunu unutmamak lazım.


İZAN BEKLENMİYOR
Roman boyunca Cezmi Kara neden suçlandığını ya da olup biteni hiç sorgulamıyor ama anlatıcı biz sevgili okurlarına da gerekçeyi söylemiyor. Sahi Cezmi Kara’nın suçu ne, neden sorgulanıyor?

Cezmi Kara’nın müphemmiş gibi duran suçunun ne olduğu o kadar da önemli değil aslında. Bununla ilgili imalar varsa da ne olduğu açıkça belli değil. Lakin, fantezi gibi duruyor olsa da bu da, bu zamana ait, anlaşılmaz ama kabullenilir bir ‘hal’ değil midir? Cezmi Kara’nın yaşadığı idrakın hakikate muhtaç olduğu bir zaman değil; soruların bir cevabı olmasının gerekmediği, bir cevap olsa bile onun bir izan barındırmasının beklenmediği bir zaman. Buna da hepimiz az çok aşinayız aslında.

Cezmi Kara olup biteni sorulamadığı gibi aynı zamanda her şeyi kabullenmeye de hazır. Birinin peşinden gitmesi için birinin ona birazcık otoriter bakması bile yeterli. Burada otoriter devlet karşısında kimliğini yitirmiş bireyi tarif ediyorsunuz. Ancak romanınız siyasi ve alegorik bir roman olmanın yanı sıra aynı zamanda psikolojik bir roman da. Kahramanımız yıllardır görmediği babasının cenazesine gelmiş biri yani suçluluk duygusu içerisinde olmalı. Bu kabbullenişte bu suçluluk duygusunun da etkisi var mı?
Cezmi Kara, sokakta yanınızdan geçip giden ‘sıradan’ birisi. Onun taşıdığı sıradanlık bütün bu saydıklarınızı içeriyor aslında; otoriteye riayet, hayatı küçük günahlarla geçiştirme, hakikati görmezlikten gelme hali. Onu rahatsız edebilecek her şeyi derinlerine gömüp orada saklama çabası da bütün bunların içerisinde sayılabilir. Bu, ‘hapsedilmiş’ bir vicdani acıyı da saklıyor olmalı. Onu çok geç de olsa farklı kılan, merak etmeye başlaması ki, bu da nafile bir çaba olarak nihayetleniyor.

“Kerr”de küçük bir Anadolu kentinin de hikayesi var. İlk bakıştaki sakin ve monoton ama birazcık eşeleyince “cesetlerin” fışkırdığı bir hikaye bu. Neden?
Cezmi Kara’ın uzaklaştığı ama kaçınılmaz olarak geri döndüğü gerçekten sakin ve monoton bir mekan. Nedir ki, bütün bu sıradanlığının altında ‘gizlenmiş’ bir hakikat saklanıyor. Her şeyin sanki değişmeden kalmış olduğu, günlük hayatın kendi mecrasında sakince akıp gittiği bu şehir, bütün diğerleri gibi bir çok günahı barındırıyor. Altından uğultular gelen bir toprağın üzerinde yaşıyoruz sonuçta.

İlk soruda Kafka’nın “Dava”sına değinmiştim. Kafka bu romanında devlet ve birey ilişkisini, bireyin devlet otoritesi karşısındaki çaresizliğini anlatır. Ancak sizin romanınızda bu devletin bir adı var, daha doğrusu biz buranın Türkiye olduğunu düşünüyoruz. Çünkü son yıllarda ünlü, ünsüz pek çok kişi bir sabah uyanıp örgüt üyesi olmakla suçlandı. Türkiye’nin siyasi hayatındaki gelişmeler romanınızı nasıl etkiledi?
Kısaca şunu söyleyebilirim; bütün bunlar Kafka için fazla gelebilirdi. Burada olup biten daha çok bir Terry Gilliam fantezisi gibi. Huzur bozucu, korkunç, ölümcül bir panayır hikayesi. Huzursuz bir yazarı heyecana boğacak pek çok öğeyi barındırıyor.

UYKUYA KAÇMAK...
Romanda Cezmi Kara sürekli uyuyor. Adam hakkında gizli dosyalar açılıyor, o uyuyor; bir cinayete tanık oluyor o uyuyor; katili tanıdığı biriyle görüyor adam uyuyor. Bu adam niye uyuyor?

Romanın alegorik yapısı içerisinde ‘uyuma’ eyleminin tekabül ettiği mana çok da anlaşılmaz ve karmaşık değil. Bu yalnızca Cezmi Kara’nın tabi olduğu bir hayatı da kapsamıyor, ancak burada en çok onunla ilgili bir hali işaret ediyor. Belki de, kendimizi en güvende hissettiğimiz, ‘görmek istemediğimiz, bilmekten korktuğumuz her ne varsa ise bizi ondan en çok koruyanın uyuma hali olmasından Cezmi Kara da oraya sığınıyordur. Nedir ki, uykuda karşımıza çıkan rüyalar da başka tedirginliklerin kapılarını açıyor. Her iki dünyada da huzur yok.

“Kerr” sağır demek.. Neden romanın adı sağır? Tanık olmak yetmez aynı zamanda duymak da mı gerekli? Tabii bir de neyi duymalı?Burada “Kerr”i farklı bir anlamla kullanıyorum. Tam manası, bir şeyden vazgeçtikten sonra tekrar ona dönme, ona yönelme demek. Bir ‘tekerrür’ halini işaret ediyor. Bu kitabın ilk ve son bölümleri daha önce yazmış olduğum “Kayıp Şahıslar Albümü”nün aynısı. Sadece ortadaki bölümleri yeniden yazdım. Bu yönden “Kerr” “Kayıp Şahıslar Albümü”nün bir ‘tekrarı’. “Kayıp Şahıslar Albümü”nde Cezmi Kara cinayeti gördükten sonra gelen trene atlayıp uzaklaşır; burada ise trene binmeyip şehre geri dönüyor. Değişen nedir peki? Ya da, ne tekrar ediyor?
Evet, romanınızda sık sık “Kayıp Şahıslar Albümü”ne göndermeler var. Metinler arası ilişkinin, edebiyatınız için önemi nedir?
Yukarıda belirttiğim gibi “Kerr” ile “Kayıp Şahıslar Albümü”, Cezmi Kara’nın başı ve sonu değişmeyen hikayesini iki farklı şekilde anlatıyor. Yazdıklarım arasına daha önceki hikayelerimden parçalar sıkıştırmayı, izleyeni yoracak bilmeceler yerleştirmeyi seviyorum. Bir hikayedeki figürün hiç olmadık bir yerde tekrar karşımıza çıkması, bir izi takip ederek hiç umulmadık bir başkasına ulaşma fikri beni heyecanlandırıyor. Bu, belki de bütün yazdıklarımızın aslında toplam bir hikayeden oluştuğuna dair bir vesvesenin de işaretidir.
Romanın dış kurgusu aynı zamanda yazmak, yazamamak, yazarlık, ilham, sözcüklerin etkisi, inanmak ve elbette oyun gibi kavramlar üzerinde duruyor.
Tayfun Pirselimoğlu’nun edebiyatını tanımlarken bu bölümünden nasıl yararlanmalıyız?Sözünü ettiğim gibi “Kerr”in bir başka kitapla kurduğu tuhaf bir ilişki var. Cezmi Kara’nın hikayesini aslında kimin yazdığını merak edenlerin “Kayıp Şahıslar Albümü”ne de bir göz atmaları gerekebilir. Yazma eylemine, yazarlığa, edebiyata atfettiklerimizle ilgili bir oyunun içine girmek isteyecekler için eğlenceli olabilir.

KerrKerr

Kolektif

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163