VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
09 Temmuz 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > AMRAS
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

AMRAS

Ahmet Tulgar




Amras adı şehre Latince ‘ad umbras’dan geliyor. Gölgeye kurulmuş, gölgede. Bernhard’ın “Amras”ı gölgede kalacak gibi değil. Öyle büyük bir eser yani. Her okunuşunda okuyanı önce pişman sonra bahtiyar eder. Böyle derinden bir acı, acının, varoluş acısının hazza dönüşmesi. Gerçek bir okuma serüveni yani.
Bir keresinde şöyle yazmıştım: Edebiyat bize acılarımızı, mutsuzluklarımızı öyle güzel gösterir ki, onları sever, onlarla gurur duyarız. Mutluluk da budur zaten. “Amras” tam da bunu yapıyor. “Amras”ta Bernhard bunu yapıyor.
Bernhard’ın da en sevdiği yapıtıymış bu. Öyle diyor. Sonra gireriz o konuya da ama şunu burada söyleyeyim hemen, “Amras”ta Bernhard’ın sonrasında da dilinden düşürmeyeceği kimi motifler ilk kez bu denli bariz görünür, ortaya çıkar. Bunlardan ikisi, anavatan ve taşralılık, ki Türkçe okuru da kavrayacak temalaştırmalar olmalı bunlar.
Ben Bernhard okumayı öyle severim, öyle severim ki, “belki de” diyeceğim, “ona olan sevgimden onun en sevdiği yapıtını ben de en çok seviyorum.” Değil ama, bir daha söyleyeyim, öyle bir hazdır ki, “Amras” okurken alınan. Bir sahneyi tasvir edeyim size, konusunu kitabın, ardından özetlerim.
Bir anne, bir baba ve 20’li yaşlarının başında iki erkek çocuk. Aile meclisi kararı ile ellerinde en sevdikleri dergiler, uyku ilaçları yutarak bir arada ve topluca intihar ediyorlar. Böyle başlıyor hikâyenin olayı. Şoke olmayın, anlamaya çalışın, birkaç ay önce Kahramanmaraş’ta bir bağ evinde kendilerini asan dört kardeşi hatırlayın. Annelerinin ölümünün peşi sıra.
“Amras”ta da anne trajedinin müsebbibi. Ondan önce taşra, hatta anavatan tabii. Nasıl mı? Anne, Innsbruck’un başkent olduğu Tirol eyaletinde görülen Tirol epilepsisi hastası. Bu hastalık ailenin bütün hayatını etkiliyor. Yaşama sevinci sahibi baba, annenin krizlerinden kaçışı kumarda bulmuş ve ailenin servetini oyun masalarında kaybetmiş. Hayat dayanılmaz olduğunda veriliyor intihar kararı. Anne baba ölüyor ama çocuklar, Walter ve Karl kurtarılıyor.
Birbirine hem çok benzeyen, hem de çok farklı olan Walter müzik, Karl doğa bilimleri eğitimi almış, dayıları tarafından meraklı toplumun tacizlerine karşı bir kuleye kapatılıyor. Burada iki çocuğun toplumsal yalıtımı doruğa çıkıyor. Çocukluklarında da sık sık saklandıkları bu kulede hem kafalarına hem de birbirlerine kapatılıyor iki genç.
BİR ÖLÜM ATLAYIŞI...
Karl’ın çokca kullandığı doğa bilimcilerinin aşina olduğu kavramların, kelimelerin ve alıntıların Walter’in müzikalitesi ile birleşerek organize olmasıyla oluşan, kimi zaman cümlelerin yarım bırakılmasına neden olan diskontinuiteler ve bunları taşıyan kontinuitelerden müteşekkil dil, birinci çoğul şahıs ile birinci tekil şahıs arasında gidip gelirken, hikâyenin sonuna doğru Walter’i de kuleden yaptığı ölüm atlayışı ile kaybeden Karl’ın yalnızlığını yakıcı biçimden hissettiren ikinci tekil şahsa geçiyor. Kule de Thomas Bernhard’ın edebiyatında önemli bir motiftir. Anlattığı her öyküyü kendi kafasında kendine anlatırken okurlarına da anlatmış sayan, her hikâyede anlattığı olaydan çok kafasında bu olayın nelere yol açtığını bazen doğrudan kendisinden bazen de kahramanlarının kafasından anlatan Bernhard için kule antropomorfolojik değeri olan bir mimari biçim. “Korrektur” adlı bir diğer romanında mükemmeliyete ulaşması beklenen, hedeflenen koninin bir kule olmadığını kim söyleyebilir. Kuledir ve aynı zamanda kafadır, zihindir, not kağıtlarından, ormanın ortasına kızkardeşi için ikâmete uygun bir koni inşa etmeye çalışan bir anlatıcının zihnine bakan bir diğer anlatıcının zihnine yansıyan bir zihindir. “Amras”, evet, benim en sevdiğim kitaplardan biridir. Salt edebiyat sevgim yeterdi bu kitabı bunca çok sevmeme. Ama bir yandan da büyük bir maharetle tematize edilen o birkaç motif benim de hayatımda ve bu ülkedeki birçoğumuzun hayatında öyle dramatik etkilere sahip ki... “Anavatan etkisi” diyebilir miyim buna? Bize bunca acı veren ama terk edemediğimiz bu ülke. Belki herkesin ülkesi öyledir. Ama işte bize öyle değilmiş gibi geliyor. Şu halimize baksanıza. Her geçen gün. Hastası mıyız hepimiz ülkemizin? Anavatanımızın. Anamızın. Belki. Ve anadilimiz ile iyi etmeye çalışıyoruz kendimizi. Sevmeye anavatan acımızı, anavatan etkisini.
Thomas Bernhard’ın kendisini ve kahramanlarını iyileştirmeye çalışırken kurduğu Almanca cümlelerin ulaştığı ustalık seviyesi hastalığın şiddetini de tedavinin aciliyetini de gösterir bize.
Bir hastalık romanı olan “Amras” aynı zamanda şifadır bu yüzden. Şifanın romanı.

Çehov’un öyküleri beni sevindirdi

Bu yıl Everest Yayınları’nın Anton Çehov’un bütün öykülerini yayımlamaya başlaması beni çok sevindirdi. Yayınevinin güzel bir çeviriden okura ulaştırdığı bu öyküler yeniden ve yeniden okunacak kıymettedir. Sanırım iki cilt yayımlandı şimdiye kadar. Bu yılın önemli bir olayıdır bu bence.


Paylaş