VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mart 2018 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Anaerkil dünyaya hoş geldiniz!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Anaerkil dünyaya hoş geldiniz!

Erkek kromozomu yani “Y” kromozomu yok oluyor ve dünya kadınlara kalıyor. Aradan yüz yıl geçiyor; bir erkek çocuğu ortaya çıkıyor. Kadınlar bu ufacık çocuğa nasıl davranırdı? Onu bir tehdit olarak mı görürlerdi, yoksa korumaya mı çalışırlardı? Cem Akaş’la bu düşünceden yola çıkarak kaleme aldığı, okuru farklı bir ütopya ile tanıştıracak, bolca da düşündürecek yeni romanı “Y” üzerine konuştuk.

CEMRE NUR MELEKE



"Sincaplı Gece” romanınızda olduğu gibi yeni romanınız “Y”de de yaşadığımız dünyanın farklı bir boyutunu okuyucuyla buluşturuyorsunuz. Çarpıcı bir konuya odaklanan romanınızı yazmaya nasıl karar verdiniz, bu süreçte neler yaşadınız?
Sanırım uzun bir süreye yayılmış, alttan alta bir pişme dönemi oldu: Erkek şiddetinin herkese, özellikle de kadınlara, çocuklara, eşcinsellere ve kendi cinsel kimliğini dilediğince tanımlayanlara yaşattığı cehennemin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ayyuka çıktığı bir dönemdi bu. İnsanı hızlı bir biçimde umutsuzluğa düşüren bu duruma karşı ne yapılabileceğini düşünürken, Bryan Sykes’ın kitabı “Adem’in Laneti” çıktı karşıma. Sykes bir genetikçi; yaptığı araştırmalar da erkeklik kromozomu olan Y kromozomunun hiç iyi durumda olmadığını, hatta tümüyle yok olabileceğini düşündürüyor. Elbette bugünden yarına değil, on binlerce yıl içinde. Bu beni radikal bir çözümü düşünmeye yönlendirdi: Erkeklerin olmadığı bir dünya nasıl olurdu? Bu tabii bugüne dek pek çok kişinin üzerine kafa yorduğu bir dünya; ben bunu biraz daha ileri taşımak istedim. Diyelim ki Y kromozomu yok oldu, kadınlar yeni bir dünya düzeni kurdu, aradan yüz yıldan fazla bir zaman geçti ve bir gün bir erkek çocuk ortaya çıktı - neler olurdu? Kadınlar bu ufacık çocuğa nasıl davranırdı? Onu bir tehdit olarak mı görürlerdi, korumaya mı çalışırlardı? Ya o çocuk neler hissederdi, nasıl bir hayatı olurdu? Erkek olmaktan utanç mı duyardı, erkek kimliğini kabul ettirmeye mi çalışırdı? O varolabiliyorsa başka erkeklerin varolması da olasılık dâhilinde olurdu herhalde; onları bulmaya çalışır mıydı? Bulur muydu? Bu sorular romanın çıkış noktasını oluşturdu.

Benzerine ender rastlanan hikâyelerle kurgulanmış kitaplarınız bir Cem Akaş edebiyatı oluşturdu diyebiliriz. Y romanınız sizce hangi kitleye hitap ediyor? Özellikle LGBTI bireyleri sizce romanınızı nasıl yorumlayacak?
Romanlarımın hangi kitlelere hitap edeceğini kestirebilen biri değilim. Kural olarak beklemediğim tepki ve yorumlar alırım, zaten yazarlığın tatlı cilvelerinden biri de bence bu.

Romanınızda kadın egemenliğine dair ele aldığınız konu geleceğe dair bir işaret olabilir mi? Tarih boyunca insanlar erkeklerin yönetimi altında çok acı çekmiş oldukları için bütün erkeklerden nefret etme durumu söz konusu olabilir mi?
Roman üzerinde çalıştığım dönemde bu konuda yazılmış şeylere baktım elbette. Erkeklerin soyunun tükenmesi, yalnız kadınların yaşadığı bir dünya, başka bir gezegende kadınların kurduğu bir koloni ya da uzak geçmişte böyle toplumların varlığı hakkında yazılmış öyküler, romanlar, çizgi-romanlar var. Anaerkil toplumların varlığını da biliyoruz, doğada dişi egemenliğinde yaşayan türleri de biliyoruz. Bütün bunlar, kadınların kaderinin değişebileceği fikrinin albenisini gösteriyor. Öte yandan, özellikle sosyal medyada ve basında her gün onlarca hikâyeyle karşılaşıyoruz. Bazı insanlar, ancak erkeklerin ortadan kalkmasıyla/kaldırılmasıyla insanlığın huzur yüzü göreceğini iddia ediyor. Buna itiraz edenler arasında kadınlar da var - feminizmin bu olmadığını, kadınları erkeklerden üstün görmekle erkekleri kadınlardan üstün görmek arasında bir fark olmadığını söylüyorlar. Erkekleri ortadan kaldırmak mümkün mü? Değil. Öte yandan, “Gerçekçi ol, imkânsızı iste” diye bir düstur da var.

Romanınız prolog, analog ve epilog başlıkları altında 3 bölümden oluşuyor. Neden böyle bir yapı tercih ettiniz? Özellikle son bölümün romanınıza gelebilecek sorulara da cevap verme amacı taşıdığınızı söyleyebilir miyiz?
Aslında başlangıçtaki fikrim, şimdi üçüncü bölümde ele alınan gizli erkek örgütünün romanını yazmaktı; 40-50 sayfa not aldıktan sonra bundan vazgeçtim, yeni bir gizli örgüt hikâyesiyle uğraşmak istemediğime karar verdim. Bunun üzerine odağımı değiştirdim; erkek çocuğun hikâyesinin ilk kısmına odaklanmaya karar verdim, örgüt romanı notlarımı da başka türlü kullanmanın bir yolunu buldum. Üçlü yapı böyle doğdu. Son bölümde, gelebilecek soruları peşinen yanıtlama kaygım yoktu, ama çocuğun ailesinin gözünden anlattığım birinci bölümde ya da çocuğun izinden giden bir anlatıcının aktardığı ikinci bölümde yapamayacağım şeyleri, bu bölümün özel yapısı sayesinde yapabildim.

Üstünlük anlatısı

Romanda geçen “Üstünlük anlatıları yalnızca kendini üstün görenleri değil, o üstünlüğe yakın olmak suretiyle yükselebileceğini düşünenleri de cezbeder” cümlesi oldukça ilgi çekici. Romanın kurgusu da üstünlük anlatısı çerçevesinde şekilleniyor diyebilir miyiz?
Bir anlamda öyle tabii. Yalnız kadınların yaşadığı bir dünyada yeni üstünlük anlatılarının yazılmayacağını düşünmek için nedenimiz yok; eski anlatıların dönüşerek var olmayı sürdüreceğini de bekleyebiliriz. Mutlak üstünlük o kadar ilginç değil, göreceli üstünlük daha ilginç; insanın her durumda, en ufak farklılıklar üstünden ayrışmaya gidebilme becerisi ilginç. Eşitlikçi bir toplum özlemi duyanlar için bu büyük bir yılgı kaynağı olabiliyor.

Bilimkurgu türünde insanlık tarihinin yayılan bir virüsle yok olması konusunu işleyen birçok film var. Romanınızın konusu daha farklı olsa da ben bahsettiğim filmlerdeki tadı aldım. Romanı kurgularken etkilendiğiniz filmler oldu mu?
Film var mıydı bilemeyeceğim ama Ursula K. Le Guin bir esin kaynağıydı. Doris Lessing’in bir kadın toplumu efsanesi vardır; Charles Eric Maine’in “Erkeksiz Dünya” adında eski bir romanı olduğunu biliyorum ama okumadım; “Y: Son Erkek” diye bir çizgi-roman da var, kitabı yazarken karşıma çıktı, neredeyse yazmaktan vazgeçecektim. Sonra aslında çizgi-romanın ele aldığı toplumla benimkisinin çok farklı olduğunu gördüm, oradaki karakterden 150 yıl sonra yaşayan bir karakteri anlatıyordum ben. Adı “Y” olmasaydı daha iyiydi tabii, ama “Suç ve Ceza” adında bir kitap yazmış olduğuma göre, bir çizgi-romanla isim benzerliği beni durduracak değil diye düşündüm.




Paylaş

Yeni sayı yeni heyecanBu ay kapağımıza Türk edebiyatının yaşayan en büyük yazarlarından Selim İleri'yi aldık. Selim İleri, edebiyatta 51 yılı geride bıraktı ve bu yıl karşımıza iki yeni romanla çıktı.

Devam