VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Ekim 2011 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Anayasa değişikliği mi yeni anayasa mı?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Anayasa değişikliği mi yeni anayasa mı?

Anayasa değişikliği konusunda tartışmalar sürüyor. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu “Hangi Türkiye?” kitabında gündemdeki sorulara cevap arıyor ve Cumhuriyet’in hem savunusunu yapıp hem de eleştirisine soyunuyor.

Perihan Özcan

“Hangi Türkiye” kitabı vesilesiyle konuştuğumuz Prof. İbrahim Kaboğlu, kurulan Anayasa Komisyonu’nun partiler arası bir kurul olmadığına dikkat çekip “Böyle bir başlangıç, bizi, Anayasa’da yeni bir değişikliğe götürebilir, ancak yeni bir anayasaya götürmez” derken, “Rejim tehdit altında” endişesini de anayasa değişikliği çerçevesinde yorumluyor.
Anayasa değişikliği yapılabilmesi için gereken uzlaşma henüz sağlanamadı. Seçim sonrası gelişmelere bakarak nasıl bir uzlaşma ortamı öngörüyorsunuz?
Seçim sonrası döneme, tutuklu oldukları için Meclis’e gidemeyen milletvekilleri nedeniyle ortaya çıkan siyasal bunalım damgasını vurdu. Bu krizin, olası bir anayasal uzlaşma yolunda adımları engellediği söylenebilir. Yasama meclisinin tatilde olması da, bir neden olarak eklenebilir. Fakat bütün bunların ötesinde, Meclis’in yansıttığı yeni tablo, uzlaşma umudu yaratmaktan uzak. Aslında bu görünüm, eşyanın doğasına yabancı değil. Çünkü, Meclis siyasal ayrışma ve çatışmaların damgaladığı bir meclistir. Yeni anayasa ise daha özgül, bu amaçla oluşturulmuş bir meclis tarafından hazırlanmalı. Hiç değilse, Meclis’e yardımcı olacak bir mekanizmanın oluşturulması, uzlaşma sürecine katkıda bulunabilir. Ne var ki, Meclis’te temsil edilen siyasal partiler, yeni anayasaya giden yolu açmaya pek yatkın değiller. Bunların başında çoğunluğa sahip siyasal güç olan AKP geliyor. Nitekim, AKP’nin kendi “Anayasa Komisyonu”nu kurması, yöntem değil, daha çok bir taktik görünümünde. Partiler arası bir kurul yerine kendi heyetini oluşturmasından ötürü değil sadece, bu işin içine belirgin olarak hükümet üyelerini katmış olmasından da... Böyle bir başlangıç, bizi, Anayasa’da yeni bir değişikliğe götürebilir, ancak yeni bir anayasaya götürmez.
BAŞKANLIK SİSTEMİ YENİ BİR
SAMİMİYET TESTİ
12 Eylül referandumunun ardından alevlenen başkanlık sistemi tartışmaları seçimden bir süre sonra dindi. Sizce başkanlık sisteminin, anayasa değişikliğinin gündem maddelerinden biri haline gelmesi, süreci nasıl etkiler?
Bilindiği gibi başkanlık sistemi, daha çok Başbakan’ın ve onun etrafındaki bir grubun savunduğu bir yönetim modeli. AKP’lilerin tümü bu yönde bir tercihe sıcak bakmıyor. Fakat bu konuda tartışma götürmeyen bir husus, CHP’lilerin böyle bir açılıma kapalı oluşu. Bu nedenle, başkanlık rejimini anayasal sürece dahil etmesi, AKP için ciddi bir riski de beraberinde getirecektir. Hatta, bu konuda izleyeceği yol, yeni anayasa için bir samimiyet testi anlamına da gelir. CHP’nin tavrı bilindiği halde, başkanlık rejimi yeni anayasal kurumlara dahil edilirse, AKP’nin yeni anayasa söylemini, toplumdaki beklentiler gereği, daha çok siyasal taktik olarak gündemde tuttuğu öne sürülebilir. Bu nedenle, AKP’nin ön çalışmalar boyunca rejim tercihi konusunda dayatıcı bir tavır sergilemeyeceği söylenebilir.
İKİNCİ CUMHURİYET “BİS”
Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu dönemle ilgili iki hakim görüş var. Bir görüşe göre İkinci Cumhuriyet kuruluyor. Diğerine göre Cumhuriyet rejimi tehlike altında. Bu ikisinin yanında cılız kalan bir üçüncü görüş ise, aslında hiçbir şeyin değişmediği, sistemin kendini yeniden ürettiği yönünde. Siz bu görüşleri nasıl yorumluyorsunuz?
İkinci Cumhuriyet söylemi, hatırlanacağı üzere 1990’lı yılların başında gündemdeki yerini almaya başladı. Aradan on yıl geçtikten sonra, AB adaylık süreci, özellikle Aralık 1999 Avrupa Konseyi zirvesinde Türkiye’nin adaylığı resmen kabul edilince, “Artık 2. Cumhuriyet dönemi açıldı” şeklinde görüşler öne sürülmeye başladı. Aynı çevreler veya bunlara yenileri de eklenerek, bu kez, AKP’nin “vesayetçi kurumlar” olarak adlandırdığı anayasal kurumları yeniden şekillendirme (Anayasa Mahkemesi) veya güdümüne alma (HSYK) ya da kendine bağlama (TSK) amacıyla düzenlemeler yapma veya tasarrufta bulunma sonucu ortaya çıkan “yeni dengeler düzeni”ni adlandırmak amacıyla, bir bakıma, “2. Cumhuriyet bis” demeye başladı. Bunun doğrudan ifadesi ise, Batılıların deyimiyle “ılımlı İslamcı” parti olarak AKP’nin anayasal kurumlar bütününe hakim olması, 2. Cumhuriyet olarak adlandırılıyor.
Cumhuriyet’i tehlikede görenler ise, daha çok Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkelerine vurgu yapanlardır. Bunlar için, Atatürkçülük ve laiklik belirleyici temel ilkeler ve değerlerdir. Bu ilkelerden uzaklaşılması ölçüsünde, -adı korunsa da- Cumhuriyet başkalaşmaktadır ve gidiş, bir karşı darbe anlamında tehlikelidir...
Hiçbir şeyin değişmediği ve sistemin kendini yeniden ürettiği görüşüne gelince... Burada da konuya bakış açısı belirleyici görünmekte. Konuyu basitleştirmek adına iki öğeye dikkat çekilebilir: Bir, anayasal-siyasal sistem bakımından. AKP, tek partili rejimden sonra belki de ilk kez, anayasal ve siyasal fren ve denge mekanizmalarını bu denli açık ve tartışmasız bir biçimde, çoğunluk partisinin hakimiyeti lehine bozdu. Hatta, bir tür parti-devlet özdeşliğinden bile söz edilebilir. İki, toplumsal düzlemde. Uygulanan örtülü ve/ya açık politikalarla toplum -bilinçli olarak veya fark ettirmeden- giderek dinsel değerlere ve gerekliliklere yönlendirildi. Ramazan ayında, sayıları yüz binlere varan toplu iftar yemekleri, siyasal-idari ve toplumsal “İslamileşme”nin güncel bir göstergesidir. Gerek anayasal ve siyasal, gerekse toplumsal düzlem, sistemin kendini yeniden üretmesinden çok “yabancılaşması” şeklinde nitelenebilir.
CUMHURİYETİN HEM SAVUNUSU
HEM DE ELEŞTİRİSİ VAR
Son kitabınızın başlığında yer alan “23’e 12 Kala 12 Soruda” ibaresi, Cumhuriyet’in yüzüncü yılına atıfta bulunuyor. Siz bu kitapta Cumhuriyet’i savunuyor musunuz, yoksa eleştiriyor musunuz?
Doğru, Cumhuriyet, kitabın kurgusunu oluşturmakta. Kuşkusuz, Cumhuriyet’in hem savunusu hem de eleştirisi var. Ama ana sorunsal bu değil. Cumhuriyet’in çerçevesini oluşturduğu, siyasal-anayasal ve toplumsal değerler sistemi nasıl algılanıyor? Bunun yanıtı, geniş bakışlı bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor. Ülke ve insan hareket eşiği olarak alınıyor. Cumhuriyet ise, dinamik bir kavram olarak siyasal örgütlenmenin ekseninde yer alıyor. “Nitelik” kavramı üzerine yapılan sorgulamada ise, her üçü (ülke-insan-devlet) için ortak payda arayışı öne çıkmaktadır.

“Hangi Türkiye?” iki kelimeden oluşsa da büyük bir soru

Tam 12 soruya yanıt veriyor. Seçilen 12 nitelikte değinilen ortak payda arayışını somutlaştıran temel değer ve kavramlar, aynı zamanda kitabın bölüm başlıklarını oluşturuyor: “Hangi” sorusu ile başlayan, hak ve özgürlükler, demokrasi, cumhuriyet, ülke/çevre, yurttaş/insan, devlet/siyasal örgütlenme, yasama, cumhurbaşkanı, hükümet, yargı, hukuk ve siyaset. Bu sorulara aranan veya verilen yanıtlar, dünün ışığında bugünü anlama çabası ile sınırlı değil. Zira, bugünün irdelenmesi de, yarına yönelik öngörüleri kolaylaştırıyor. Bugün olan, yarını gösteren işaretler mi? Yoksa, yarın için olması gerekenlerin uyarıcıları mı?
Dün-bugün ve yarın diyalektiği, hukuk-siyaset bilimi ve toplumbilim verileri ışığında kurulmaya çalışılıyor. Barış içerisinde bir arada yaşama ortamı, bu sosyal bilim dallarının verilerini birlikte görmeyi ve değerlendirmeyi gerekli kılıyor. Mesela, Türkiye Cumhuriyeti için “insan haklarına dayanan demokratik ve laik devlet”, üzerinde mutabakat zorluğu olmayan bir anayasal tanımdır. Ne var ki, bu anayasal buyruğun uygulamaya konmasının hukuk-ötesi gereklilikleri de vardır.
“Hangi Türkiye?” bir hukuk yapıtından çok, toplumbilim ve siyaset bilimi yapıtıdır. Barış içinde birlikte yaşam, ancak “haklar toplumu”nda mümkündür. Ancak, haklar toplumu, “ülke-insan ve siyasal örgütlenme” üçlüsünün “nitelik” ölçütü üzerine inşa edilmesiyle yaratılabilir. Bu bağlamda yapılan irdeleme ve sorgulamalar, aynı zamanda 2023’te nasıl bir Cumhuriyet’te yaşamak istediğimize yanıt arayışıdır. Hedef “nitelikli bir cumhuriyet” olduğuna göre, bileşenlerinin bugünkü durumuna eleştirel bakış açısıyla yaklaşmak kaçınılmaz.

Paylaş