VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Kasım 2014 Cuma | Anasayfa > Haberler > Ancak acılarına sahip çıkanlar dengeye varabilir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ancak acılarına sahip çıkanlar dengeye varabilir

Çok satanlar listelerinin en üst sıralarından inmeyen iki kitap; “Fi” ve “Çi.” Yazarı Akilah Azra Kohen, “Fi” için “Kendi farkındalığımıza varabilmek için yaratıldığımıza inanıyorum” diyor. Hayatın bir dengesi olduğunu savunduğu “Çi”de ise bilginin acıyla edinildiğine vurgu yapıyor: “Çünkü hala, acıdığımızda öğrenecek kadar ilkeliz.”


Estetiği hayata taşıyanın Fi sayısı olduğunu söylüyorsunuz. Nedir fi sayısı?

1,61803398874989000000 olarak kendini gösteren Fi sayısı altın oranı verir. Yani Fi, bir bütünün parçaları arasında en uyumlu ilişkiyi sunan sayısal ve geometrik bir oran bağıntısıdır. Göze güzel gelen hemen hemen her şeyde, bu bir masa ya da bir insanın yüzü ya da bir arabanın genel görünüşü olsun, vardır Fi. İnsan beyninin güzelliği kodladığı orandır bu, güzellik algımızın temelidir. Bu oranı barındırmayan şekilleri bir bakışta dahi güzel bulmayabiliriz.

İnsanların tarih boyu güzelliğin peşinden koşmalarını ama buna rağmen tüm dünyada dominant kültürün iktidar kavgaları, savaşlar olmasını nasıl açıklamak gerekir? Güzelliği güçte mi arıyoruz?

En kısa haliyle, insan henüz asıl önemli olanı öncelik haline getirebilecek kadar evrimleşmiş, tekâmülünü tamamlamış bir organizma değil diye açıklıyorum ben bu durumu. Güzelliği güçte aramıyoruz, gücü güzellikte arıyoruz. Bugün güzel olmak birçok konuda öncelik haline geldiyse güzelliğin insanı etkileyen gücüdür bu önceliği yaratan, maalesef. Görünenin ardındakini görmeyi başaracak farkındalığa gelene kadar güzellik gibi aslında sadece tek bir duyu organımızın algısı olan bir etkiye teslim olmaya devam edeceğiz en ilkel halimizle.

“Fi” herkes için yazılmadı, diyorsunuz ve toplumun şekillendirdiği ve kendi farkındalığını sağlayamamış kişiler için değil diye ekliyorsunuz. Bu bir başkaldırı ama aynı zamanda kimse kendini bu tür biri olarak değerlendirmek istemeyecek hatta “işte benim kitabım” diyecektir. Ne dersiniz?

Aslında en kısa haliyle fark etmiş ya da fark etmeye hazır kişiler için yazıldı “Fi.” Kimseyi dışlamak istemiyorum, tam tersi amacım, aslında önce “ben” olabilirsek ancak sonrasında “biz” olabileceğimizi sürükleyici bir şekilde anlatmak. “Fi”yi okuyan bir çok kişi de, kitabın girişindeki bu söylem yüzünden nasıl tedirgin olduklarını yazıyorlar bana hep, başta ya benim için yazılmamışsa dediklerini ama sonra hikâyenin onları nasıl sürüklediğini okuyorum maillerde. Destek’ten Yelda Hanım da bana hep “değiştirelim bu başlığı” diyor ama “İşte bu benim kitabım!” diyecekler de var. Biz olma halimizi tetikleyecek varlıklar bunlar.

İnsana özünü hatırlatıp kimlik bilincimizin üstüne atılmış bu gereksiz ağırlığı silkelememize yardım edecek varlıklar, ben onları çağırıyorum “Fi”de. Bu varlıkların artık göreve gelmeleri için bir sesleniştir “Fi.” Göreve gelecekler ve üretmeye başlayacaklar. Aptal bir romantik gibi konuşmak istemiyorum ama savaşarak değil üreterek değiştireceğiz ve dengeleyeceğiz insan hayatını.



Dört kahramanın hikâyesi kitabınız; Can Manay, Özge, Deniz ve Bilge’nin. Kimdir bunlar? Bizim için onların hikâyeleri neyi simgeliyor?

Can Manay bir avcı aslında, istediği herşeyi ustalıkla avlayabilecek kadar avı zevk haline getirmiş bir psikolog. Özge magazin basınında yetişen ve insanların “merak”larının nasıl da gereksiz şeylere yöneltildiğini, insanın kendi potansiyeli dışında herşeyi merak eden bir parazite nasıl dönüştürüldüğünü anlayıp bu nedenle önce magazine sonra da sisteme savaş açan bir savaşçı. Deniz, kendi yeteneğinin ağırlığı altında ezilen bir sanatçı. Ezildiği şeyin içinde kendine acıyıp kaybolmak yerine anlamaya karar verince çatlayan bir tohum gibi filizleniyor. Ve Bilge bir öğrenci, ne kadar bilirse o kadar az şey bildiğini anlayacak kadar bütünü görebilen bir analizci. Hep birlikte hayatı simgeliyorlar, yaşadıkları olaylarsa potansiyelimizin nasıl da her an doğabilmek için içimizde sabırsızlıkla beklediğini ve merakını kendi potansiyeli dışında her yöne veren herkesin nasıl da kaybolacağını, meraklarını arındıran kişilerinse çatlama cesareti gösteren tohumlar gibi sonunda ulu ağaçlara dönüşebilecek güçte olduğunu sunuyorlar bize. Ve tabii hayatın hepimizden akıllı olduğunu.
Her insan kendinin farkına varabilir mi? Bu mümkün mü?

Her insan kendinin farkında varmak için özellikle dizayn edilmiştir. Kendi farkındalığımıza varabilmek için yaratıldığımıza inanıyorum ben. Zaten tüm dinlerin ortak görüşü de bu. Ancak kendi farkındalığına varmamak için yüzlerce akıl çelici şeyin ortasında ve çok akıl çelici bir sistemin içindeyiz. Her birimizin en iyi şekilde yaptığı bir şey olduğuna inanıyorum. Bu en iyi şekilde yaptığımız şeyin ne olduğunu bulmaya odaklandığımızda içimize doğacak farkındalığın bir fitili ateşlemesi gibi iki yıl içinde eğer emek verirsek, herkes, hangi dinden, ırktan, ekonomik statüden gelsin, odaklanan herkes kendini bulacak! İşte hayat o zaman başlayacak, yoksa epey sıkıcı bir simülasyonun içinde epey sıkıcı günlerde oyalanarak geçer hayat, sanki hiç yaşanmamış gibi. Kendinizi bulduğunuzda, her anda sizinle konuşur evren, onun bir parçası olduğunuzu hatırlarsınız.

AKIL ÇELİCİ SİSTEM
Serinin ikinci kitabı “Çi”de ise bu yolculuğun tek durağını anlatıyorsunuz. Nedir bu durak? Varıldığı nasıl anlaşılır?


Çi, yaşam enerjisi demek ve “Fi”deki öykünün tek durağıdır, sonra Pi ile biter bu yolculuk. Ama aslolanın varılan yer değil gidilen yol olduğunu unutturmayacak bir varıştır bu. “Çi”de gücü işliyorum aslında. Güce sahip olunamayacağını sadece ait olunabileceğini ve güce ait olmak için mutlaka çok şeyler feda edilmesi gerektiğini görebileceğiniz bir durak Çi. Önce “Fi” okunmalı sonra “Çi.” Aynı yola çıkılmadan durağa varmanın imkânsız olduğu gibi.

Serinin son kitabı “Pi”den biraz bahseder misiniz?

“Pi”, serinin sonu ama birçok insanın farkındalığının başlangıcı olmasını umuyorum, çünkü şimdiden insanlar “Fi” ve “Çi”yi okudukça fark ettiklerini ve fark ettikçe kendilerine geldiklerini yazıyorlar bana. Bugün ben, yarın siz, sonra Ali, sonra Ayşe, Suna... Fark ettiklerimizi birbirimize fark ettirerek uyanacağız, gelişeceğiz. Dünyanın her köşesinde böyle kitaplar yazılacak, ilham veren müzikler, filmler yapılacak. “Pi” bu arınmanın aslında hayat tarafından nasıl da tasarlandığını sunuyor bize. Karmayı anlatıyor. Tabii Can Manay’a ne olduğunu da finalize ediyor.
izmir escort

Paylaş