VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Kasım 2014 Cuma | Anasayfa > Haberler > Anılarıyla Chavez: “Örümcekçi”nin günlüğünden...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Anılarıyla Chavez: “Örümcekçi”nin günlüğünden...

Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in hayatını anlattığı “Hugo Chavez Frias - Örümcekçinin Hikâyeleri” kitabı ünlü devlet adamının bilinmeyenlerini gün yüzüne çıkarıyor.

MURAT MERİÇ


Bildiğimiz, sevdiğimiz insanların hikâyelerini kendi ağızlarından dinlemenin tadı başka. Hele ki güzel anlatıyorlarsa! Elimizdeki kitap, bunun en güzel örneklerinden: Chavez, hayatını anlatıyor. Orlando Oramas Leon ve Jorge Leganoa Alonso tarafından yapılmış bir derleme bu: “Hugo Chavez Frias - Örümcekçinin Hikâyeleri” Kitap, Berna Talun Üğüten’in İspanyolcadan yaptığı çeviriyle huzurlarımızda. Yazının başında ismini analım, kitaba katkısını unutmayalım: Güzel çevirisi bir yana, zaman zaman kimi sözcükleri açıklamış, dipnotlarla bazı olayları açmış. Kitabın kolay okunur olması, Chavez ve derleyenler kadar onun da başarısı.

Kitap, “Aile Hikâyeleri”yle başlıyor. Chavez, bize sırlarını açıyor bu bölümde. Kendisini saklayan bir insan olmadığını biliyoruz, bunu kendisi de söylüyor zaten: “Her ne kadar karşı karşıya olmasak da halkımla konuşurum. Halkımın yani sizlerin orada olduğunuzu ve oturduğunuz yerden Başkan olan Hugo’yu değil dostunuz ve asker olan Hugo’yu duyduğunuzu bilirim.”
Çok sevdiği büyükannesi Rosa’nın kabrine yaptığı ziyarette hatırladığı çocukluk anıları, papaya ve portakal satarak kazandığı dondurma, avludaki incir ağacı, arkadaşları, mum ve gazyağı lambası ışığında geçen karanlık gecelerde büyükannesinden dinlediği hikâyeler... Bir yandan da köklerine dair ipuçlarını buluyoruz bu bölümde. Chavez’i en çıplak haliyle tanıyoruz.

Rosa, ona okuma yazma öğreten kahramanı aynı zamanda, ilk öğretmeni. Evdeki öğretmen büyükanne belki ama okuldaki öğretmeni, Chavez’in babası! “Zorlu” okul yıllarından küçük pasajlar, bölümün eğlencelikleri. “Fakir ama mutlu” yıllar bunlar. İdeolojisinin, düşüncesinin şekillendiği yıllar aynı zamanda... Bu anlamda, bir hayli önemli bir bölüm bu. Üstelik en sivil haliyle Chavez’i gördüğümüz bölüm: “Şekerparem” dediği Rosa Virginia, ortanca kız Maria ve küçük Hugo’yu anlattığı kısımlarda bir babanın heyecanını duyuyoruz, onunla birlikte doğum sancılarını ve sevincini yaşıyoruz.

Hugo’nun doğumuna geç iştirak etmesi, sadece onu değil bizi de üzüyor; “insan” ve “asker” Chavez arasındaki farkı burada çok net anlıyoruz: “İlk kez onu üç günlükken gördüm. Çünkü her zamanki gibi askeri hayata kendimi kaptırmıştım. Nancy doğum için Barinas’a gitti. Ben o esnada tanklarla ilgili bir komisyonla eğitimdeydim. Onca hengamenin, tankın, askerin arasında haber geldi: ‘Erkek doğurmuş’. Doğumu savaş tankları va askerler arasında kutladım.”

“TOPÇU” CHAVEZ

İkinci bölüm, “Top Günlükleri”, sandığınız gibi futboldan değil, beyzboldan söz ediyor. “Beyzbol, benim hayallerimden biriydi.” diye anlatmaya başlıyor Chavez ve sözü Kırbaç Chavez’e getiriyor: “Chavez’e öylesine hayrandım ki..” Televizyonun olmadığı, maçları pilli radyodan dinledikleri yıllar... Kırbaç Chavez’in ölümü, solak Chavez’i çok etkilemiş. Bu erken ölüm, beyzbol tutkusunu artırmış. Babasından izinsiz Askeri Akademi’ye gitme nedenini de başta “profesyonel beyzbolcu olmak istiyordum” cümlesiyle özetliyor. İlerleyen yıllarda bunu başaramamış belki ama sevdiği “topçu” Pompeyo Davalillo’nun çalıştırdığı takımda oynamış. Yetmez ama evet!


Sonrasında yolunu tümüyle değiştirse de beyzbol aşkı içinde hep bir ukte. Beyzbolcular için de böyle bu: Chavez, hep sevilen bir izleyici oldu. Kitaptaki bir anısını buraya almak, bu cümleyi daha mânâlı kılacak: “1992 Ağustos’unda Silahlı Kuvvetler arasında müsabaka düzenlendi. Gazeteden öğrendim. Her maça giden ben, o dönemde tutukluydum. Eşim ‘Müsabakalar varmış ve beni de davet ettiler’ dedi. ‘Nancy, git, çocukları da götür ve herkese selam söyle’ dedim. Maracay’da oynadılar. Ne yapmışlar biliyor musun? Ertesi pazar oğlum Hugo cezaevinde yanıma koşarak geldi. Sekiz yaşlarındaydı. ‘Baba, bak, sana ne gönderdiler?’. Üzerinde ‘Büyük eksiklik’ yazan bir top.” Bir insanın alabileceği en büyük hediyelerden biri bu ve Chavez, bunu anlatırken heyecanını gizleyemiyor. Hikâyenin sonrası daha da enteresan ama burada anlatıp sürprizini bozmayayım...

Sonraki bölümde, sahalarda top peşinde koştuğu günlerden hayatına giren diğer “top”lu mekâna ve orada yaşadıklarına geçiyor Chavez: Karargâha! Hayatının en önemli yıllarını geçirdiği yer elbette karargâh. Eğitim halleri, kahramanlıklar, kazanılan başarılar, ilk karşı çıkışlar, zaman zaman yaşanan skandallar... Çok şey var karargâh faslında, anlatacağı... Halkıyla yanyana yürümeye burada karar veriyor Chavez. Çocukluğunda yaşadıkları onu bu noktaya getiriyor: Asker, halkına zulmeden bir figür bu dönemde ve bunun sebebi, ülkesini işgal eden Amerikalılar. Sonrası, “birlikte yürüme” zamanı: Bugün (ordumuz) halkı linç etmek için degàil, halkla birlikte Venezuela’nın özgürlügàü, Venezuela’nın gelişimi için omuz omuza çalışmak için varlar.”

VENEZUELA BİR BÜYÜK HİKAYE

Güney Amerika, orada yaşananlar, halk hareketleri ve darbeler, Türkiye’de bilhassa sol tandanslı insanların ilgisini hep çekti. Üniversite yıllarından hatırlıyorum, orada olanları heyecanla takip etmeye çalışırdık.
İnternetin, özel televizyonların olmadığı yıllarda, Cumhuriyet’in sağlam dış haberler servisinden ve tuhaf ama müzikten alırdık haberleri. Bolivar’dan Santiago’ya pek çok ismi ve mühim yeri, Victor Jara, Intı Illimani, Quilapayun gibilerden öğrendik. Chavez’in anıları, bunları pekiştiriyor. Bildiğimiz, toyluk zamanında öğrendiğimiz kimi isimleri ve olayları onlar sayesinde hafızamızda sağlamlaştırıyoruz. Hiç bilmeyenler için daha da güzel: Öğretiyor.

Kitap, bu yüzden de çok mühim. Birinci elden tanıklıklarla büyük bir tarihi öğrenmek, üstelik bunu iyi anlatan birisinden dinlemek, şansımız. Şarkı demişken, Chavez’in bir cümlesinin altını çizeyim: “Devrimci şarkılar ve şiirler yüzünden birçok kez başıma iş açtım.” Orduda bunu yapmak, herkesin harcı değil: “Bunu bilerek yapıyordum çünkü ordu içinde devrimci bir hareket yaratma sürecinin bir parçasıydı.” Buradan bir “temsil” anısına geçiyor Chavez ama onu da kitabı okuyanlara saklayayım.

Chavez’in teğmenlik anıları karargâh faslında mühim yer tutuyor. Acılı, eğlenceli anılar bunlar. Sonrasında gelenler daha da acılı şüphesiz. Zorlu bir hayatı bunca yalınlığıyla anlatmak da onun başarısı. Okurken su gibi akan anıların, yaşandıkları zamanda çok can yaktığını bilmek kitaba farklı bir açıdan bakmamızı sağlıyor. Bizde anılarını yazan generaller, “Şunu yaptım, bunu yaptım, oh oldu, iyi ki yaptım, yine yaparım” tadında metinler kaleme alırken Chavez, yaptığı her şeyi sorguluyor. Anılarını yazmak üzere oturmamış kağıdın kalemin başına, değişik dönemlerde anlattığı şeyler bunlar belki ama sorgulayıcı, kendini ön plana çıkarmaktan uzak ve mütevazı. Sadece Chavez’in hayatı değil üstelik, Venezuela’nın tarihi de var anılarda.

(Örümcekçinin Anıları/ O. Leon, J. L. Alonso/ Çev: B. Talun/ Everest Yay.)

İÇKİ, ŞARKI, DEVRİM VE FİDEL

nsan Chavez’i de tanıyoruz kitapta. İçki meselesini şöyle anlatıyor örneğin, hiç sakınmadan: “Biraya karşı değilim. İçkiyi oldum olası sevmedim.

Bazen bir yere gider ve bir iki bira ya da bir kadeh bir şey içerdim; özellikle de komplo düzenleme çalışmaları esnasında.” İçki bahsinde, Chavez’in Caracazo sarayına ilk adımını içki vesilesiyle attığını da öğreniyoruz: “Buraya ilk kez bir kutu viski almak için geldim. Sarayın ne için kullanıldığına bakın! Teğmen Chavez’i, Muhafız Alayı‘nın başındaki subayla konuşmak üzere bu odaya göndermişlerdi. Biri General diğeri subay iki kişiydiler. Parti vardı ve viski yetersizdi ama viski içmek icap ediyordu. Beni elimde bir kağıtla buraya geldim ve elimde bir kutu viskiyle geri çıktım. Utanç verici! Ama bu bana utanç vermiyor; böylece bu sarayın ne biçim bir yer olduğu belli oluyor, nasıl bir saçmalık olduğu...”

“Öncüler” ve “Devrim Adamları”, sonraki bölümlerin adı. Kitabın en ilgi çekici bölümleri bunlar. Bolivar’dan (“bir savaş kadını” olarak anlattığı) Saenz’e pek çok ismi tanıtıyor bize Chavez.

Sonrasında 4 Şubat geliyor zaten: Chavez’in, halkının başına geçmesi... Şüphesiz uzun ve heyecanlı bir hikâye bu. Tek bir satırını bile buraya almak, büyüsünü bozacaktır. Kitabı okurken de bir çırpıda akıp gidiyor, elinizden bırakamıyorsunuz o anlarda.

Sadece bu hikâye bile, kitabı okumak için iyi bir sebep. Kaldı ki, Chavez’in bizzat yazdığı bir şiir de eşlik ediyor bu maceraya: “Geçmişten gelen ve geleceğe giden direniş sesimizi dinle dolunay.” Başka şarkılar, şiirler de eşlik ediyor Chavez’in anılarına. Bizdeki “anılar”da eksik olan fasıl bu. Ama zaten bunun için Chavez önemli, Kenan Evren ve diğerleri sadece (üstelik hayırla anmadığımız) bir isim.

Kitabın yedinci bölümü, “Kitleleri Kucaklamak”, 1994 ve sonrasındaki “Yükseliş”i anlatıyor. Zaman zaman geri dönüyor Chavez, eski yıllarda yaşadığı olaylarla birleştiriyor yaşadıklarını. Son bölümün başlığı bile okumamız için bizi teşvik ediyor: “Fidel”. İçeriğini anlatmaya gerek var mı? “Sakallı”yla yaşadıkları, acı - tatlı bir sürü anı. “Che’nin Evi”nden doğumgünü hediyelerine uzanıyor.
Son cümle yine etkileyici. Fidel’in ona söylediği bir cümle bu: “Sana bu yolda devam etmeni öğütlüyorum”.

Kitap bu cümleyle bitiyor belki ama sonrasında fotoğraf faslı var: Chavez’in hayatından seçilmiş enteresan fotoğraflar bunlar, onu tanımak için şahane bir albüm! Güzellik yarışması sunan teğmen Chavez, beyzbol oynayan “topçu” Chavez, hapisten çıkışında halkın karşıladığı kahraman Chavez, şarkı söyleyen Chavez...
Yazının son cümlesi, kitabın son güzel fotoğrafının altında yazılı cümle olsun:
“Bu devrim çocukların!”

Paylaş