VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Kasım 2012 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Anti Romeo - Juliet hikâyesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Anti Romeo - Juliet hikâyesi

Bir aşk hikayesi gibi başlayıp aniden polisiye romana dönen “Anlaşma”, okuru “Gerçek, kişiye göre değişir mi? Gerçek tek değil midir? Tek değilse, ‘gerçek’ gerçek midir?” sorularıyla savuruyor.


FÜGEN ÜNAL ŞEN

Gerçek nedir? Bu soru birazdan içeriğini sizinle de paylaşacağım kitabın daha ilk satırından başlayarak içimi burkan bir yaraya dönüştü sevgili okur.
Sahi, nedir gerçek? Tek midir örneğin? Tartışılamaz mıdır? Kişiye, cinsiyete, ilişkiye, statüye, yaşa, ülkeye, yasaya göre değişir mi? Değişirse “gerçek”, gerçekten “gerçek” olarak tanımlanır mı? Her gün, her başka koşulda, her başka dudakta şekil değiştirir mi?
Beni bu sorularla bir girdaba sokan, yazar Jodi Picoult’un kitabı “Anlaşma”.
“Genç adam onu o kadar usulca öptü ki kız bunu hayal ettiğini sandı; gözlerine bakmak için biraz geri çekildi. Ve silah patladı.”İlk sayfanın, ilk satırları. Aşk, ölüm, gerçek, duygular, saplantılar, saklananlar, çalkalananlar... O iki temiz yürek ne zaman, neden endişeyle çarpar olmuş, kurtuluşu ölümde aramıştı? Birbiriyle dost iki ailenin birlikte büyüyen, birbirine âşık iki çocuğu bir anlık bir bunalımla mı o dehşeti yaşamışlardı yoksa onlar o dehşete gün be gün yaklaşırken kimse farkına varmamış mıydı?

ÇOCUĞUNUZU NE KADAR TANIYORSUNUZ?
Ah, sevgili okur, Jodi Picoult’un kitabının adı “Anlaşma” dedim ya, siz yüreğinizin bir yanında hep “yüzleşme”yi de saklı tutun zira kitap baştan sona yüzleşmelerle dolu.
Ailelerin kendileriyle, dostların dostlarla yüzleşmesiyle. Âşıkların birbiriyle, âşıkların aşkla ve ölümle yüzleşmesiyle. Anne - babaların “annelik/babalık” statüsüyle ve “Çocuğunuzu ne kadar tanıyorsunuz?” sorusuyla. Elbette bu soruya verdikleri “Nasıl tanımam! Annesiyim ben” cevabıyla yüzleşmesiyle.
Şimdi biraz kitaptan söz etmeli.
Jodi Picoult, kitabı “Anlaşma” ile ilgili yapılan bir söyleşide, “Anti Romeo-Juliet” hikayesi yazmak istiyordum. Onu yazdım” diyor.
Bu istekle kurguladığı “Anlaşma”da da birbirinden ayrılamayan, çok iyi anlaşan iki komşu aileye yer vermiş zaten. Aileler öyle güzel bir dostluk yaşıyor ki anne adayları aynı zamanda doğum yapıyorlar, biri kız, diğeri erkek olan çocuklar kardeş gibi bir arada, hatta aynı beşikte büyüyorlar.
Romeo-Juliet’teki iki ailenin karşılıklı düşmanlığı birbirine âşık gençlerin kavuşmasına engel olurken “Anlaşma daki iki ailenin çocuklarına neredeyse beşik kertmesi yaptığını, ailelerin doğdukları günden itibaren çocukların evleneceğini hayal ettiklerini okuyoruz.
Ama silah patlıyor...
Chris ile Emily’nin aşkları kana bulanıyor. Ve okur, daha kitabın ilk satırlarıyla iki gencin kavuşamayacağını, sonsuza dek ayrıldıklarını, üstelik Emily’yi öldüren silahı Chris’in tuttuğunu öğreniveriyor.
Chris ile Emily’nin hikâyesi 520 sayfalık kitabın daha ilk sayfasında bitiyor ve tam da o anda sorular başlıyor:
Ne oldu da öldü Emily?
Chris mi öldürdü?
Emily intihar mı etti?
İkisi birlikte mi intihar etmeye karar vermişlerdi?
Yoksa ortada intihar yok da cinayet mi var?
Sevdiğinin adını söylerken bile yüreği sıkışan Chris, doğduğu günden başlayarak bir an bile olsa gözünü üstünden ayırmadığı Emily’yi öldürmüş olabilir mi gerçekten?
Gerçekten...
Gerçek...
İşte başa döndük, “Gerçek ne?”
“Anlaşma”, ergen psikolojisini irdeleyen, anne-baba-çocuk ilişkisine dikkat çeken bir kitap. Ama dikkat çekiş biçimi can yakıcı. Kitapta anlatılan ebeveynler çocuklarıyla son derece iyi anlaşan, her an yanlarında olan, sosyal faaliyetlerinde onları destekleyen kişiler. Çiftlerin kendi aralarında da huzursuzluk yok. Her şey çok mükemmel yani. Hayat şen şakrak, mutlu mesut sürüp gidiyor. Ama silah patlıyor...
Ve Emily’nin ölümünü araştıran dedektif o soruyu soruveriyor: “Çocuklarınızı ne kadar tanıyorsunuz?”
Kitaptaki çekirdek aileler kendilerinden pek eminler doğrusu, “İyi tanıyoruz” diyorlar ilk başta ama hayatın hiç de öyle olmadığını, gözlerinin önünde büyüyen çocuklarının onlardan habersiz, bambaşka, hayal bile edemeyecekleri tecrübeler yaşadıklarını dedektifin yaptığı araştırmalar sonunda öğreniyorlar.
Alın size bir yüzleşme daha... Elbette okuma zevkinizi elinizden almamak için “Anlaşma”nın şifrelerini çözecek değilim burada ama sevgili okur birkaç satırla da olsa Chris ile Emily’in hikayesinden söz edeceğim. Kitapta iki genç, bir sonsuz aşk ve bir ölüm var. Yazımın girişinde de söylediğim gibi aşk romanıymış gibi yapan bir polisiye de diyebilirsiniz, ergen davranışlarını irdeleyen ve ailelere “Çocuklarınıza dikkat kesilin” çağrısı yapan bir psikoloji kitabı da... “Dışarıdan bakıldığında pür neşe sürüp giden hayatın, ilişkilerin hiç de öyle olmadığını anlamak için büyük kayıplar vermeniz gerekmesin” çağrısını da duyabilirsiniz satırlarda, ortadaki tek gerçeğin kişiden kişiye nasıl değiştiğine de tanık olabilirsiniz.

YAZAR MI DEDEKTİF Mİ?

Picoult kitabını yazarken bir dedektif gibi araştırma yapmış. Mahkemelerde davalar izlemiş, karakollarda polislerle sohbetler yapmış. Yüzlerce dava dosyası okumuş. Bu nedenle kitaptaki mahkeme bölümlerinin nefesinizi kesecek kadar gerçek olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Çocuklarının genç bakıcılarını ve onların arkadaşlarını geceler boyu evinde pizza partileriyle ağırlayıp sorular sormuş; gençlerin sorunlarını, ilişkilerini, seks tecrübelerini, uyuşturucuya ne kadar ve neden yakın olduklarını öğrenmiş. Kitabının kahramanı Emily ve Chris’i sahici kılabilmek için yazdığı bölümleri gençlerin beğenisine, eleştirisine sunmuş...
Sonunda “Anlaşma” çıkmış ortaya... “Anlaşma”yı okurken huzursuz ve güvensiz hissedebilirsiniz.
Öyle ya, Chris’in annesi, Emily’nin annesi, babaları, savcı, savunma avukatı, otopsi raporu, gençlerin arkadaşları, öğretmenleri... Her biri olaya kendi doğrularıyla, duygularıyla yaklaşınca “gerçek” sona kalıyor.
Emily’nin öldüğü gecenin tek canlı tanığı, cinayetle suçlanan sanığı Chris... Gerçeği bir tek o biliyor ya da aslında, belki de, galiba, sanırım, sanki, doğrusu, kanımca, o da bilmiyor. Ya da onun haykırdığı gerçeği herkes kendi tarafından tutup çekiştirince ortada amip bölünmeyle çoğalmış, şekil değiştirmiş bir sürü gerçeğimiz oluveriyor.
Ve bir an geliyor Chris de yaşadığı “gerçeği” sorgulamaya başlıyor. Zira gençlik, aşk, korku, endişe, aile ilişkileri, geçmiş, gelecek ve hepsinden önemlisi “o an”, bir araya gelip gerçeğin üstüne bir sis perdesi gibi çöküyor.
Zaten tam da o anda silah patlıyor...
Öğrencisinden esinlendiodi Picoult, yazarlık serüvenine başlamadan önce İngilizce öğretmeniydi. Sınıfındaki bir kız öğrenci intihara teşebbüs etmiş, kurtarılmıştı. O günden sonra gerek ailenin gerekse öğrencisinin hep yanında olan Picoult “Bir süre sonra öğretmenliği bıraktım, yazmaya başladım. Ama o genç kızı hiç unutmadım. Beni hatırlıyor ve kitabımı da biliyorsa, bu kitapla ilgili beynime ilk tohumu eken kişi olduğunu bilip mutlu olmasını dilerim. Zira o günlerde yaşadıklarımdan sonra biliyordum ki bir gün ergen intiharları üzerine bir roman yazacaktım. ‘Anlaşma’yı kurgularken o öğrencim hep aklımdaydı” diyor.

Künye : Anlaşma
Jodi Picoult
Çev: Cihat Taşcıoğlu
April yayıncılık
23 TL

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam