VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Temmuz 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Aptal gibi suç olsam yine de okur musun?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aptal gibi suç olsam yine de okur musun?

30 sayfalık girişi, 50 sayfalık pop hikâyesi bir yana, yaklaşık 150 sayfalık kocaman bir Ortaçgil kitabı... Orhan Kahyaoğlu, bir müzik kitabının nasıl olması gerektiğini gösteriyor bize. Bu özelliğiyle de kaçmaz bir kitap bu.

Yepyeni bir kitap var elimizde: "Bülent Ortaçgil / Ayrı Düşmüşüz Yanyana". Yıllar önce yayınlanan, başucu kitabı yaptığımız "eser"in yeni baskısı değil, yeniden yazılmış hali. Müzik yazıları meselesinde üstad, kendimize örnek aldığımız, yolundan ilerlediğimiz isimlerden Orhan Kahyaoğlu, kitabı elden geçirirken ve yeniden yayına hazırlarken neredeyse yeni bir kitap yazmış. Ortaçgil'e, şarkılarına, yaptıklarına yakışır bir kitap. "Ayrı Düşmüşüz Yanyana", Çiviyazıları tarafından 2002'de basıldı. Kocaman bir kitaptı, hatta iki kitabın bir araya gelmesinden oluşmuştu: Kitabın ilk yarısında, Ortaçgil'in hikayesinden bağımsız olarak memleket pop tarihi deşiliyor, kuruluşundan bugüne nasıl aşamalardan geçtiği anlatılıyordu. İkinci yarı ise müzikal Bülent Ortaçgil'in serüvenini enine boyuna anlatıyor. Başta, bu kitabın neden yazıldığına dair bir uzun giriş, sonda da bir toparlamayla birlikte hem bir pop tarihi, hem de Ortaçgil kitabıydı bu ve o döneme kadar yazılanların oldukça dışındaydı. Kahyaoğlu, bu kitabı yeniden ama yenileştirerek gün yüzüne çıkartıyor şimdi. Değişen bir şey yok bilakis gelişen bir şeyler var: İlk yayın tarihinden bugüne kadar yapılanlar eklenmiş, eski metin toparlanmış. Ortaçgil'i tanımak isteyenler için dört başı mamur bir kaynak kitap çıkmış ortaya.

ŞARKILARININ İZİNDE
Kahyaoğlu, Ortaçgil'i şarkıcı/şarkı yazarı kimliğinin ötesinde bir ozan olarak nitelendiriyor. Kitabın ağırlığı, bu yüzden müziğinin yanısıra (hatta önsözde söylediği gibi daha ziyade) sözlerde. Kitabın hedefini, "Ortaçgil'in kırk yılı aşkın bir süredir aslında tek bir şarkı yazdığını; kendine özgü bir imgelemi, melodi yetisi ve yorum ayrıcalığı olduğunu göstermek" olarak belirlemiş. Bu hedefe ulaştığı aşikar. Ortaçgil şarkılarında en sık rastlanan imge, elbette oyun: "Benimle Oynar mısın?"dan "Oyuna Devam"a, sadece albüm isimlerinde değil, şarkıların en olmadık yerlerinde de karşımıza çıkıyor bu. Kitabın izleği de "oyun" imgesi üzerine. Ancak yazar bu imgeye saplanmıyor, şarkıların izinden giderken yepyeni açılımlar yapıyor. Ortaya, "şarkılarının izinde Ortaçgil" tadında bir kitap çıkması bu sebeple. Bu, Ortaçgil'i tanımak isteyenler için çok iyi bir fırsat elbette. Ortaçgil, (pek çoğumuzda olduğu gibi) Kahyaoğlu'nun hayatında da önemli bir değişikliğe sebebiyet vermiş: "(...) dünyada büyük bir yaygınlık kazanan rock'n roll müziğine tutkuyla bağlı bir gençtim. Ortaçgil'i 'Benimle Oynar mısın' albümünü edinene kadar tanımamıştım.
Bir kolejli olarak, Türkiye'de yapılan pop müzikle fazla bağım yoktu. Ortaçgil'in adını ilk duyuşum okuldaki bir arkadaşım sayesinde oldu. Sonra da, radyoda o aylarda rastladığım bazı sarkılarla." Kendi "dinleyici" serüvenimi de göz önünde bulundurarak söylersek, memleket müziğinin temiz yüzü. "Hoppidi" şarkıların ortalığı sardığı, her koldan başka suyun aktığı ve nihayetinde memleket pop ortamını oluşturduğu 70'lerde, kendi yolundan akan, giderek ırmaklaşan ve birçok insanı etkileyen bir dere. Dere dediğimize bakmayın, en "pop" ortamda, "Benimle Oynar mısın"la öyle gümbür gümbür geldi ki, suyun akışına etki etmedi belki ama döküldüğü denizi, o ortamı bir anda bambaşka bir renge bürüdü. Doğrudur, "Benimle Oynar mısın" yayımlandığında çok satmamıştır, ortamı değiştirmemiştir belki ama ilerleyen yıllarda değeri anlaşılmış, verdiği renk hepten ortaya çıkmış, pop hattında doğru bir kırılmaya yol açmıştır bu efsane albüm. Bugün, pop tarihimizin en iyi on albümü sorulduğunda onu ilk beşe koyacak pek çok insan tanırım. Bu anlamda bir birleştiricidir: "Benimle Oynar mısın" albümünü sevenler, ona tutkuyla bağlananlar, dinlemeden yapamayanlar, sadece bu albümü değil, birbirlerini de çok sever. Albümün "efsane"liği, biraz da buradadır.
ÇEKİRDEK SANATEVİ
Daha ilk albümü başyapıt mertebesine ulaşan, sonrasında ortadan kaybolan Ortaçgil, esasen memleketin en şanssız isimlerinden belki de. Albümü sevenler çığ gibi artarken kendi kabuğuna çekilen, sahalardan uzaklaşarak kendi hayatını kuran sanatçı, yıllar sonra, bu kez (kendi
gibi kabuğuna çekilmeyi pek seven, zaman zaman ortadan kaybolan ama her çıkışı da yeni bir olay yaratan) Fikret Kızılok'la birlikte sevenlerinin karşısına çıktığında, bir daha deneyimlenemeyecek bir ilke imza attı: Çekirdek Sanatevi. Bir okul, bir atölye, bir kayıt stüdyosu, ne derseniz deyin, Çekirdek, bir dönemin mühim müzisyenlerini bünyesinde toplayan bir oluşumdu. Erkan Oğur'dan İlkin Deniz'e, Jak Esim'den Mutlu Torun'a pek çok insan orada buluştu, sonrasındaki ortamı etkileyecek bir sürü birlikteliğin temeli bu küçücük "sanatevi"nde atıldı. Kızılok'la birlikte geminin kaptanlığını üstlenen Ortaçgil, Çekirdek sürecinde pek çok yeni şarkısını ortaya çıkarttı. Bu anlamda, Ortaçgil severler için bir vahaydı burası. Kitapta, o dönemde yapılan çalışmalar sadece Ortaçgil tarafından incelenmiş belki ama mimimizi koyalım: Çekirdek, üzerine düşünülmesi, yazılması gereken bir "ortam". Ortaçgil kitabı belki buna vesile olur,hem sanatçının hem de memleket müziğinin bu kayıp halkası, bu vesileyle günyüzüne çıkar.
Kitaba dönelim... Yaklaşık 300 sayfalık kitabın ikinci yarısı, Ortaçgil'in hikâ yesinde "İkinci Perde"yi başlattığı 1990'dan günümüze uzanan dönemi anlatıyor. Bir Bozburun ziyaretinde ikinci eşiyle tanışması ve oraya yerleşme kararını müteakip yayınlanan album ve sonrası, bugün tanıdığımız, bildiğimiz Ortaçgil'i bize aktarması açısından oldukça mühim. O zamana kadar pop müziğin dönüşümünü ve Ortaçgil'in "ortam"a adım atmasını başarıyla anlatan Kahyaoğlu, 130.
sayfadan itibaren kendini tümüyle Ortaçgil'e adıyor ve onun hikayesini, tanıklıklarıyla anlatıyor. Burada, kendisinin de dikkat çektiği bir hususun altını çizmek gerek: "Ayrı Düşmüşüz Yanyana", bir Ortaçgil biyografisi değil. Elbette sanatçının hayatı kaçınılmaz olarak mercek altına alınıyor ama anlatılmak/aktarılmak istenen, onun şarkıcı/şarkı yazarı/ozan yönü. Dolayısıyla, bilhassa bu bölümden sonrasının şarkılar üzerinden ilerlemesi, kitabı "Ortaçgil'in hayatını okumak" için alanlarda küçük bir hayal kırıklığı yaratabilir. Ancak asıl hikayenin şarkılar üzerinden şekillendiği düşünüldüğünde, "iyi ki böyle olmuş" noktasına gelmek çok zor olmayacak. Ortaçgil'in "hayatı"nı merak eden dinleyici, şarkılarda bunun izlerini çoktan bulmuştur zaten. Bu kitapta, taşlar yerine oturacak, o "izler" belirginleşecek. "Farklı" bir kitap, "Ayrı Düşmüşüz Yanyana": Hem biyografi, hem değil, hem araştırma hem ayrıştırma... Şöyle desek yeri: Ortaçgil hakkında her şey! Fazla iddialı olduğunun farkındayım ama merak edip cevabını bulamadığımız şey neredeyse yok bu kitapta.Burada, şunu da söyleyelim: Memlekette üzerine kalem oynatılabilecek sanatçı çok az, bunlar üzerine yazabilecek yazarların sayısıysa iki elin parmaklarını geçmiyor. Ortaçgil – Kahyaoğlu buluşması bunun için çok önemli: Birbirini tanıyan/anlayan iki insan var ortada ve elimizdeki kitap bu yüzden büyük bir hazine. Elbette yeni Ortaçgil kitaplarına hayır demeyiz, her yeni kitap yeni bir bilgi anlamına gelir ama Kahyaoğlu, yazılabilecek her şeyi yazmış. Müzik araştırmacılığı kimliğini zaten biliriz ama ekseriyetle sakladığı şair/şiirsever kimliği, Ortaçgil şarkılarını, sözlerini çözümlerken kitaba bambaşka bir boyut katmış. Çok sevdiğim iki insanı buluşturan bu kitap için şu cümleyi kurmama izin verin: İyi ki Ortaçgil'i Kahyaoğlu yazdı. Bu, olası bir felaketin önünü almak bir yana, memlekette eksik olan bir şeyi de tamamlıyor. Müzik yayıncılığı konusunda yıllarca kafa yormuş, pek çok ürün vermiş ve bir sürü kitabı Türkçeye kazandırmış biri olarak Kahyaoğlu, bir "müzik kitabı"nın nasıl olması gerektiğini de gösteriyor bize. Bu özelliğiyle de kaçmaz bir kitap bu.
SAYGI ALBÜMÜ...
30 sayfalık "giriş"i, 50 sayfalık "pop hikâyesi" bir yana, yaklaşık 150 sayfalık kocaman bir Ortaçgil kitabı, elimizdeki. Albümler üzerinden ilmek ilmek dokunmuş, fotoğraflarla süslenmiş, kritiklerlegüzelleşmiş. Sadece Ortaçgil albümleri değil, Ortaçgil için yapılmış saygı albümü ve sanatçının başkalarınca yorumlanan şarkıları da kendine yer bulmuş bu kitapta. İzini sürenler, etkilendikleri, sayfalar arasında tek tek karşımıza çıkıyor. Ortaçgil müziğinin gelişimi, konserlerindeki değişim, kimi zaman ayrıntılandırılarak aktarılıyor okuyucuya. Teoman'la verdiği ortak konserlerden İlhan
Mimaroğlu'nun izlediği ve yorum yaptığı New York konserine, bildiğimiz/bilmediğimiz pek çok ayrıntı... Gözümüze çarpan bir küçük hataya dikkat çekelim: Kitabın ortalarında doğru olarak yazılan Birsen Tezer'in ismi, son bölümde Birsen Tezel'e dönüşmüş. Elbette küçücük bir ayrıntı bu ama onca güzel ayrıntının arasında can sıkıcı. Kitabın olası sonraki baskılarında belki hızla düzeltilir.Söyleyecek çok şey var aslında ama yer yok. İyisi mi Orhan Kahyaoğlu'nun Bülent Ortaçgil kitabını alın, kütüphanenize katın. Çoktan sahafiye olmuş ilk baskının üzerinden yılar geçti. Yıllar sonra bu kitabı sahaflarda aramak durumunda kalmamak için bu ikinci şansınız. Bir sonraki, çok uzakta olabilir. Temennimiz elbette kitabın çok satması, baskı üstüne baskı yapması, herkesçe ulaşılabilir olması ama memlekette müzik kitaplarının baskı sayısı ve uzanacağı kitle belli. Bu anlamda, Ortaçgil kitabının (yıllar sonra da olsa) ikinci baskı yapmasını heyecanla karşılayanlardanız. Bu, belki de bir "İkinci Perde" olur, sonrası, tıpkı Ortaçgil hikayesinde olduğu gibi dolu dolu geçer.
Son bir kişisel notla bitireyim yazıyı: Bu satırlara noktayı, sanatçının yazlarını geçirdiği Bozburun'a bakan bir tepede koyuyorum. Elimde kitap, kulağımda ve dilimde Ortaçgil şarkılarıyla... Bana kattığı her şey için doğrudan kendisine teşekkür etmişliğim var ama busatırlar vesile olsun, bu teşekkürümü kamu huzurunda yineleyeyim: İyi ki varsınız, Bülent Ortaçgil. Siz ve şarkılarınız olmasaydı ne ben ben olurdum, ne de dünya bu kadar güzel... Ve elbette iyi ki varsınız, üstadım Orhan Kahyaoğlu. Bu kitabı yazmasaydınız, yeni maceralara yelken açma cesaretini belki de kendimde bulamayacaktım. Teşekkürler, kalpten.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam