VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Aralık 2009 Pazar | Anasayfa > Haberler > Ara Güler’le Ankara’da bir öğlen sonrası
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ara Güler’le Ankara’da bir öğlen sonrası

Onlar aksi adamla cadı kadındır! Kimse neden diye düşünmez.

Onlar aksi adamla cadı kadındır! Kimse neden diye düşünmez. Yalnızca kendi ülkesinde değil, dünyada da insanların hayatında iz bırakacak işler başarmış, zeki ve karizmatik insanlara erkekse “aksi”, kadınsa “cadı” derler ki bu da huysuz, dik kafalı, tavizsiz ve zor kişilik anlamına gelir. Aslında adını kendi alanında saygıyla anılan bir üne kavuşturmak için yıllarca çalışmış olan bu “aksi adam”la “cadı kadın” mükemmeliyetçidir ve hayatını adadığı, uğrunda vazgeçmek zorunda kaldığı dünya nimetlerinden sonra doğal olarak, tembellik veya iki yüzlülüğe tahammülü kalmadığı için huysuz sanılır. Yıllar süren çoğunlukla yalnız yolculuğunda hem düşmanları hem de yakın dostları tarafından önüne çıkartılan sayısız engellere karşı giriştiği iç yakan savaşların bazılarından galip çıktığı için elbette megalomandır ve bu yola çıkarken gereken gücü aldığı kaynağın adından ötürü de narsisisttir.

Ara Güler için de durum böyledir: İnsanlar çekinir ondan, çünkü hiç kimseye borcu yoktur, ‘burnu yere düşse, eğilip almaz’gillerdendir. Onun için “hata hoşgörü katsayısı sıfır!” denir, huysuz ve aksi olduğu söylenir. Neyseki cinsiyeti sayesinde “cadı” olmaktan korunmuştur! Olağanüstü etkileyici, her biri derin insanî hikâyeleri bütün dünya dillerinde insanın içine işleyerek anlatan (özellikle) siyah-beyaz fotoğraflarıyla her kültürden herkesin soluğunu kesen bir fotoğraf büyücüsü olmak için mükemmeliyetçilik elzemdir elbette. İşinde mükemmeliyetçi olmayandan da hayır gelmez esasen. Üstelik modern Türkiye’nin fotoğrafçılık sanatında bir usta olarak yerini almış Ara Güler’in karizmatik ve güçlü karakterli biri olması kadar, miskinlik ve düzenbazlığa tahammülsüzlüğü de kaçınılmazdır zaten!

Ara Güler’i bana ilk tanıtan annemdi. Annemin gençliğinde izlediği “Kral ve Ben” filminde Siyam (şimdiki Tayland) kralı rolünde “şefkatli erkek” karakteriyle döneminin kadınlarının kalbini kazanan oyuncu Yul Brynner’in bizim gazetelerden birinde yayımlanan bir fotoğrafını henüz altı yaşlarında olan bana gösterip: “Bu fotoğrafı Ara Güler çekti!” deyişindeki gururlu ses tonunu hâlâ hatırlarım. Hayatının ilk rol modelleri anne ve babası olan çocuklar için onların beğenileri ne kadar etkilidir bilirsiniz; hayatımız boyunca kendi beğeni ve tatlarımız sanarak peşinde koştuğumuz ne çok şeyin aslında bize öğretildiğini çoğumuz anlayamadan göçer gideriz bu dünyadan. Elbette o zevkleri kendi çocuklarımıza da kendi zevkleriymiş gibi aşılayarak...

PICASSO’YU ÇEKEN FOTOĞRAFÇI
Yul Brynner’dan sonra Picasso’dan Dali’ye, Bertrand Russel’dan Churchill’e kadar bana o yaşlarda ve teknolojinin sınırları yıkan gelişmesinden önceki yıllarda çok uzak, erişilmez görünenleri yakınlaştıran Ara Güler’in kendisi de en az fotoğraflarını çektiği dâhiler gibi ulaşılmaz görünürdü. Böyle özel insanlarla tanışmanın en tehlikeli yanı, onlarla tanıştıktan sonra sönen karizmaları, hayranın kafasında yarattığı imgenin gerçekle örtüşmemesinin getirdiği büyük hayal kırıklığıdır ki ben buna yıllardır “En iyi yazar tanışılmamış yazardır!” diye açıklarım. Oysa Ara Güler göründüğü gibi biri olmaya özen gösteren sahici sanatçılardandır ve bu yüzden onunla tanıştıktan sonra sanat yetkinliğine dair düşüncem daha da katmerlenerek devam etmektedir. Ancak Ara Güler’den bahsederken, kendisine fotoğraf sanatçısı denmesinden haz etmediği için onun bir foto muhabiri olarak anmak gerektiğini hemen hatırlatmak isterim.
Sanırım 1992 yılıydı, bir akrabam Ankara Film Festivali jürisindeydi, onunla iki günlüğüne Ankara’ya gitmiştim. Ancak film festivali bir bahaneydi, çünkü 1960 ve 1970’li yıllarda Türkiye’nin kültür ve sanat hayatının yıldızı, yaşayan akademisyen, yazar, şair, ressam, operacı ve iyi tiyatro oyuncularının en yoğun yaşadığı Başkent Ankara’da yetişmiş olanlar gibi ben de bulduğum her fırsatta hâlâ Ankara’ya giderim.
O yılın Ankara Film Festivali jüri üyeleri Sheraton Otel’de kalıyordu, ben jürideki arkadaşlarıma merhaba demek için uğramıştım otelin lobisine. İşte o sırada yan koltukta tek başına oturmuş çay içerken gördüm onu. Eski bir arkadaşa rastlamış gibi sevinip “gidip Ara Güler’e gidip bir selam vereceğim” demiştim. “Aman!” diye uyardı jürideki akrabam, “çok aksi biridir, azarlar seni şimdi.” Hakiki sanatçı göz göze geldiği insanın içini görür, bu yüzden azarlanacağıma dair en ufak bir telaş duymadan Ara Güler’in yanına gittim, onu kibarca selamladım ve annemin bana çocukken gösterdiği Yul Brynner fotoğraf hikâyesini kısaca anlattım. “Annem sizin için ancak ünlülerin fotoğrafını çeker dediği günden beri ben bir hırs yaptım, ama ne hırs! Yani sırf siz benim de fotoğrafımı çekin diye edebiyatta size adımı duyurmaya çalışıyorum o gün bugündür fakat heyhat, siz beni hiç tanımıyorsunuz!” dedim, ciddi ve saygılı bir ifadeyle. O zamana kadar yüzüme bile bakmayan Ara Güler, başını kaldırıp, gözümün içine baktı: “Aman be, amma da uzun ettin yahu! Gel çekeyim bir fotoğrafını be kız!” dedi, yüzünde dişi ağrırmış gibi ekşi bir ifadeyle. On beş gün sonra Ara Güler’in Galatasaray’daki efsanevî stüdyosuna giderken bana telefonda siyah bir şey giymemi söylediği ve evde siyah bir şeyim olmadığından İstiklal Caddesi’nde dükkânlarda siyah bir tişört arıyordum.
Galatasaray’daki Ara Apartmanı’nda Ara Güler’in yaşayan bir müzeye benzeyen stüdyosunda bulunmak bir dünya turu yapmak gibidir. Çoğu kutularda arşivlenmiş negatiflerde, dünyanın kaderini sanat veya siyaset yoluyla değiştirmiş pek çok insanın ancak iyi fotoğrafçılara teslim ettikleri yüzleri saklıdır. O stüdyoda Ara Güler’in gencecik bir delikanlıyken dünyayı yakalayıp zaman içine saklamak ateşiyle elinde yanlıca bir kamerayla yollara düşüp, hâlâ sürdürdüğü müthiş serüveninden bölümleri kendi ağzından dinleyen biri tekrar İstiklâl Caddesi’ne çıktığında artık başka biri olur. İyiliğe dair umudu ve umuda cesareti olan biri!
Daha sonraki yıllarda başka nedenlerle karşılaşıp kahve sohbeti ettiğim, zaman zaman Ara Kafe’de ayaküstü konuştuğum Ara Güler, bir dergi için fotoğraflarımı çekmek üzere Moda’ya geldiğinde, gençlerin sevgi dolu bakışları altında Moda çay bahçesinde bana anlattıkları arasında, kendisine ‘aksi’ denmesinin onu bereketsiz insandan nasıl koruduğu ve zaman kazandırdığı konusu da mevcuttu. Türkiye’nin en tatlı-aksi foto muhabiri Ara Güler’e fotoğraf büyücülüğü kariyerinde daha nice uzun yıllar diliyorum!


OKUDUKLARIM
Bu Köşedeki Adam (Hrant Dink, Uluslararası Hrant Dink Vakfı Yayınları)
Hrant Dink’in gazete yazılarından bu seçki, onun kim olduğunu, ne düşünüp, ne istediğini bilmeyenler için çok iyi bir başlangıç, özleyenler içinse bir sıcak anı...

İZLEDİKLERİM
2012 (yönetmen: Roland Emerich)
Kıyamet 12.12 2012’de mi kopacak? Böyle ilginç bir konuyu bu kadar kötü işlemeleri yazık olmuş! Güçlü ülkelerden insanların kurtarılması sırasında Hintli ve Çinlilerden bahsedilirken bizden bahsedilmemesini de dış mihraklarla mı açıklamalı acaba?

DİNLEDİKLERİM
İzmir Hatırası-Muammer Ketencioğlu (Kalan Müzik) Ege’nin, Balkanlar’ın ortak mirasının en çok içimizde olduğunu dinleyene hissettiren güzel türküler... Türkülerde “Rakıya su katmam” diye bir söz geçtiği için bazı radyolarda yasaklandı, söylentisi üzerine rakı satışlarının arttığı rivayet ediliyor!

Paylaş