VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Kasım 2012 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Arda ile on yıl sonra karşılaşma
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Arda ile on yıl sonra karşılaşma

Son romanı “Gönül Meselesi”nde “Git Kendini Çok Sevdirmeden”deki karakterlerinin bugününü anlatan Tuna Kiremitçi, kitabının kahramanı Arda ile on yıl sonra tekrar karşılaşmasını yazdı.

TUNA KİREMİTÇİ
Sofya yakınlarındaki Dragalevski kasabasında, dağcıların uğrak yeri bir kahve vardır. Kış günlerinde evde oturmak istemezseniz, çalışmak için gidebilirsiniz. Garson kızlar artık aşinadır, sormadan kahvenizi getirirler. Bulgarca bilmediğinize bile nihayet inanmışlardır. Yine bir kış günü orada, Selim İleri’nin deyimiyle “Rus romanı gibi yağan” karı hiçbir şey düşünmeden seyrederken karşılaşırsınız Arda ile. İlk romanınızın kahramanı olan kadın. 10 yıl önce bıraktığınız gibidir; otuzlarının sonlarında, güzel ve hüzünlü. Sokağa bakan masalardan birine oturmuş, dergi karıştırmaktadır. Sizse onun bıraktığı gibi değilsinizdir; hayat geçmiştir üzerinizden. Ama o kibar davranır, değişmemiş olduğunuzu söyler. “Sen de hiç değişmemişsin” diyecekken kendinizi son anda tutarsınız. Ne de olsa karşınızdaki bir roman kahramanıdır.
Biraz havadan-sudan sohbet edersiniz. Sonra o “Hikâyenin gerisini hiç merak etmedin mi?” diye sorar. “Ne yalan söyleyeyim, son zamanlarda ediyorum” diye cevaplarsınız. O tatlı, efsunlu gülümseyişiyle “nedenini ben sana söyleyeyim” der: “Artık aynı yaşa gelmiş bulunuyoruz. Evreniniz de bizim öykümüzün geçtiği zaman dilimine ulaştı. Beni şimdi daha iyi anlayabilirsin.” İnsanın kendi yarattığı bir karakterden böyle şeyler duyması tuhaftır. Garson kızlar da anlamadıkları bir dilde konuşan size merakla bakarlar. Kahvenin kısık sesli televizyonunda, adını bilmediğiniz bir Türk dizisi oynamaktadır. Arda kokulu sigarasından nefes çekip “Bir fikrim var” der. “Her gün burada bu saatte buluşalım. Beraber kahve içeriz. Sen öykünün devamını öğrenmiş olursun, bana da biraz değişiklik olur. Hakkımızda dedikodu çıkarsa da çıksın.”
Sonra söndürür sigarasını, siyah kabanını giyip kapıya yürür. Arkasından seslenirsiniz. “Neden yapayım böyle bir şey? Dünyada başka konu mu yok?” Döner, çocuğunun şımarıklığına gülümseyen anneler gibi şefkatle “Çünkü Le Guin ne demiş biliyorsun” der. “Gerçek yolculuk geri dönüştür.” Onun karlı Dragalevski meydanında yürüyüşünü seyredersiniz pencereden. Termometre eksi 8’i göstermektedir ama Sofya’nın havası Eskişehir’inkine çok benzediğinden midir nedir, evindeymiş gibi rahattır Arda uzaklaşırken.

Dindar okurla ne zaman konuşsam Oğuz Atay’dan bahsettiler

eden geriye dönüp bir hikayenin devamını anlatmak istediniz?
İlk neden, romandaki karakterlerle aynı yaşa gelmiş olmam. Onlar roman karakteri oldukları için hiç yaşlanmıyor, bizse malum, yaşlanıyoruz. Bu sayede onları daha iyi anlayabildiğimi hissettim. İdeallerini, aşklarını, pişmanlıklarını... Bu da bende öykünün devamını anlatma isteği uyandırdı. Daha iyi duygudaşlık kurabildiğim için... Kitap Ursula K.Le Guin’in “Gerçek yolculuk geri dönüştür.” sözüyle açılıyor. “Gönül Meselesi” kendini geri dönüşlerde arayan insanların hikayeleri mi? Kendi özünü arayan insanların hikâyeleri denebilir belki... Romandaki karakterler el yordamıyla da olsa aslında kim olduklarını anlamaya çalışıyorlar. Geçmişlerini yeniden okumaya ve anlamlandırmaya çalışıyorlar. Oysa asıl yapmaları gereken bu çabadan vazgeçmek. Kendilerini hayatın akışına cesaretle bırakmak... Tabii bunu söylemek kolay, yapmak zor... Hele onların yaşadıklarını yaşarken...
İnsanoğlu olarak hepimizin zaman içerisinde farklılaşmak gibi bir özelliği olsa da karakterlerin hiçbiri eskisine yakın kişiler olamıyor. Neden?
Hiçbirimiz eskisi gibi olamayız. Bırakalım uzak geçmişi, beş dakika önceki biz değiliz. Bedenimiz bile her 6-7 yılda tüm hücreleriyle yenileniyor. Buna direnmek akışa direnmek anlamına gelir ki hayatta daha yıpratıcı az şey var.
Başörtülü ve başı açık iki kadını benzeştiren unsurlardan biri Oğuz Atay, neden?
Dindar okurlarla ne zaman konuşsam Oğuz Atay’ın onlar için çok önemli olduğunu gördüm. Aynı şeyi hisseden pek çok dindar olmayan okur da var. Belki de bu durumu ciddiye alıp ayrıca araştırmak gerek. Bizi buluşturacak şeylerin şifresi Oğuz Atay romanlarında saklı olabilir.
Romanınızın karakterine genel olarak baktığımızda, diğerlerinin aksine içe doğru yöneliş hali var... Sizde ne değişti de bu romanınıza yansıdı?
Son birkaç yılım bir çeşit tefekkürle geçti diyebilirim. Geç de olsa doğu düşüncesiyle tekrar temas kurma imkânı buldum. Bu sayede yazmaya ilk başladığım zamanlardaki naifliği hissedebildiğimi fark ettim. Sonuçta geldiğim noktada İbn Arabi ya da Leo Tzu arasında çok da fark yok. Aynı kadim gerçeğe farklı açılardan bakmak söz konusu... Bu da yazdıklarıma yansımış olabilir.
10 yılda sizin romanınızda ne değişti?
Eskiden daha sanatçı ruhluydum. Alkış umuyordum. Şimdiyse yararlı olmak için yazmaya çalışıyorum. Yazarlığı ego değil hizmet meselesi olarak görmekten yanayım.

Gönül Meselesi
Tuna Kiremitçi
Kırmızı Kedi Yayınevi
15 TL

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163