VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2017 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Arka arkaya üç nokta dökülüyor yüzümden
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Arka arkaya üç nokta dökülüyor yüzümden

“Sahiden Hikâye”nin aslında tek bir anlatıcısı var. Tüm hikâyeler bu anlatıcıda, onun yaşadığı Arkanya’da bir araya geliyor. Buradan bakınca hepsinin arasında romansı bir bağ kurmak mümkün oluyor. Özellikle son hikâyede çaresiz ve ne yapacağını bilmez haldeki Lamek’in avucuna harfleri bırakan amcası sayesinde...

MAHİR ÜNSAL ERİŞ




Yer Arkanya, hani Jar’dan, Haw’dan bildiğimiz Arkanya. Anlatıcı kahramanımız Lamek… Arkanya’nın başı doğuda olmakla, yıkıcı, öğütücü bir iç savaşla dertte, Lamek’i baş belası ise bütün bunlardan öte, benliğinde, hiç bitmeyecekmiş gibi görünen ergenliğinde… Arkanya zamanı içine çekmiş, Lamek ise bir ömrü yaşamak, yaşayabilmek için kendi zamanının peşinden koşmakta. Amcası solcu olduğu için solculuk yapamayan, babası dindar olduğu için dindar olamayan Lamek ne yapacak? Zehra ona ne zaman yüz verecek? İçi, onunla aynı kıza âşık olan en yakın dostu Gobi’yi nasıl affedecek? Ve en mühimi kasabada kaybolup giden Z harfinin hikayesi nasıl bitecek?! Merak ettiniz mi? Öyleyse Kemal Varol’un hikâyelerini bir araya getirdiği “Sahiden Hikâye”ye başlayabiliriz.

“Sahiden Hikâye”, Arkanya’nın Sesi Gazetesi’nde “Z” harfinin kayboluşuyla başlıyor, Stalin Eyüp ve yardımcısı Tipo çaresiz, o günün haberlerini “Z” olmadan diziyor. Tüm harfler başlarını çevirip sıranın sonuna bakıyorlar. Evden kaçan bir çocuğun durduk yere kıymete binmesi gibi varlığı daha doğrusu yokluğu fark ediliyor. Z’nin boşluğu eksik bir diş gibi onları izliyor. Bu kayboluşta bir husumet bir çapanoğlu mu var yoksa çok daha çocuksu daha masum bir şeyler mi? Sonra bir yanık izine dönüşüyor “Z”. Yanığın verdiği acıdan daha yakıcı bir aşkın adına dönüşüyor, ama yine kayıp yine bulunamıyor. Kötü huyu olduğundan mı, yoksa yine çocukluktan mı? Nitekim çocukluk hikâyeleriyle devam ediyoruz, çocukluktan ergenliğe geçiş, ilk gönül kırıklıkları, kim olduğunu, ne yapacağını bilememeler, öfkeler, beyhude kederlenmeler Lamek’le beraber bizi de peşi sıra sürüklüyor...
“Amcamın gölgesi devrimci, babamın işaret parmağı dindar olmama izin vermiyordu.
Çaresizdim.

Neye inanacağımı o günlerde bilemiyordum.
Sokakta karşıma çıkan bir kedinin g..üne tekmeyi basıp sular seller gibi eve yürüdüm. Gobi’nin anlattıklarından sonra şahmeran görmüşten beter olmuştum o gün. Eskiden amcamla kullandığım ama onun gidişinden sonra tek başıma kaldığım odaya geçip kendimi sedirin üzerine attım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Evimiz neden çatılı değil de toprak damlı, köyden gelen anneannem neden kitaplardaki yaşlı kadınlar gibi değil de üç etekli, ayağımda neden krampon görünümlü lastikler yerine gerçek kramponlar yok, neden amcamla ağabeylerimin eskilerini giyiyorum, neden tam bir devrimci olamıyorum, Allah’la benim aramda neden dar paçalı kumaş pantolonlular var diye sular seller gibi ağladım. Orada, içi koyun yünleriyle doldurulmuş yastıklara başımı gömerek uyuyakaldım bir zaman.”

Ergenliğin, geriye dönüp baktığımızda, tutunduğu en önemli dalın aile hikâyeleri olduğunu biliyor elbette Kemal Varol ve Lamek’in dilinden, düşünden Kelime Nene’nin arabası, Hasan Dayı’nın taşları dökülüyor birer birer. Doğu’nun dibinde unutulmuş bir kasabada olsa dahi, zamanın, kıyıcı dönüşümün ve savaşın insanları nasıl hiç unutmadığını, kimsenin ömrüne kıyak geçmediğini anlatıyorlar bize birer birer. Kelime Nene’nin ejderhaları arabalara dönüşüyor. Hasan Dayı’nın taşları, dayanıksız, ucuz, arsız tuğlalara… Her bir kahramanın hikâyesi bir keder, bir vazgeçiş perdesiyle örtülse de, durdukları yerden başlarını uzatıp bizim ömrümüze de değer hale geliyorlar Varol’un kaleminde. Arkanya’nın yoksulluğu, ötelenmişliği Lamek’in arayışına yol oluyor git gide…

“Sahiden Hikâye”nin aslında tek bir anlatıcısı var. Tüm hikâyeler bu anlatıcıda, onun yaşadığı Arkanya’da bir araya geliyor. Buradan bakınca hepsinin arasında romansı bir bağ kurmak mümkün oluyor. Özellikle son hikâyede çaresiz ve ne yapacağını bilmez haldeki Lamek’in avucuna harfleri bırakan amcası sayesinde bir hikâye anlatıcısının parça parça hikâyesini okuduğumuzu anlıyoruz. Okuduklarımız, tam da bu noktada sahiden bir hikâyeye dönüşüyor, tam da Lamek’in amcasının istediği gibi…
Kemal Varol’un masalsı bir anlatımı olduğunu romanlarından biliyoruz elbette, üstelik bir şair olduğunu da. Şair diline, masalsı romancı anlatım biçimine, bir hikâyecinin teknik bakış açısını katmayı da başarıyor yazar “Sahiden Hikâye”de. Kahramanları, masalsı, şairane ve bir o kadar gerçek ve capcanlı gelip duruyorlar önümüzde.
Ne doğuyu batıya gösteriyor ne batıdan doğuya bakıyor, hikâyelerini edebiyatın tam içinden anlatıyor yine Kemal Varol. “Sahiden Hikâye”yi, bir romancının, bir şairin elinden çıkma hikâyeler olması bir yana, sadece bunun için bile okumaya değer.


Kitaptan...


Bu harfler sana iyi gelecek

“‘Avuçlarını açar mısın?’ diyor amcam.
Ne yapmak istediğini hâlâ anlayamıyorum. Yüzüne vuran sokak lambasının ışıkları dalgalanıp duruyor bir an. Bahçeden dışarıya uzanmış dut ağacımızın dalları ışıkla onun arasına giriyor. İki elimi birleştirip küçük bir avuç yapıyorum. Bir dolu harf boşaltıyor avuçlarıma.
Stalin Eyüp’ün harflerine benzemiyorlar. Sanki bir kitaptan koparılmış gibiler. Ama kağıdın hafifliği yok harflerde. Aksine hepsinin bir ağırlığı var. Avucumdayken ağır, hareket halindeyken hafif bu harfler. Çok geçmeden diğer cebinden de harfler çıkarıyor. Bu sefer büyük harfler doluyor avucuma. Gözlerimin kenarında kuruyup kalmış gözyaşlarımı alıp nokta niyetine harflerin arasına atıyor. Avucumda büyüklü küçüklü yirmi sekizer harf, birkaç nokta; bir soru işareti gibi öylece yüzüne bakıyorum.
‘Bunlar senin,’ diyor.

Ne yapmak istediğini anlamıyorum. Elleriyle alttan avucumu destekleyen Küçük Amca’nın yüzüne bakıyorum merakla.(…)
‘Ne yapacağım bunları?’ diye soruyorum.
‘Bu harfler bizim değil ama yine de derdini alacak,’ diyor.
Daha iyi bakınca bizim harflerimizi de göremiyorum aralarında. Amcamın yüzüne tuhaf tuhaf bakıp nereye varmak istediğini anlamaya çalışıyorum.
‘Bundan sonra sadece bu harfler sana iyi gelecek,’diyor.
‘Bu eksik harfler…’”



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163