VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2012 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Arzu ve tutkuların anahtarı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Arzu ve tutkuların anahtarı

Japon edebiyatının en büyük isimlerinden Cuniçiro Tanizaki’nin “Anahtar” ismini taşıyan romanı, anlaşılması zor duyguların kilidini açıyor.

Ömer Özgüner

Günlük tutma hikayesine, naifliğine de diyebiliriz, bir yerden kapılmışsınızdır kesinlikle. Ya ilkokul ya lise yıllarında ya da o yılları biraz geçe. Günlük edebi bir meselesi yoksa insanın günlük hayatını ileride hatırlamak için ama muhtemelen daha çok onu yazarken bir hesaplaşma şansı verdiği için bu teşebbüs, herkesin başından geçmiştir. Ama her günlük o kadar da masum olmuyor. Japon edebiyatının, Batı’da geç keşfedilen en büyük yazarlarından Cuniçiro Tanizaki’nin “Anahtar”ı bu masumiyette değil elbette. Kırklı yaşlarının ortasındaki İkuko, kendisinden on yaş büyük kocası, onların üniversite çağındaki kızları Toşiko ve kızlarının sevgilisi yakışıklı genç Bay Kimura arasındaki ilişkiler günlükler sayesinde açığa çıkar.
Yani kelimenin tam manasıyla cinselliğin yeniden okunuşu ve tarifiyle açığa çıkar. Hem profesör (ki kendisinden bundan sonra hep böyle bahsetmek zorundayım. Çünkü bütün roman boyunca taraflar ondan, “kocam”, “hasta”, “hocam” ve “baba” diye bahsettiler. Adsız bir kahramanla karşı karşıyayız yani, dikkat!) hem karısı ilişkilerini deşifre eden birer günlük tutmaktadırlar. İkisi de birbirlerinin günlüğünü okudukları konusunda şüphelidirler. “ 1 Ocak... Bu tarihten itibaren, eskiden günlüğüme aktarmakta tereddüt ettiğim bir konuyu çekinmeden yazmaya karar verdim. Kendi cinsel yaşamım, karımla olan ilişkimle ilgili ayrıntılara girmekten kaçınırdım. Elbette, karım bu günlüğü gizlice okuyuverir, öfkelenir, diye korkardım” diye başlar zaten Tanizaki’nin insanın en karanlık dehlizlerine giren “karanlık” romanı..
20 YILLIK BİR EVLİLİK..
Yirmi yılı bitiren karı koca ilişkilerinde kim kime içten aşıktır bilinmez. İkuko, cinsel olarak bir türlü tatmin olmayan, narin yapılı bir kadındır. Cılız ve artık yaşlı olan profesör ise karısının bitmek bilmeyen şehvetini doyurmak için her şeyi yapar. Üstelik öleceğini bile bile. İkuko, daha balayına gittikleri günden itibaren kocasını hem sevip hem nefret etme yeteneğini geliştirir. Geleneksel bir kadın, geleneksel bir Japon kadını olarak hislerini başarılı bir şekilde görünmez kılar. Günlüğündeki şu satırlarla karşılaştığınızda, ne diyeceğinizi şaşırırsınız: “Bugün bile eski değerlerden kopmadığımı gururla söyleyen bir kadınım. İçimin her kalkışında, kocama karşı olsun, içimden öyle şeyler geçirdiğim için kendimi sefil bir kadın gibi görerek suçluluk hissettim. .. Neden derseniz, doğuştan şehvet düşkünü bir bünyeye sahip olduğumdan o şekilde yaşamaktan başka çarem yoktu. O sıralarda, kocama karşı hoşnutsuzluk hissettiğim bir nokta varsa, kocamın benim çılgınca ihtirasımı tatmin edemiyor oluşuydu. Fakat yine de ben, onun güçten yoksunluğunu suçlamak yerine, kendimin aşırı şehvet dolu oluşundan utanmayı seçtim. Onun günden güne güçten düşmesine şaşırıyordum ama bu içimdeki sevgiyi köreltmek bir yana, bir kat daha artırmıştı...”
Eve kızlarının sevgilisi olarak giren Bay Kimura da bu bilinmezlerle örülü dünyaya üçüncü şahıs olarak girer. Aynı zamanda profesörün öğrencisi olan Bay Kimura, sevgilisi Toşiko’nun babasından intikam alırcasına annesini kendisine sunmasına itiraz etmez. Toşiko annesine tutuculuğundan ötürü acır, babasına ise annesini cinsel olarak istismar ettiğine inanarak öfke duyar. Bu karmaşık ipin ucunda aynı zamanda profesörün de olduğunu söylemem sürprizi kaçırmaz ama neyle karşı karşıya olduğunuzu belli eder. Parelel bir kurgu gibi ilerleyen ve okudukça çözümünden zevk aldığınız iki günlük de yazanların aynı olaylara bakışlarında ayrımların fotoğrafını çeker..
CİNSELLİĞİN SINIRLARI...
Hem Batı edebiyatını hem de geleneksel Japon edebiyatını çok iyi bilen Tanizaki, yüzyılın ortasında yazdığı bu romanla tutkulu bir cinselliğin nerelere varacağını büyük bir cesaretle göz önüne seriyor. “Bazıları Isırgan Sever”, “Hafif Kar Yağışı”, “Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi”, “Sazende Şunkin” (şu anda okuduğum ve en az romanı kadar çarpıcı öyküleri) gibi başyapıtlara da imza atan Tanizki, kırk yedi yıl önce öldüğünde seksen yaşına merdiven dayamıştı.
“Anahtar”ın çevirmeni H. Can Erkin meşakkatli bir işin altından başarıyla çıkmış. Bunu önemli bir not olarak düşelim. Güzel Türkçesiyle “Anahtar”daki, anne, kız ve baba arasında, sanki çok sıradanmış gibi ilerleyen hikaye, şehvet, arzu, kıskançlık hatta sapkınlarla ve bazen de bu kadar da değil dedirtecek entrikalarla son bulduğunda, sevilen deyimle sarsılmış bir biçimde son sayfayı kapamış olacaksınız. Bundan eminim.
Hatta birçoğunuz yakınınızdakilerin, sevgili, eş ya da çocuk günlüklerine şöyle bir karıştırmak için yanıp tutuşacaksınız. “Anahtar”daki gibi bir yüzleşmeye hazır değilseniz sakın derim...

Paylaş