VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2015 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > ‘Aşı var lan, aşı var!’
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

‘Aşı var lan, aşı var!’

Koku uzmanı Vedat Ozan, ilk kitabı “Kokular Kitabı”nda “koku”yu mitoloji, kültürel tarih, kimya, psikoloji, edebiyat, gündelik hayat bağlamında irdeliyor. Koku ve algı arasındaki güçlü bağlar, kokuyla olan ilişkimiz, duyularımızın çalışma biçimi, kokuyla olan etkileşimlerimizin “sosyal” sonuçları ve daha birçok konuyu, yavaş yavaş damıtarak aktarıyor.

BURAK ELDEM



Kokuların çağrışım etkisinin ne kadar güçlü olduğunu hepimiz bir şekilde biliriz. Anılarımızın depolandığı yerdeki “veri dökümü” içinde (artık nasıl bir şeyse bu) çoğu kez bir ya da birkaç koku kendine yer bulmayı başarmıştır. Herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde bu kokulara maruz kaldığımızda, kimi zaman ilişkili olduğu anı aniden belleğimiz içinde canlanıverir, kimi zaman da o anının bize yaşattığı duyguyu farkında olmaksızın yeniden deneyimleriz. Görüntü ya da sesten çok daha “hızlı” etkisini hissettiren bir faktördür koku, bellek kayıtlarımız içinde. Güzel kokular, ferahlatıcı kokular, rahatsız edici kokular, ağır kokular...
Sözgelimi, çocukluğumla ilgili anılar arasına karışmış kokuların en etkili (ve belki de en rahatsız edici) olanlarından biri, o zamanlar başka türlü adlandırmayı bilemediğimiz için kendimizce “aşı kokusu” diye adlandırdığımız kokudur. Okul yıllarım boyunca “iğneyle” aram hiç iyi olmadı. İlkokuldayken, teneffüs saatinde koridora çıkıp o kokuyu aldığımız anda, ürkek bir fısıltı dolaşır dururdu aramızda hemen: “Aşı var lan, aşı var!”. Fısıltı dediğime bakmayın, giderek çığlıklaşan, çaresiz bir ünlemeye dönüşürdü o ses. Bir sonraki ders boyunca kafamızın içinde soru işaretleri dolaşır dururdu: “Gerçekten aşı mı olacağız acaba? Belki de yanılmışızdır, o koku başka bir şeydir?” Asla yanılmazdık ne yazık ki. Dersin ortalarına doğru müdür yardımcılarından biri sınıfa girip hepimizin tek sıra halinde koridora çıkmasını istediğinde, bir anda midemde rahatsız edici bir sancı başlar, elim ayağım buz keserdi. Sonra büyüdük, eşek kadar adam olduk, aşı ve iğne korkusu bitti, çıktı hayatımızdan. Ama o kokunun yarattığı gerilimli etki, halen yerli yerinde duruyor. Nerede o kokunun benzerini alır gibi olsam, midem karıncalanıyor hemen, ürperiyorum. Yahu bir sakin olsana, kimse sana aşı falan yapmayacak, hem yapsalar da korkmuyorsun ki artık! Yok, bellek o kokuya duyarlı; söz dinlemiyor.
KOKUNUN İZİNİ SÜRMEK
Bu, olumsuz örneklerden biriydi. Güzel şeyler hissettiren ve her maruz kalışta o duyguyu yeniden yaşatan kokularla ilgili de kendi hayatımdan birçok örnek verebilirim. Ama lafı uzatmanın bir anlamı yok: Mesele, kokuların anılarla ve duygularla (dolayısıyla “ruh hali”yle) olan yakın ve etkili bağlantısı. Bunların farkındayız hepimiz elbette ve koku duyarlılığımız ne kadar farklı olursa olsun, hepimiz bir şekilde benzeri deneyimleri yaşıyoruz. Ne var ki, farkında olmak başka, “bilmek” ve anlamak başka. Duyu sistemimiz nasıl çalışır, algılarımız beynimizdeki önemli merkezlere hangi hızlarla ve nasıl ulaşır, kokular bizi niçin bu kadar güçlü etkiler, diye başlayıp uzun bir liste halinde sürüp gidecek düzinelerce soruya yanıt vermek için, ciddi bir bilgi ve donanım gerek. Konuya ciddi biçimde ilgi duyup, bu bilgiyi edinmeye istekli olanlarımız için bile işler çok kolay değil: Nereye bakacaksınız, neyi okuyacaksınız, neyin izini süreceksiniz?
Neyse ki, gerçekten kokuların dünyasına ilgi duyan ve merakını keyif alarak gidermek isteyenlerin, en azından ilk adımları atmak için çok fazla uğraşmaları gerekmiyor, bu işin “yapılmışı” var çünkü. Açık Radyo’da çok uzun süre “Koku” adlı programı hazırlayan ve Bilgi Üniversitesi’nde “Koku ve Duyuların Kültürel Tarihi” dersini veren Vedat Ozan, uzunca bir süredir üzerinde çalışmakta olduğu “Kokular Kitabı” dizisinin ilk cildini yayımladı. Devamı da zaman içinde gelecek.
“Kokular Kitabı” deyince, gözünüz korkmasın; takip etmesi zor cümleler ve soğuk formüllerle örülü bir kimya kitabından söz etmiyoruz. Elbette, kimya, biyoloji, genetik ve biyokimyanın sınırları içinde özgürce dolaşan kallavi bir kitap bu; ama tadını çıkarabilmek için öyle derin bir bilimsel donanım falan gerektirmiyor. Biraz merak, biraz ilgi yeterli. Daha ilk sayfadan itibaren okuru yakalayan, sayfaları çevirirken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığınız, sizi kokuların dünyasına hızla çekecek, keyifle okunan bir çalışmadan söz ediyoruz. Tabii en azından bu ilk cilt için, “parfümler dünyası”nda yolculuğa çıkartacak bir kitap beklentiniz de olmasın. Vedat Ozan sonraki ciltlerde bunlara da sıra geleceğini belirtiyor ama bu giriş adımında konunun temel kavramları ve doğasıyla tanıştırıyor okuru. Beynimiz ve sinir sistemimiz üzerinde bu derece güçlü ve deyiş yerindeyse “ekspres” etkiye sahip bir uyaranla olan ilişkimizi, her boyutuyla kavrayabilmemiz için yol gösteriyor. Koku ve algı arasındaki güçlü bağlar, kokuyla olan ilişkimiz, duyularımızın çalışma biçimi, kokuyla olan etkileşimlerimizin “sosyal” sonuçları ve daha birçok konuyu, yavaş yavaş damıtarak aktarıyor. İşin güzel yanı, bunu bir radyo sohbeti tadında, okuru teknik ayrıntılarla zorlamadan, oldukça keyifli bir üslup eşliğinde yapıyor. Kokunun izini sürerken, kültür tarihi içinde de küçük gezintilere çıkıyorsunuz.
AFRODİZYAK KOKULAR!
Koku deyince elbette akla ilk gelenlerden biri “afrodizyak”lar; yani cinsel uyarıcılığı olduğu düşünülen kokular. Elektronik posta kutularınıza her gün “Eşinizi çılgına çevirmenizi sağlayacak filan parfüm” benzeri on

larca reklam mesajının düştüğü bir ortamda, afrodizyak etkisine sahip kokulara olan ilgi de şaşırtıcı değil. Her ne kadar bir zamanlar “Kokla Beni Melahat” benzeri filmlerde bir mit unsuru haline getirilen, koklayan kadını mucizevi bir biçimde baştan çıkarma etkisine sahip afrodizyaklar yalnızca düş ürünü olsa da, “Kokular Kitabı”nda bu konuda yapılan araştırmaları ve bunların sonuçlarını da bulacak ve eğlenerek okuyacaksınız.
Kokuların iyi olanlarının yanı sıra, katlanması güç olanlarına ilişkin de çok şey öğreneceksiniz; sözgelimi bedensel kokular ya da “gaz çıkarma” etkinliğinin sonucu olan şu malum koku gibi! Bu arada, İmparator Konstantine’in 4’ncü yüzyılda “gaz çıkarmayı yasakladığını”; 19’ncu yüzyıl ortalarında Moulin Rouge’da gösteri yapan bir Fransızın “gaz çıkararak O Sole Mio’yu çaldığını” ve onun sahneye çıktığı akşamlar mekânda yer bulmanın zorlaştığını öğreneceksiniz...
“Kokular Kitabı”, elinizin altında bulunmasını isteyeceğiniz, yoğun bilgiyi eğlendirici bir üslupla sunan, keyifle okunan bir çalışma.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam