VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
28 Kasım 2013 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Aşk bazen çok Ali
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aşk bazen çok Ali

Öyleyse ben size hep Ali diyeceğim / Aşk bazen çok Ali / Mehmetler ölüyor, Aliler öldürülüyor çünkü / Ayşelerse doğuştan ya dul ya evli / Ayşe bazen çok Ali

Handan Özsoy


Bakmayın kendine Küçük İskender dediğine. Yazdığı, yaptığı, söylediği, yaşadığı her şey aslında çok büyük ve iddialı. Beş yıl tıp oku tak bırak, sonra üç yıl sosyoloji oku yine tak bırak. Çünkü onun bütün derdi sinema, tiyatro ve şiir yapmak. Cesur ve bir o kadar da hayallerinin peşini bırakmayan, kendi deyimiyle sosyalist kökenli bir anarşist.
Şimdiye kadar onlarca şiir, özgün metin, bir günlük, üç roman, iki özel derleme, bir inceleme ve bir antoloji olmak üzere birçok kitap kaleme aldı. Senaristlik, radyo programcılığı yaptı. Aralarında “Ağır Roman” ve “O Şimdi Asker”in de bulunduğu beş filmde rol aldı. Seslendirme yapmışlığı bile var. Çünkü olağanüstü karizmatik bir sese sahip. Ona göre şiir yaşayan bir şey. Bu düşünceyle yola çıktığı ve güzel sesinden sayısız insana ulaşan şiir geceleri ise çok ilgi gördü.
Yine bir şiir kitabıyla karşımızda; adı “Ali”. Sel Yayıncılık etiketiyle çıkan kitaptaki 83 şiirde hayatla yeniden hesaplaşıyor. Arka kapak yazısında da belirtildiği üzere inatlaştığı, direndiği şeyleri bir kez daha gözden geçiriyor; yeniden deniyor ve ulaştığı yalanları, yanlışları şuursuzca paylaşıyor. Çünkü şuurun da sistemin öngördüğü bir disiplin ve baskı olduğunu kanıtlayacak ipuçlarına ulaştı.
Okurken ben hüzünlerden hüzün beğendim. Bazen ölüm korkum depreşti.Yalnızlığın sadece üç beş insana mahsus olmadığını hatırladım. Aşka inancımı sorguladım. Onca sert lafın altında yumuşak bir kalbin barış çağrısını duydum. İrkildiğim zamanlarda bile umut ışığı gördüm. En önemlisi "Ya kasma ömür geçip gidiyor; kendin gibi ol, doğal ol" mesajı aldım.
Boşuna "Şiir bir rahatsızlıktır" dememiş. Çünkü okuduğum ve izlediğim her röportajında yazdıklarıyla kendini iyileştirmeye çalıştığını hissettim. Siz şiirleri okurken ne hissedersiniz bilmem ama eminim önce yaralarınızı deşse de, onları dağlayacak birkaç dize çarpacaktır dimağınıza.
Ve işte "Benim öldüğümü duyanlar sevgilisini arasın, dansa gitsin, parti versin. Ben öldüm diye değil, böyle bir adam yaşadı diye" diyen bu orijinal adamla hayata ve edebiyata dair bir sohbet...



"Öyleyse ben size hep Ali diyeceğim
Aşk bazen çok Ali
Mehmetler ölüyor, Aliler öldürülüyor çünkü
Ayşelerse doğuştan ya dul ya evli
Ayşe bazen çok Ali"
Bu dizelerle başlayan “Ali” adlı şiirin de olduğu kitapta “Ali” önemli bir metafor ve simge gibi duruyor. Sizin için hangi anlamlara geliyor?


Ali, duru, hesapsız, içten bir isim. Bize bunu böyle çağrıştırmasının altında belki de sadeliği kadar, kompleksiz, aydın ve bedeller ödemiş kimi insanlara yakışması da yatıyor. Mazlumluktan çok masumiyet hissi uyandırıyor bende. İncelmiş, damıtılmış, özünü bulabilmiş bir isim ve bu isimle anılmayı seçenler şüphesiz korumasız, korunaksız ama onurlu yaşarlar. Ali, büyük maceranın kilit noktalarından biri. Sözünü esirgemeyen, tepkisini saklamayan, kontrolsüzlüğün başlangıcı. Sabahattin Ali ve altında cansız yattığı ağaç geliyor hatırıma. Bugün bırakın Ali’den, o ağaçtan bile nefret edenlerle beraber yaşıyoruz. Ne kadar çok Ali’miz olursa, Ali’lerimizin kıymetini ne kadar çok bilirsek neden özgürlüğe ihtiyacımız olduğumuz daha da anlaşılır.



"Bence bütün şairler tıp fakültesine gitmeli" diye bir cümleniz var. İnsanı ve hastalıkları yakından tanımak sizin şiirinizde de önemli bir açılım sağlamış. Sizce şiir ya da diğer sanat dalları hastalıklarımızdan, sıkıntılarımızdan mı besleniyor?

Şiir, her zaman bir duyarlık ölçütü gibi algılanır toplumda; zarafet delilidir adeta. Oysa hayatın bozmadığı denge mi kalmış? Şairler ve diğer sanatçılar dünya denen büyük hastalık içerisinde kendi tedavi yöntemlerini önerebilirler takipçilerine. Yoksa, mükemmele yakın bir taklit yeteneği gerektiriyor sanat. Doğayı taklit. Eh, doğanın da acımadan yoksun olduğunu bilmeyen yoktur sanırım.

SAMİMİ OLMAYA ÇALIŞIYORUM

Aslında dünyanın şu anki paranoyak hali, savaşlar, darbeler, ölümler, kaos, karmaşa, umut-umutsuzluk hali şiirlerinizdeki dünyaya benziyor. Bu şizofrenik durumla nasıl başa çıkabiliyorsunuz? Yazmak tedavi ediyor mu?

Huzur için temas etmemek şart. Mümkün olduğunca az temas edeceksiniz. İnsanlarınızı, mutluluklarınızı, yapıcı hüzünlerinizi seçip kapanacaksınız. Ötesi israf ve tehlikedir. Rahatsızlıkların bana göre en temel nedeni, arayışlar yüzünden farklı insanlarla farklı yerlerde hep aynı şeyin tekrarı ve başarısızlığın aşılması gereken hedef seçilmesi. Hastalık gayet normal bir ruh ve beden hali - tedaviye ihtiyaç görmüyorum ben.

Ayrıksı, sert, irkiltici, rahatsız edici ve kışkırtıcı... Bu tür sert metinleri yazdıran ne?

Özel bir durumdan kaynaklanmıyor; samimi olmaya çalışıyorum. Sahte modernizm ya da evrim geçirmiş canlı asaleti taşıyacak değiliz. Neysek oyuz. Kısaca ormanı terk edip binalar kurduk, yazıyı-bilimi-sanatı-siyaseti bulduk diye hem en üstün, hem en kibar, hem en zeki, hem en anlayışlı, hem en demokrat ve en çağdaş olma hakkını mı kazandık? O özellik, menşeini kaybetmiş mahlukatın tasviridir: Kendini olduğundan başka tanımlayarak otorite zemini ve hükmetme alanı açma. Bizim gibiler o rol modellere pek ilgi duymaz. Hatta tiksinir.



“Sözünü Sakınmadan” etkinliğine konuk olduğunuzda ettiğiniz "Hayatın içindeki cilveleri küçük ayrıntılarda fark ettim" cümlesi bende çok sıcak ve pozitif çağrışımlar yaptı. Sizi en çok hayatın hangi küçük cilvesi ya da cilveleri etkiledi?

Kıpırtı severim ben. Tik değil ama, reflekse bağlı küçük, istemsiz hareket. Hayatın içinde bunu yakalayabilenler inanın denklemleri çözer. Nasıl birdenbire elinizden kayıp düşüp kırılırsa bir şey, tersi de olur onun, avucunuzu açtığınızda bir şey bir yerlerden gelip konar. Sizle olur, sizin olur. Beklemeyi bilmek yeterli.

Bu kadar acı çeken, çektiren şiirler, romanlar her ne kadar sizi delilik eşiğine sürüklese de, aslında hepsi sizin için bir oyundan ibaret. Tıpkı sizin de favori bilgisayar oyunlarınızdan “World of Warcraft”ta olduğu gibi level atlamaktan keyif alıyorsunuz. "Level atladıkça oyun zorlaşacak, tanım, anlam, hayat ve şiir de zorlaşacak" cümleniz aslında edebiyatta level'ı olmayan bir yolculuğu mu anlatıyor?

Süslenmek, gizlenmek değil mi? Size ait olmayan bir sürü sırrı saklayarak yaşamıyor musunuz? Bence bu daha yorucu. Akıl sağlığını sahtekarlık bozar çünkü. İyi sanatçının bedeni yorulsa da belleği ruhunu dinç tutacaktır. Meteoroloji uzmanı yaklaşan ağır bir fırtınayı tespit ettiğinde ne kadar fenalık geçirirse sanatçıların da durumu odur: Olabilecekleri söyleyip ruhu güvenli bir yere götürmek.

Dayatmalara, kurallara karşı biri olarak edebiyatta da ezber bozmak, öğretilmiş edebiyata, kurgulara ve şablonlara da karşı duruyor; kendi özgün dilinizi, tarzınızı yaratıyorsunuz. Risk almaktan korkmuyor musunuz? En büyük risk ve tehlike nedir sizin için? “Yazdığım bir şeyin rüya gibi akmasını istiyorum” derken okura nasıl bir anlatım biçimi sunuyorsunuz?

“Ali”de de dile getirdim bunu: Umudun peşine takılmak değil, gerçeğin hakkını almak için uğraşmak. Bunu bütün beden gücünüzle, moral gücünüzle, mizah gücünüzle, aklınızla yapmak için didinmek. Seçim sizin. Yaşamak için gerekli olan su yer üstünde bulunabilir, uzağa gidecekseniz gerekli petrolü çıkartmak için epey bir derine gitmeniz lazım.

AŞKLA SEKSİ KARIŞTIRMAYALIM

Gezi olayları sırasında Y kuşağı da denilen 90 kuşağının gerçek yüzüyle tanıştık. Apolitik olduğu düşünülen bu kuşak tüm dünyaya sesini duyuran bir eyleme imza attı. Kendinden farklı olanı ötekileştirmeyen, saygı ve sevgi isteyen, beni kaale al diyen gençliğin bu eylemi size neler hissettirdi?

Ait olduğum ruhun beden bulduğunu gördüm. 25 yılı aşkın süredir gençlerle birlikteyim; onlarda zaman zaman gözlemlediğim tedirginliğin aslında bir türlü ayağa kalkamama,
harekete geçememe sıkıntısı olduğu belliydi. Sadece bir kıvılcımmış belki de mesele. Asıl güzel olan, bunca zamandır sessiz oturan halkın bu kuşağın yanında yer alması. Kim bilir,
cumhuriyet yıllarının kendine en güvenen, sorumluluk sahibi insanları bu nedenle bu kuşaktan çıkacaktır.

Taksim’de düzenlenen LGBT Onur Yürüyüşü’ne on binlerce kişi katıldı. Yıllardır cinsel kimliğini açık bir şekilde yaşayan biri olarak sizce hangi noktaya gelindi? Gençler cinsel kimlikleri konusunda kendilerini daha özgür hissedebiliyor mu?

Farklı cinsel yönelimlerin toplumca kolay yutulur lokma olmayacağı kesin; kendimizi kandırmayalım. Elbette, yürüyüşler, arkadaşlarımızın örgütlenmeleri, yayınların artışı, paneller vs. gibi görece kimi gelişmeler var; ama ‘kabullenilmek’ değil ki dert, ‘olağanlaşmak’. İşte o zaman, özgürlük gelir, bağımsızlığın koluna giriverir.

"Aşk insanoğlunun en büyük hastalıklarından biri, aşk tabiata aykırı. Aşk yoktur, düzgün ilişki vardır." Bu laflar çok iddialı değil mi? Aşksız şair olur mu?

Siz aşkı galiba hâlâ bir ihtiyaç sanıyorsunuz. Seks yapabilmek için birine ihtiyaç vardır, aşk için değil. Seks üremeye, aşk ise türemeye yarar. Karıştırmamak lazım.



Senaryo yazıyor musunuz? Yönetmenlik hayallerinizin gerçekleşmesi yakın mı?

Şiir tamamdır, şimdi de sinemaya bir el atayım gibi bir tavır beklenmemeli benden; setlerde bulunabilmek için beş filmde görev aldım. Oradaki işleyişi yerinde gözlemlemek içindi bu; ama sinemanın sanatsal yanını teknik bir yapı tamamlıyor. Işığı, kamerayı, kurguyu bilmeden yönetmen olmak mümkün mü? Türkiye’de belki mümkün. Kısa filmler ve internet dizileri düşünüyorum sürekli. Günlük hayatımda sinefil gibi davrandığım da doğru. İyi bir arşiv oluşturmaya çalışırken sürekli de izliyorum. Günde bazen 3-5 film. Uzay gemisi görmek için çatılarda sabahlayan bir çocuk gibi görüntünün içine bakıyorum. Belki bir gün görürüm.

“Yalan Dünya” ve “Behzat Ç.” dizilerini beğendiğinizi duymuştum. Dizilerle aranız nasıl?

Dizi izleyicisi olduğum kesinlikle tevatür; ancak “Kayıp Şehir”i baştan sona izledim. Çünkü mükemmel bir işti. Türkiye’deki şair portrelerine ters gelse de sıkı bir futbol seyircisi olduğum söylenebilir. Hayatta olduğum sürece sıradan biri olarak keyif aldığım her şeyi yapma hakkım var. Yoksa bu da mı polise mukavemet?

Yıllardır İstanbul’da yaptığınız düzenli şiir akşamlarında Gripin, Manga, Model, Hayko Cepkin, Mehmet Erdem, Yeni Türkü, Teoman, Ogün Sanlısoy gibi müzisyen ve gruplarla birlikte performanslara imza attınız. Devam edecek mi bu geceler?

Amaç, her sanat dalının kardeşliğini, beraberliğini gösterebilmek. Yorulmuş, bunalmış insanları ayrı ayrı sevdikleriyle aynı sahnede buluşturmak ve “bunlar neden bir araya gelemiyor” diye yakındığı soruları buharlaştırmak. Koşullarımızı kendimiz sağlayabildiğimiz sürece devam etmeyi istiyorum. Çünkü her şeyden önce benim de düşlerim gerçekleşiyor .

Sizin ve şiirlerinizin bana çağrıştırdığı bazı kelimelerin, size ne çağrıştırdığını merak ediyorum. Bazen tek bir kelimenin onlarca sayfadan daha çok şey ifade ettiği düşüncesinden hareketle ben sorayım siz cevaplayın.

Renkli edebiyat - Sahan Altlığı
İyi şiir - Başucu lambası
Orman - Geldiğim rahim
Hayvan - Familyam
Ruh - Gaz sancısı
Ruh hastası - Kılavuz
Şans - Ortadoğu
Evrim - Külfet
Ölüm - Meşgale
En korkulan hastalık - Ankara megalomanisi
Yalnızlık - Amsterdam
Günah - Toplumsal tasarruf için fazla ampulleri söndürmek gerekir
Tanrı - Zeus bile bir mitolojiyi altüst etmiş
Politika - Karanlıkta elini uzatma / ne tuttuğunu anlamazsın.
Eylem - Her yer sonsuza kadar Taksim ve direniş

 Ali Ali

Küçük İskender (Derman İskender Över)

Detay için tıklayın

Paylaş

Yeni sayı yeni heyecanBu ay kapağımıza Türk edebiyatının yaşayan en büyük yazarlarından Selim İleri'yi aldık. Selim İleri, edebiyatta 51 yılı geride bıraktı ve bu yıl karşımıza iki yeni romanla çıktı.

Devam