VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2012 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Aşk her daim bir muamma
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aşk her daim bir muamma

Buket Aşçı

Çözülemeyen ve/veya çözülmek istenmeyen... İnsanın kendinden sakladığı, belki ölüm korkusuyla çarpıştığı o karanlık yanını kaşıyan bir muamma... Bilmiyorum. Bildiğim, en aklı kontrollü olanların bile ona tutulduğunda aklının başından gittiği... İnsanlığın tarih boyu geliştirdiği aydınlanma ile daha da öne çıkardığı, kutsadığı, postmodernizmin tokatladığı ama yine de her daim ona başvurulduğu, dünya hareketlerinin mihengi olarak görülen o yüce "aklımızın" bir anda devreden çıktığı halimiz... Belki de bu kurallara göre şekillenen hayatımızdaki bir "köprüden önce son çıkış" hissi! Geçip gittiğinde ilk iş olarak kendimizi kasırga geçmiş bir kasaba gibi hissetmemiz. Kendimize gelmemizin, ekonomimizi düzeltmenin, yaralarımızı sarmanın zaman istediği...
Aşk tuhaf bir şey! Burası kesin. Bazılarının iddia ettiğigibi belki çikolata yiyerek ya da uzun kaslarımızı çalıştırarak etkisini azaltabiliriz ama gerçek şu ki yine de tüm referanslarımızı altüst etmek için tek dokunuşu yeter.
Bizi bizden alan, dünyadaki 7 milyar insanın sokaklarda dolanıp durmasının sebebi olan aşk arayışı... Ya da aşık olduğumuz kişiyle mutlu olabilmek için peşine düşülen bir küçük çare... Nedense bir türlü mümkün olmuyor. Mesela bizi isteyeni istemeyip, istemeyenin peşinde koşmamız... Ya da ellerimizle, güzel giden ilişkimizi, içten içe sabote etmemiz.
Neden?
İnsanın kontrol edilemeyen bir tutkusu aşksa, diğerinin de özgürlük olmasından olabilir mi bu? Aşık olduğumuzda saatlerce telefon başında bekleyen halimizi sevmememizden kaynaklanıyor olabilir mi? Ya da hiçbir canlıyı bir şeye zorlama hakkımız olmadığını içten içe biliyor olmamıza rağmen, kıskançlık hissiyle, baskı yapan bir kişiye dönüşüyor olmamızı hazmedemeyişimiz?
Oysa aşk bir zamanlar devrimciydi. Leyla ve Mecnun, Ferhat ile Şirin, Romeo ve Juliyet gibi... Onlar toplumun, ailelerin belirlediği kişilerle olmak yerine, kendi iradeleriyle bir ilişki yaşamak istemiş, aşık olmuşlardı. Bu bir özgürleşme hareketiydi. Ama sonrasında... Hem de sonrasında yani aşk ilişkiye dönüşürken kendimizi ve onu köleleştirmek için çırpınmamıza rağmen... Hatta Baudleire’e göre aşkın en iyi tarifi "cerrah ile hastası, cellat ile kölesi" arasındaki ilişkidir. Mutlak bir teslimiyet!
Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Aşk Paradoksu” isimli kitap özetle bize aşkın bu çelişkili evrimini anlatıyor. Diyor ki; "şunun şurasında daha 18. yüzyıldan beri özgür irademizle ilişki yaşıyoruz." Yani "karşınızdakini ve kendinizi köleleştirmeden bir aşk yaşamanız için henüz çok erken, daha evrimleşmemiz gerek." Yoksa nasıl açıklarız, tarih boyu ataerkil sistemle, maço erkekle mücadele eden kadınların özel hayatında "sahiplenen" erkek arzusunu. Ya da kadın hakları mücadelesine destek veren erkeklerin bir adım geride duran kadınlarla birlikteliği tercih etmesini...
Kıssadan hisse; söz konusu aşk olunca, komiklik ve/ veya ikiyüzlülük derecesindeki çelişkilerimiz ortaya çıkıyor. Ama yine de Pascal Bruckner''''ın dediği gibi, değişen, bir türlü kendini ifade edemeyen, adı konamayan, konmaktan kaçınılan ilişkiler belki de üçüncü bin yılın müjdesi, köleleştirmeden sevmenin yöntemlerini arayan halimizdir...

Paylaş