VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2012 Cuma | Anasayfa > Haberler > Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk

Gözyaşları içinde pek de ideal olmayan o roman kahramanına veda edişimi bugüne kadar hiç unutmadım. Ve elbette ilk roman kahramanı aşkım Sydney Carton’u da...

Mine Akverdi

Daha ortaokul yıllarındayken Dickens ile tanışmama vesile olmuştu “İki Şehrin Hikâyesi”. Edebiyat tarihinin en unutulmaz girişlerinden biriyle açılıyordu roman ve daha o ilk satırlarla okuyucuyu içine çekiveriyordu: “En iyi zamanlardı; en kötü zamanlardı. Bilgelik çağıydı; ahmaklık çağıydı. İnanç devriydi; şüphecilik devriydi. Aydınlığın mevsimiydi; karanlığın mevsimiydi. Umut baharıydı; umutsuzluk kışıydı. Önümüzde her şeyimiz vardı; önümüzde hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk; hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk. Sözün kısası, o zamanlar da tam bu zamanlar gibiydi; zamanın en yaygaracı otoriteleri, iyi veya kötü, her şeyde sadece ‘en’ ile başlayan karşılaştırmalarda ısrarcıydılar.”

Henüz 12 yaşlarında yaz tatilinin boş geçen rehavetli günlerinde kapağını açtığım “İki Şehrin Hikâyesi”ni bir an bile elimden düşürmeden bir solukta okumuştum, taa ki romanın bitişine son birkaç sayfa kalana kadar... Sonra birden durdum. O son birkaç sayfayı okuyamadım, okumak istemedim. Çünkü sonunda ne olacağını anlamıştım; romanın baş kahramanlarından Sydney Carton’un ne yapacağını. Eğer okumazsam o son hiç yaşanmayacak; Sydney ölmeyecekti. Aaah Sydney... Henüz ergenlik çağında bir kız çocuğu olarak birkaç gün kitaba dokunmadan bekledikten sonra, dayanamayıp tekrar sayfaları çevirmeye başladığımı ve gözyaşları içinde pek de ideal olmayan o roman kahramanına veda edişimi bugüne kadar hiç unutmadım. Ve elbette ilk roman kahramanı aşkım Sydney Carton’u da...

İngiliz yazar Charles Dickens’in 1859 yılında gazetelerde tefrika edilmek üzere yazdığı, Fransız Devrimi sırasında Paris ve Londra’da geçen çarpıcı olaylar içinde bir de aşk hikayesini anlatan “İki Şehrin Hikâyesi”nin en sıradışı ve en trajik karakteridir Sydney Carton. İlk bakışta kesinlikle ideal bir kahraman değildir. Sevilecek çok bir yanı yoktur çünkü. Sydney genç, zeki ve yetenekli bir avukattır ama bu ışıltısına rağmen kendinden umudu kesmiş bir adamdır. Alkoliktir, serseridir, aldırmazdır. Ne kendine ne de bir başkasına değer verir; ne kendinden ne dünyadan bir şey bekler. Bir nevî tutunamayandır, bir vazgeçmiş... Daha romanın başlarında bunu kendi de itiraf eder: “Ben hayalkırıklığı yaratan bir köleyim bayım. Bu dünyada hiç kimseyi umursamam, hiç kimse de beni.”

Sydney Carton’a göre hayatının bir amacı, varlığının bir anlamı yoktur. Taa ki, Lucie Manette’le tanışana kadar... Artık hayatın bir anlamı ve amacı vardır. Çünkü Sydney, Lucie’ye aşık olmuştur. Ancak iyi eğitimli, iyilik meleği, iyi aile kızı, kibar Lucie Manette, Sydney’in serseri ve darmadağınık ruhunu anlamayacak, onu aşık bir gözle göremeyecek kadar düzgün biridir. Nitekim o da gönlünü, Sydney Carton’a fiziksel açıdan hayli benzese de karater olarak onun tam tersi olan müvekkiline, kibar bir beyefendi, bir asilzade ve düzgün bir adam olan Charles Darney’e kaptırmıştır.

Sydney’in, Charles Darney ile rekabet edemeyeceğini, Lucie’nin kalbine giremeyeceğini anlaması uzun sürmez. Bu aşk tek taraflı olmaya mahkumdur. Ama duyduğu aşk Sydney’in bambaşka bir yönde değişmesine sebep olur. Lucie’yi elde edemeyeceğini bilse de ona olan aşkı daha iyi bir adam olmayı istemesine sebep olur. Ve Fransız İhtilali’nin tüm kan ve dehşeti içerisinde Charles Darney soylu bir aileden geldiği için diğer soylularla birlikte giyotine gönderilirken yapacağını yapar Sydney Carton. Hücresinde boynunun vurulmasını bekleyen Charles Darney’i ziyarete gittiğinde onu bayıltır ve yerine geçer. Zıt karakterli iki adamın fiziksel benzerliği bunu mümkün kılmıştır. Sydney Carton bu büyük fedakarlığı gözünü bile kırpmadan yapar. Çünkü içindeki aşk çok büyüktür ve hayatına anlam veren bu tek şey için, yani Lucie için, onun mutluluğu için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdır. Nitekim romanın son sayfasında giyotine doğru dimdik yürürken gururludur Sydney. Kendinden vazgeçererek Lucie’yi sevdiği adam Charles’a, mutlu bir hayata, güzel bir geleceğe kavuşturmuştur. Bu dünyada hiçbir şey olamamış ve olacağına dair bir umut da taşımamış bu adamın ölüme aklından geçen muhteşem sözler ölümünden sonrası için büyük umutları olduğunu gözler önüne serer. Kayda değer bir hayat yaşamamış bir adam kayda değer bir ölümle bize veda etmektedir:

“...kendimi yerlerine feda ettiğim yaşamları görüyorum; bir daha göremeyeceğim İngiltere’de huzur içinde, müreffeh, mutlu bir yaşam sürecekler. Lucie’yi görüyorum kucağında benim adımı taşıyan çocuğu ile. Babasını görüyorum; yaşlanmış, beli bükülmüş. Fakat sağlıklı, rahat. Hastalarını iyileştiren, onlara huzur veren bir doktor... Onların ve onların soyadlarından gelecek nesillerin kalplerinde kutsal bir yerim olacağını görüyorum. Onu yaşlı, bugünün yıl dönümlerinde benim için ağlayan bir kadın olarak görüyorum. Onu ve kocasını, ömürlerini tamalamış, son yatakları olan toprağın koynunda yan yana yattıklarını görüyorum. İkisinin de ruhları en az birbirlerini sevdikleri kadar bana sevgi duyuyor... Onun kucağında yatan ve benim adımı taşıyan çocuğu görüyorum. Bir zamanlar benim yürüdüğüm yollardan yürüyor. Mesleğini hakkıyla, başarıyla yaptığını görüyorum. Lekelediğim, çamura batırdığım adım, onun başarılarıyla parlıyor. Onun en adil yargıçların ve şerefli insanların en önünde yer aldığını görüyorum. Günün birinde, yanında yine benim adımı taşıyan, fakat Lucie’ye benzeyen altın saçlı, mavi gözlü, bugünün çirkinliğinden hiçbir iz taşımayan bir çocukla buraya, bu meydana geleceğini biliyorum... Ve o meşhur yargıç, titreyen bir sesle, adımı taşıyan küçüğe benim hikâyemi anlatacak... Bu, bugüne kadar yaptığım en iyi, en iyi şey! Ve ruhumun şimdiye kadar tanımadığı ve erişmediği bir huzura kavuşacağını biliyorum.”

Ve işte bu son sözlerle romanın en kahramanlık beklenmeden adamı Sydney Carton, “aşk için ölmeli aşk o zaman aşk” sözünü ve asıl kahramanlığın sadece yürekte yattığını kanıtlarcasına, benim ve “İki Şehrin Hikâyesi”ni okuyan herkesin içini burkarak devleşiyor. İşte bu yüzden Sydney, 25 yıl önce ona gözyaşları içinde veda ettiğim o günden beri en unutulmaz roman kahramanım olarak kalbimde yaşıyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163