VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
23 Haziran 2010 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Aşk olsaydı, daha mı kolay olurdu?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aşk olsaydı, daha mı kolay olurdu?

Annemarie Schwarzenbach, 34 yıllık kısa ömrüne bir dünya vatandaşı ve bir çağ tanığı olmanın gereğini sığdırmış; dönemin ahlaki, sosyal ve de siyasal anlamda alışılmadık bir hayat sürdürmüştü.

Ahmet Tulgar

Annemarie Schwarzenbach, aslında 20"inci yüzyılın ilk yarısı Avrupası"nın kayıp entelektüel çocuklarından biri. Her ne kadar 1987 yılında ülkesi İsviçre"de yazar Roger Perret tarafından yeniden keşfedildiğinden beri edebiyat ve gazetecilik alanında verdiği eserler her geen gün daha fazla seviliyorsa da hâlâ dünya çapında bir tanınırlık elde etmiş değil. Oysa Annemarie Schwarzenbach 34 yıllık kısa ömrüne (1908-1942) bir dünya vatandaşı ve bir çağ tanığı olmanın birok gereğini sığdırmış, yazı masası ile uzun yollar arasında geçen, döneminin ahlaki, sosyal ve de siyasal normlarına göre bir kadın için alışılmadık ve cesaret isteyen bir hayat sürdürmüş, kişisel problemlerini yakın evresi ve dünya ölçeğinde gösterdiği kişisel fedakarlıklarıyla aşmaya alışmıştı.

UMARSIZ BİR AŞK HİKÂYESİ
Belki aynı yıllarda, iki dünya savaşı arası ve savaş yıllarında, aynı yerde, Avrupa"da, Orta Avrupa"da isyanlarının bedelini ağır ödeyen, huzuru bulamayan, şifayı edebiyat ve sanatta arayan ve sonunda erkek egemen siyasi ve kültürel ikitidarların da etkisiyle unutulan daha çok kadın olmuştur, olmuş ki bir gün bir kitapta, bir başkasının biyografisinde, otobiyografisinde aniden rastlayıveriyoruz onlara ve yapılan adaletsizlik içimizi acıtıyor. Annemarie de böyle biri olmalıydı. Böyle biri işte.

Benim Annemarie Schwarzenbach ile ilgilenmemin, eserlerini daha yakından tanımayı istememin nedenleri birden fazla.

Bir kere adına kayıtsız kalamayacağım bir bağlamda, Mann ailesi bağlamında rastladım, 1930 - 1942 yılları arasında Thomas Mann"ın ilk iki çocuğu Erika ve Klaus Mann"a yazdığı mektupları okuyarak tanıdım onu. 2001 yılında Uta Fleischmann tarafından yayımlanan "Wir werden es schon zuwege bringen, das Leben- Bir yolunu bulacağız, hayatın" adlı mektup derlemesini okurken hem Erika ve Klaus"a ilişkin yeni bilgiler edinmiş hem de Annemarie Schwarzenbach"ı acil kodu ile okuma listeme almaya karar vermiştim. Çünkü Mann ailesi ile ilişkisinden bağımsız olarak da Schwarzenbach benim yakından tanımak isteyeceğim bir portre oluşturuyordu. Onun kısa hayatının hikâyesinden bir özet bu isteğimin gerekelerini kısmen de olsa ortaya koyacaktır.

Annemarie, Zürihli bir sanayici ailesinin kızıydı. İsvire taşrasındaki malikanelerinde konfor içinde büyüdü. İlk gazetecilik ve edebiyat ürünlerini daha üniversite yıllarında verdi. Okulu bitirdikten hemen sonra yazdığı "Freunde um Bernhard - Bernhard"ın Etrafındaki Arkadaşlar" adlı romanı ile yazarlığı tescil oldu. 1931 yılında çoka vakit geirdiği Berlin"de Klaus ve Erika Mann ile yakın arkadaş oldu. Bu dönemde morfini ilk kez denedi. Annemarie"nin antifaşist tavrı annesi ile arasında gerginliklere ve sert kavgalara neden oluyordu. Schwarzenbach ailesinin bazı üyeleri 1933"ten sonra İsvire"nin Nazi Almanyası ile işbirliğini savunan "İsviçre Cephesi"nin sempatizanı olurken, Annemarie"nin arkadaş evresinde Almanya"dan gelen çok sayıda Yahudi ve siyasi mülteci bulunuyordu.

Annemarie"nin kendisi de 1933"ten sonra kısmen bir mülteci hayatı sürdürmeye başladı ve arka arkaya birok ülkeye yolculuklar yaptı. Bu seyahatlerden bazılarında ona Klaus Mann eşlik ediyordu. İspanya ile başlayan ve fotomuhabirlik ve gezgin yazarlık yaparak kıymet kazandırdığı bu yolculuklar ve yollar onu giderek daha uzaklara çağırdı. İçinde, ilişkilerinde ve Avrupa"da bulamadığı huzuru ya da mutluluğu arar gibi İstanbul, Trabzon, Tahran üzerinden Afganistan"a kadar gitti. Kadın oluşunun onu bu serüvenlerden uzak tutmasına izin vermiyor, kendi kullandığı otomobillerle geldiği ülkelerin tekinsiz bölgelerinde konaklamaktan imtina etmiyordu. Yolculuk dönüşlerinde siyasi faaliyetleri, uyuşturucu tedavileri ve kitap alışmaları iç içe geçiyordu. Gazetecilik ile edebiyatılık arasında gidip gelir, birinden birini tercih edemezken gündelik hayatını tanzim etmekte zorlanıyor, depresyona giriyor ve kendisini suluyordu. Edebiyat adına.

Bu çelişkiler ile, siyaset ve edebiyatın yoğun emek ve zaman isteyen uğraşları ile belki başedebilirdi. Uyuşturucudan belki kurtulabilirdi. Savaşın korku ve kaygılarını yenebilirdi. Ama aşk işte. Aşk olsaydı.

Annemarie bir lezbiyendi. Ve Erika Mann"a umarsız biimde âşık olmuştu. Erika ise ona bir küçük kız gibi davranıyor, Annemarie de zaman zaman aşktan inleyen mektuplarını "senin çocuğun" diye, cinsiyetsizleştirilmiş olarak imzalıyordu. Erika oradayken, yanındayken ya da uzaktayken, arada bir kalbini elen kadınlarla ilişkileri her defasında hüsranla sonuçlanıyor, ailesini ve akrabalarını yatıştırmak için evlendiği eşcinsel Fransız diplomat Claude Clarac ile evliliklerinin paravanının ardında Erika"ya ilan-ı aşk etmeyi sürdürüyordu. Erika onun aşkına karşılık vermezken, o da 1939"da gittiği ABD"de kendisine abayı yakan bir başka kadın yazar, Carson McCullers"ı çok üzecekti.

KEMAL PAŞA"NIN YASAKLARI
Annemarie 7 Eylül 1942"de bisikleti ile bir kaza yaptı. Kafasından ağır yaralandı. Ve 15 Kasım"da yanlış tanı ve tedavi sonucu öldü.

Kim ne derse desin, ben iyi edebiyatın ardında çoğunca huzursuzluk ararım. Huzursuzluk etkenleri. Büyük etkenler. Ya da şöyle diyeyim: Büyük huzursuzluk etkenleri iyi edebiyat bulma ihtimalinin yüksekliğine işaret eder bana göre. Herhalde Annemarie Schwarzenbach"ın hayatında bunlardan çoka olduğu anlaşılmıştır.

Annemarie"nin "Freunde um Bernhard - Bernhard"ın Etrafındaki Arkadaşlar" romanı, "Lyrische Novella - Lirik Novella" adlı kitabı ve başta İran izlenimlerinden oluşan "Das glückliche Tal - Mutlu Vadi" olmak üzere çok sayıdaki gezgin-gazeteci kitapları Türkçe okur tarafından keşfedilmeyi bekliyor.

Yazıyı Türkçe okuru cezbedecek bir alıntı ile bitireyim, Annemarie"nin Klaus"a 1934 Ocak tarihli bir mektubundan: "(...) Yarın hayat tekrar başka olacak ve şöyle ki iki genç adamla - bunlardan biri bir Schlumberger ve tam da bir adamdan beklediğimiz gibi genç, alışkan ve bilgili - işte onunla ve von Walther adında bir Almanla Şam"a gidiyorum. Orada dervişler her sene sabahtan akşama kadar şair şeyhleri Celaleddin"in şarkıları eşliğinde dönüyorlar. Celaleddin"in son halefi Konya"da şeyhti ve Kemal Paşa kozmik dönüşü yasakladıktan sonra, önce Stambul"da Batılı kıyafetler içinde bir göründü, sonra kaldığı otelin penceresinden kendisini aşağı attı. Bu korkunç hikâyeyi anlattığım için beni affet - ama işte böyle olmuş, ve bizim yarın izleyeceğimiz de ölmekte olan bir gelenek." (Mektubu Türkçe"ye çevirirken Almanca metindeki isimleri kullandım.)

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam