VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
26 Kasım 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Aşk, savaş ve aile sırları ortaya çıktıkça değişen gerçekler
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aşk, savaş ve aile sırları ortaya çıktıkça değişen gerçekler

İtalyan yazarın ödüllü roman ""Sen Dünyaya Gelmeden"" Türkçede

Yonca Boztunalı

“Umut evlatlara ait. Biz yetişkinler umut ettik ve neredeyse her zaman kaybettik.”
Gemma kocası Giuliano ve oğlu Pietro ile yaşayan ellili yaşlarında bir kadındır. Bir gün Saraybosna’daki arkadaşı Goyko’dan bir telefon alır.

Arkadaşı onu bir sergiye davet etmektedir. Bu sergi önemlidir, çünkü orada Diego’nun çektiği son fotoğraflar da sergilenmektedir.
Diego, oğlu Pietro’nun babasıdır.
Gemma ile Diego 1984 Kış Olimpiyatları’nın yapıldığı Saraybosna’da ortak arkadaşları Goyko’nun aracılığıyla tanışırlar. İlk görüşte birbirlerine âşık olan iki gencin tanışmasıyla hikâye başlar. Bu aslında imkânsız bir aşktır, çünkü Gemma nişanlıdır ve Roma’da evlenecektir. Gemma Roma’da evlendikten kısa bir süre sonra yüreğinin sesini dinlemediğine pişman olur. Ancak beklemediği bir anda Saraybosna’dan gelen davete itiraz edemez. Orada Diego ile yeniden karşılaşır, artık emindir. Roma’ya döner dönmez yanına aldığı birkaç parça eşyayla, Cenova’ya Diego’nun yanına taşınır. İkili bir süre sonra Roma’ya taşınırlar. Aşkları ilk günkü gibi sürerken, peş peşe sonuçlanamayan gebelikler Gemma’nın içindeki amansız anne olma arzusunu tetikler.

Kısır olduğu ve asla çocuk sahibi olamayacağı gerçeği genç kadını daha da yıpratır. Sonunda evlat edinme fikrine razı olur... Ancak Diego’nun geçmişindeki bazı tatsız olaylar hukuki yolda önlerine çıkan engellerden sadece birkaçıdır.

Derken yasal olmayan yollarla taşıyıcı anne bulmak üzere Rusya’ya giderler. Ancak bu girişimleri de sonuçsuz kalır ve oradan Roma’ya dönerken, dostları Goyko’yu ziyaret etmek üzere, Saraybosna’ya uğrarlar. Bir gece gittikleri konser sonunda Goyko onları genç bir müzisyen olan arkadaşı Aska ile tanıştırır. Bu tuhaf, uçarı kadın onların çocuk sahibi olmaları için taşıyıcı anne olmaya gönüllüdür. Yapılan testler sonucunda Aska hastanedekilere kendisini, yapay yolla hamile kalmak isteyen genç bir kadın olarak tanıtır. Ancak yasalar buna izin vermez. Bunun üzerine Aska hastaneyi aradan çıkarmayı ve Diego’nun kendisini doğal yolla hamile bırakmasını teklif eder. Gün ve yer kararlaştırılmış buluşma gerçekleşmiştir. Aynı gece şehir bombalanır ve Diego ancak üç gün sonra Gemma’nın yanına dönebildiğinde Aska ile aralarında bir şeyin geçmediğini söyler.
Nihayet Roma’ya evlerine dönmeyi başaran Gemma ve Diego’nun yüreği ve aklı Saraybosna’daki cehennemde, yaşam mücadelesi veren arkadaşlarında kalmıştır. Özellikle Diego, Roma’daki eski yaşantısına bir türlü uyum sağlayamaz, bir gün, karısına not bırakarak motosikletiyle Saraybosna’ya geri döner. Gemma da ancak birkaç ay sonra kocasının yanına gitmeyi başarır. Oraya vardığında karşısında duran adam onun Diegosu değildir. Bir süre sonra kocasının yorgun ve bitkin haldeki Aska ile buluştuğuna tanıklık eder: Aska hamiledir...

DİEGO’NUN SESSİZ VE DUYARSIZ TAVRI!

Bu arada savaş tüm vahşetiyle sürmekte, yaşlı, genç kadın, erkek, çocuk demeden herkesi hedef almaktadır. Dünyaya yansıyan görüntüler yaşanılanın yanında hiç denecek kadar azdır. Yokluk, açlık, sefalet, beraberinde yolsuzluk ve işkencenin her türlüsü, yüzyıllar boyunca dil ve din ayrımı yapmadan iç içe yaşamış bir toplumun yok olmasına sebep olmaktadır.

Sonunda Aska bebeği dünyaya getirir, aynı gece Goyko, Gemma ve Diego’nun pasaportları ile bebekleri (!) Pietro’nun doğum kaydını onaylatır; artık Roma’ya dönmeye hazırdırlar... Diego yolda pasaportunu düşürdüğünü söyleyerek kontrolden geçemez, Gemma uçağa bebekle yalnız biner...

Gemma ve oğlu savaşı, sefaleti kan ve ölüm kokusunu üzerinde yükseldikleri şehirde bırakırlar. Kısa bir süre sonra Diego’nun ölüm haberiyle sarsılan Gemma, aslında kocasını savaşın başladığı, o uçarı kızın kollarına teslim ettiği gecede çoktan kaybettiğini
düşünür.

Gemma yıllar sonra ilk defa, doğduğu toprakları, bu on altı yaşındaki genç adama gezdirmek ve Diego’nun çektiği son kareleri görmek üzere Saraybosna’ya gelir. Rehberi yine dostu Goyko’dur. Yüreğinden aşkını ve öfkesini silemediği eski kocasıyla tanıştığı bu kentin anlamı onun için başkadır. Saraybosna’daki son gecelerinde Goyko onları eşi ve kızıyla tanıştırmak üzere evlerine davet eder. Burada Gemma’yı bir sürpriz beklemektedir.

Goyko, Diego’nun ölümünden çok sonra Aska ile karşılaşmış ve evlenmişlerdir. Aska, savaşın patladığı geceden başlayarak Diego’nun ölümüne kadar geçen süreyi gözyaşları içinde tüm ayrıntılarıyla ona anlatır... Diego henüz aralarında bir şey geçemeden odadan çıkıp kaldıkları hanın mutfağından yiyecek getirmeye giderken silahlı adamlar tarafından hanın basıldığını görüp saklanır. Odaya dönemediği gibi, aşağıya da inemez. Saklandığı yerden, önce handakilerin öldürülüşüne sonra da Aska’nın üç adam tarafından defalarca tecavüze uğramasına tanıklık eder. Bu sessiz ve duyarsız tavrı, onu geceler boyu uykusuz, mutsuz bir vicdan savaşına sürükleyecek, çok sevdiği Gemmasından ayrılmak zorunda bırakacaktır.

Diego, Aska’ya yardım eder, onu hapsedildiği tecavüz kampından kurtarır, fakat yaşadığı vahşetin izlerini bedeninden söküp atması için artık çok geçtir: Aska beş aylık hamiledir...

Oyunculuk değil, yazarlıkla ünlendi

Margaret Mazzantini 1961’de Dublin’de doğdu. Tiyatro, sinema ve televizyon oyuncusu olarak da tanınmasına karşın, asıl ününü yazdığı romanlarla kazandı. “Sakın Kımıldama” adlı romanıyla Grinzane Cavour ve Strega ödüllerini, “Sen Dünyaya Gelmeden”le Campiello Ödülü’nü aldı. Yazarın “Il Cantino di Zinco”, “Manola”, “Zorro” adlı üç romanı var.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163