VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2017 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Aşkı, sevdayı ve sevgiyi birbirine karıştırmamalı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aşkı, sevdayı ve sevgiyi birbirine karıştırmamalı

Her kitabıyla eğitim seviyesi, yaş, cinsiyet fark etmeksizin yüzbinlerce okura ulaşan Canan Tan, yeni kitabında aşk sularında yüzüyor. “Başıbozuk Sevdalar”, diğer Tan kitapları gibi son derece içten.

PINAR ÇELİKEL



Canan Tan’ın kitaplarının neden çok sattığını anlamak için onunla on dakika geçirmek yeterli. Yeni ve çok satması garanti romanı “Başıbozuk Sevdalar” hakkında konuşmak için buluştuğumuzda her soruya son derece sade ve anlaşılır yanıtlar veriyor Tan. Lafı süslemiyor, dolandırmıyor, kısa cümleler kuruyor, pat diye söylüyor. İçtenliğinden bir dakika bile şüphe etmiyorsunuz. Konuşmaya biraz neşe katınca yüzünüzde bir tebessüm oluşturuyor. Tıpkı yazarken yaptığı gibi. Onu okuması kadar dinlemesi de bir zevk.

Kadınların uzmanlık alanı kendini üzecek adamları itinayla seçmektir. Hadi itiraf edin siz çok hayal kırıklığı yaşadınız mı?
Hayal kırıklığı yaşamayan insan yoktur. Ben hayallerimi çok yükseklere koymadığım için pek hayal kırıklığım olmadı. Ama keşke şunu yapmasaydım dediğim çok şey var.

“Başıbozuk Sevdalar”da genç bir kızdan ve ilk aşktan, acıdan söz ediyorsunuz. Günümüzde gençlerin aşka bakışı sizin taraftan nasıl görünüyor?
Aşk, sevgi, sevda. Bunlardan aynı şeylermiş gibi söz edilmemeli. Sevgi zaman içinde oluşan bir duygu. Aşk ve sevda da çok farklı. Aşk delicesine bir şey. Sevda da öyle. Bana daha önce de aşk romanı yazarı gibi bakmak istediler ama aslında ben mizah edebiyatıyla başladım yazmaya. Çocuk edebiyatıyla devam ettim. Yazmak, kurgulayabilmektir. Tasarlamaktır. Her hikâyenin aynı kişinin başından geçmesi mümkün değil. Ben de kurguluyorum. Hayattan alınan tek bir romanım var: Hasret. Bir mübadele romanı. Belki bir de Piraye, Diyarbakır’a gelin gittiğim için hayatımdan izler taşıyor. Onun dışındakiler kurgu, başka bir dünya yaratmak. Gözlem. Aşkı da kurguluyorum elbette.

Size aşk romanları yazarı derlerse bozulur musunuz?
Küçümseyerek söylendiği zaman evet. Ama aşkı iyi yazmak da kolay bir şey değil. “Yüreğim Seni Çok Sevdi” tek aşk romanım benim. Diğerlerinin birbirinden çok farklı konuları var. Töre, organ nakli, mübadele, uyuşturucu mücadelesi… Ama yazdıklarımda başkalarının yaşadığı sevdayı hissedebiliyorlarsa bu bir başarıdır benim için.

Ne yazsanız çok satıyor. Peki, bunun sorumluluğu yazarken sizi kısıtlıyor mu? Bunu severler, bunu sevmezler diyor musunuz?
Yok bende öyle bir şey olmuyor. Ne yazsam seviyorlar gerçekten. Beni kendilerinden biri gibi görüyorlar. Yukardan bakmadığımı fark ediyorlar. Eğitim, cinsiyet, dini görüş fark etmiyor. Herkese dokunuyor bir şekilde yazdıklarım. Diğer yazarların nasıl çalıştığını hep merak ederim. Ben bir tiyatro eseri canlandırıyorum ve kahramanlarımı konuşturuyorum. Sonra yazdıklarımı yüksek sesle de okuyorum. Zaten okurlarım da, “Biz senin kitaplarını okumuyoruz, izliyoruz,” diyorlar. Her kesimden insanların yazdıklarımı okuması çok önemli. Profesörler de oluyor, Anadolu’nun ücra bir yerindeki kadın da. Kitap fuarlarına gidiyorum sürekli. Okurlarla iletişim halindeyim. Bazı yazarlar Ankara’dan ileriye geçemezler. Malatya, Antep, Kocaeli her yere gidiyorum. Geçen gün bir profesör mail yazmış, “Yüreğim Seni Çok Sevdi” için, beni gençlik günlerime götürdünüz diye. Çok hoşuma gitti.

Yaraları kaşımayı seviyorum
Aşk başroldeyken bir de kürtaj konusu önemli bir detay olarak karşımıza çıkıyor kitapta. Sosyal mesajlar vermek sizin için önemli mi?

Hayatın içinden önemli detaylar… Ben eczacıyım. Eczaneye kürtaj olan insanlar gelirdi, ruh hallerini gözlemlerdim elbette. Oturup konuştuklarım, dertlerini dinlediklerim de olmuştur. Ama yazarken bunlar yetmedi, bir kadın doğumcu arkadaşımla üç saat konuştuk. Bana detaylarıyla yapılan işlemi anlatmasını istedim. Romanın önemli parçası oldu. Hayatta herkesin bir yarası var. Ben de o yaraları kaşımayı seviyorum.

Tüm kitaplarınızı okuyanlar için küçük sürprizler de var bu romanda. Şiirler, şarkılar… Mesela “Issız Erkekler Korosu”nda bir kahraman çıkıyor karşımıza… Şiire ve şarkıya çok düşkünüm. Kitaplarda da bu görünsün isterim. Kahramanımın adı o yüzden Şiir. O da kızının adını bu yüzden Mısra koyuyor. Örneğin “Issız Erkekler Korosu” romanım tamamen Ademoğlu Pansiyon’daki bir fasıl gecesini anlatır. O kitaptan Recep bu kitaba konuk geldi. Çok seviyorum öyle oyunları daha önce de yaptım. Pembe ve Yusuf romanından Yusuf, Issız Erkekler Korosu’nda Ademoğlu Pansiyon’a gelip fasıl gecesine katılmıştı. Hoşuma gidiyor.

Yazdıklarınızın burnu büyük olmadığı için çok seviyorlar bence sizi. Kim bilir ne güzel tepkiler alıyorsunuzdur. Birkaç tanesini paylaşır mısınız?
Okurlar beni kendilerinden görüyorlar. İçtenlikle yaklaşıyorlar kitap fuarlarında bir araya geldiğimizde. İmza günleri bazen sekiz saat sürüyor. Yerimden yemek için bile kalkamıyorum. Geçen gün İzmir’de bir kız mutluluktan bayıldı, zor ayılttık. Sonra yaş da fark etmiyor. Piraye kitabım çıktığında oldukça yaşlı bir hanımefendi hasta yatağında kitabı okuyormuş. Çok hasta ama. Bir yandan da bunu bitirmeden ölmeyeceğim diyormuş. Gerçekten de kitabı bitirdiği gün vefat etmiş. Anlatıldığında öyle duygulandım ki.
Sonra yine geçen gün Antalya’da imza gününde genç bir erkek geldi elinde “Eroinle Dans”. Eski bağımlıymış. “Her gün iki bölüm okumadan evden çıkmıyorum, hayatımı kurtardınız,” dedi. Başka bir kız yine elinde aynı kitapla geldi. “4 sene 3 ay 26 gündür uyuşturucu kullanmıyorum. Bunun kitabını ben yazacaktım. Seninkini okuyunca çok sinirlendim yırttım kitabı. Sonra gidip tekrar aldım,” dedi.Hepsi gerçek tepkiler. Bunların yanında Nobel alsam ne olur, almasam ne olur.Benim ödülüm bu hikâyeler.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2017 Yıl : 13
Sayı : 159