VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Kasım 2015 Cuma | Anasayfa > Haberler > Aşkta bir olmak
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aşkta bir olmak

Ünlü yönetmen Ferzan Özpetek, ilk romanı “İstanbul Kırmızısı”ndan bir sene sonra kaleme aldığı “Sen Benim Hayatımsın”da okuru gerçekçi bir aşk öyküsüne sürüklüyor. Romanına kendi dünyasından gerçek karakterleri de katarak onları ölümsüzleştiriyor.

CEMRE NUR MELEKE


Sen bensin, ben de senim… İşte tam da böyle bir felsefeye dayanan bir aşk hikayesine tanıklık edeceksiniz bu romanda. Özpetek, aşık olduğu kişiye kendi lisanıyla ondan öncesini ve sonrasını anlatıyor. “Hiçbir şey aşktan daha önemli değildir.” Bu sihirli cümle, Özpetek’in “İstanbul Kırmızısı” romanında da “Sen Benim Hayatımsın” romanında da sıkça karşımıza çıkıyor. Filmlerini de aşkla çekmesine alışık olduğumuz usta yönetmen, bu ikinci romanını da her bir satırı aşka ait, aşkla, aşık olduğu kişiye anlatırcasına usta bir dille kaleme almış. Okura dışarıdan bir gözlemci pozisyonu biçilse de, yaşanan aşkın “birlik” duygusunu okuyucuya derinden geçirmeyi başarmış Özpetek.
“Korktuğunuz şeyleri uzaklaştırmak için yapabileceğimiz tek şey, onları anlatmaktır” mottosu ile başlayan romanın, Özpetek’in hayatında değer verdiği gerçek dostlarını ve aşkını kaybetme korkusu ile kaleme alınmış olduğu düşüncesindeyim. Zira bu düşüncemi, romanda Özpetek’in kaybettiği dostlarının hikayesi ve onda yarattığı duygusal travmalardan bahsedilmesi de destekler nitelikte.

Eğer siz de Hamam ve Karşı Pencere’nin nasıl doğduğunu, dâhi yönetmenin ilk filmini nasıl çektiğini, ünlü olduğunda etrafında yaşanan değişimleri, dostlarını ve onların hayatını bire bir kendi ağzından duymak istiyorsanız, bir Ferzan Özpetek filminin içindeymişsinizcesine geçen bu romanla tanışmalısınız... “Başkalarında uyandırdığımız anılarla var olduğumuzun bilincindeyim” diyen Özpetek, hayatına giren insanların kendisinde bıraktıkları izleri, birlikte yaşadıkları maceraları anlatırken okuyucuya karşı samimi de bir dil kullanmış kesinlikle. Bu romanın bir kişiye, yani aşık olduğu adama yazılmış olmasının da bu yaratılan samimiyette etkisi büyük.

ROMA’YA AŞIĞIM

“Roma’ya aşığım: Yüreğimin diğer yarısının attığı İstanbul’un soluğu var onda”…
Sen Benim Hayatımsın’da Ferzan Özpetek’in Roma’da geçirdiği 40 yıla da tanıklık ediyoruz hep birlikte. Özpetek sinemasının sıkı hayranları, bu romanda o filmlerin hangi büyülü atmosferlerde nasıl çekildiğine dair ipuçları da bulacaklar. Bununla birlikte, romandaki karakterler ve olaylar Özpetek’in geçmiş filmlerine atıfta bulunur nitelikte. Özellikle “Karşı Pencere”ye dair izler içeren romanın ilk bölümü de, bu harika filmden bir diyalogla başlıyor:
AIDS VE EŞCİNSELLİK
“Hâlâ bir sözcüğüne, bir bakışına, bir hareketine ihtiyacım var. Ama sonra ansızın kendi hareketlerimde seninkileri hissediyor, sözcüklerimde sözcüklerini duyuyorum. Giden herkes, sende kendinden bir parça bırakır. Belleğin sırrı bu mu? Eğer öyleyse kendimi daha güvende hissediyorum; çünkü asla yalnız kalmayacağımı biliyorum”

Dikkatli okuyucuların da hatırlayacağı üzere, ilk romanı “İstanbul Kırmızısı”nda geçen bir olayı “Kemerlerinizi Bağlayın” filminde işleyen Özpetek, bu romanındaki ilgi çekici kurguyla bağlanmış olayları da gelecek filmlerinde işleyecek mi, heyecanla bekliyoruz doğrusu.
Sen Benim Hayatımsın’ın değindiği önemli konulardan biri de yüzyılın vebası: AIDS hastalığı... AIDS’e farklı bakış açılarıyla yaklaşan ve bu konuda etrafındaki insanların başına gelmiş olayları da kurgulayarak anlatan Özpetek, “Ölüm aşk yoluyla ilerliyordu”, “İnsanları yasaklar birleştiriyor” temalarıyla AIDS hakkında ters köşe bakış açıları da oluşturuyor. AIDS hastası olan eşcinsel bireylerin yaşadığı zorlukları ve travmaları gerçekçi bir üslupla anlatan Özpetek, arkadaşlarını kendisinden ayıran bu hastalığı kendi penceresinden de anlatırken yine çok samimi bir dil kullanmış.
AIDS konusu ile beraber eşcinselliğe de dokunan roman, oldukça çarpıcı ve gerçekçi hikayelerle devam ediyor... Eşcinsellik temasını, eşcinsel bireyleri, trans bireyleri, eşcinsel aşkı ve aşkta özgürlüğü; kendisinde, aşık olduğu adamda ve hayatında barınmış ve barınmakta olan insanlarda inceleyen Özpetek, özgür bir kalemle samimi bir şekilde okuyucuya kişisel evrenini açıyor. “Onlar olmasa belki de ben, ben olmazdım” dediği dostlarına dair anlattığı hikayelerin her biri adeta yepyeni film kareleri niteliğinde. Dâhi senaryo yazarı, ikinci romanını kaleme alırken de yazma melekesini en üst düzeyde hissettirmiş okuyucuya.

Romanda çok dikkat çekici bir başka cümle de şu: “Her film, bir hikayenin içindeki hikayenin hikayesidir. Herkes onda istediğini bulur ama kimse asla benim gördüğüm şeyi görmez” Özpetek’in hem filmlerine hem de romanlarına dokunan bu cümle, her izleyici gözünün farklı bir pencereye sahip olduğunu da hatırlatıyor okuyucuya. Özpetek filmlerini izleyen her sinemasever, kendi hayatıyla paralel bir kesiti alıp farklı duygular yaşamaya alışmışken, aynı şekilde bu romanı okuyan her okuyucu da öz evreninden tanıdık bir nokta yakalayacaktır şaşırarak.

Türk edebiyatında LGBTI karakterlerinin başrolde olduğu, hele ki eşcinsel aşkın ana tema olduğu eserlere rastlamak bugün bile hâlâ çok zor. “Sen Benim Hayatımsın” romanı ile aşkın tek bir kimliği olmadığını ustaca anlattığı ve bunu okuyucuya da geçirdiği için, Özpetek’e bir özel teşekkür daha borçluyuz sanırım. Sanırım sadece şu çılgınlık tarifi için bile bu kitabı satır satır okuduğunuza değdiğini hissedeceksiniz. Çünkü Özpetek biliyor, hepimizi de bilmeye çağırıyor:
“Gerçek, çılgınlık olmadan aşkın olmayacağıdır.

Sadece çılgıncasına âşık olanlar, bir insanı sevmenin ne demek olduğunu bilir.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163