VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2018 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Aşkta izimiz var
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aşkta izimiz var

Bir insan bir insana nasıl aşık olur? Çektiği acıyı seneler boyunca nasıl kendisiyle birlikte sürükler? Hakan Karahan’ın yeni romanı “Lütfen Beni Öldür”, hem şaşırtıcı sonuyla hem de ustaca kurgulanmış olaylar silsilesiyle epey ses getireceğe benziyor.

CEMRE NUR MELEKE



Küçük yaşta geçirdiği trafik kazasında hem annesini hem de babasını kaybeden ve kazadan sonra yüzünde yara izi kalan Ejder, arkadaşlarının ona taktığı “ejderha” lakabıyla alay konusu olduğu bir çocukluk geçirmiştir. Üvey kardeşlerinden ve amcasından sevgi görmeden büyüyen Ejder, lise yıllarında kendisini boksa adamış, aynı zamanda “Bir kitabın sayfasından bir filmin karesine nefes alarak yaşamak…” diye tabir ettiği edebiyat ve sinema temelli bir hayat kurmuştur.

Bir gün gittiği bir otelde kendisinden yaşça büyük olan Cahide ile tanışır ve ona aşık olur. İki karakterin Yeşilçam tadında tanışma hikayeleri sonrası kader ağlarını örmeye başlar. Ejder, Amerika’ya üniversite okumaya gidip hayatına bambaşka bir yön verecek olsa da Cahide ile yolları bir şekilde tekrar kesişecektir.

Kaderin şehvetli bir tarafı vardır

Yazar- senarist Hakan Karahan’ın yeni romanı “Lütfen Beni Öldür”ü okurken “Hayatta başımıza gelen her şeyden sorumlu muyuz?” sorusu roman boyunca okuyucunun yakasını bırakmıyor.

Ejder; anne ve babasının ölümünden, yalnız bir çocukluk geçirmesinden, Cahide ile tanışıp ona aşık olmasından hatta Cahide’nin hayatında büyük etki gösterecek olan bir karar vermesinden sorumlu mudur yoksa bunların hepsi kaderin birer oyunu mudur?

Ejder’in Amerika’da kurduğu düzen, uyuşturucu satan bir firma için çalışması, orada Gabriella adında hermafrodit (çift cinsiyetli) biriyle birlikte olması romanın gidişatını değiştirmiş gibi dursa da Cahide’nin de dediği gibi “Her ayrılık bir hasret bağı yaratır” ve Cahide ile Ejder’in yolları tekrar kesişir. Eli eline değmeden aşık olduğu kadın, Ejder’den kendi hayatı konusunda şaşırtıcı ve düşündürücü bir istek de bulunacaktır. İnsan yaşamını ve ölümünü kendi seçebilir mi? sorusunu uzunca bir süre düşündürten bu istek, aynı zamanda hikâyenin de can alıcı noktası.

Bir insan bir insana nasıl aşık olur? Çektiği acıyı seneler boyunca nasıl kendisiyle birlikte sürükler? Cahide’nin romanda geçen hayat ve aşkla ilgili düşündürücü sözlerinin okuyucuyu derinden etkileyeceği kesin.

Romanını “bireysel özgürlüğün karşısına duvar ören toplumsal baskı ve kuralları sorgulayan bir kurmaca” olarak tanımlayan Hakan Karahan’la kitabını konuştuk.

Hayatı sorgulayan biriyim

Yeni romanınız Lütfen Beni Öldür’ü yazma sürecinde neler yaşadınız? Kitapta okuduğumuz hikâye gerçek mi? Kurmaca kısımlar da var mı?

Romanın tamamı kurgudur. O nedenle 6 ayda yazdığım romanın 1 yılı aşkın bir araştırma, okuma ve düşünme süreci oldu. Ancak kitaptaki karakterlerin yaşadığı yerlerde uzun yıllar yaşadım. Örneğin Ejder gibi Robert Kolej ve University of Miami mezunuyum. Abisi Mehmet gibi yıllarca bankacılık sektöründe çalıştım. Ve kitabın diğer kahramanı Cahide’nin yaşadığı muhitler de dâhil o yılların İstanbul’unu bilen ve Cahide gibi hayatı her yönüyle sorgulayan biriyim.

Sonuç olarak kitap, bireysel özgürlüğün karşısına duvar ören toplumsal baskı ve kuralları sorgulayan bir kurmacadır. Ben bu romanda üzerinde konuşmak istediğim konuları önce başlıklar halinde topladım sonra kafamdaki romana uyarlarken bir kısmını eledim, geriye kalanını bu hikâyenin içinde kurgulayarak paylaştım.

Romanda ilgi çekici konulardan biri de marihuana satışı. Patroniçe Hunter’ın marihuana satan çalışanlarının insanlara tıbbi yardım etmeleri sebebiyle kendilerini “melek” şeklinde tanımlaması oldukça ilgi çekici. Bu konuyu neden ele aldınız?
Uyuşturucu sorunu, günümüzde olduğu gibi o yıllarda da vardı ve her yerdeydi. Amerika, savaş dâhil, uluslararası her ticari menfaatini barışçıl bir sloganla süsleyip dünyaya pazarlamaya alışık olduğu için kitaptaki yerel uyuşturucu ticaretini yapan şebekenin kendisini müşterilerine aslında iyilik yapıyormuş gibi tanıtmasını sağladım. Zaten Hunter da dünyanın parasını kazandığı marihuana ticaretini depresyon ya da kanser tedavisi gören hastalara yardım olarak tarif ediyor ve “Biz acıyı dindiren meleğiz” diyor, aslında düpedüz uyuşturucu satıyor.

Romanınızı otobiyografi olarak tanımlayabilir miyiz? Özellikle ötenazi konusundaki itirafınız okuyucuyu eminim çok etkileyecektir. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Hikâye, romanı yazan Ejder’in otobiyografisi. Tümünü kurgulayarak yazan benim ama ötenazi konusunda yazdıklarım benim şahsi düşüncelerim. İnsan yaşamını da ölümünü de seçebilmelidir. Bu hak sadece insana mahsustur ve isteyen bunu kullanabilmelidir.

Sizi televizyon ve sinema dünyasından da tanıyoruz. Lütfen Beni Öldür’ü okurken kafamda sürekli olarak film sahneleri canlandı. Özellikle Ejder ve Cahide’nin tanışma hikâyesi ve hayat hikâyeleri Yeşilçam tadı verdi bana. Romanınızın filmini çekmeyi düşünür müsünüz?
İlk filmim “Gölgesizler”i Hasan Ali Toptaş’ın bir edebiyat eseri olduğu için çok beğenerek seçmiştim. Umarım benim romanımın filmini çekmek isteyen bir yapımcı da çıkar. Buna çok memnun olurum. Ama ben kendi yazdığı romana hayran kalıp bir de onun filmini çeken yapımcı olmaktan şu anda çok uzağım.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam