VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
23 Temmuz 2012 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Aslında her şey göründüğü gibi...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aslında her şey göründüğü gibi...

Alçak gönüllü bir yetenek olarak tanımlanan Markus Zusak’ın “Hiç Kimse Sıradan Değildir”i Avustralyalı bir grup gencin kendini anlama ve aşma hikayesini anlatıyor. Kitabın en büyük iddiası iddiasızlığı!

Nazlı Berivan Ak

Markus Zusak’ın “Hiç Kimse Sıradan Değildir” geçtiğimiz günlerde Selim yeniçeri tercümesiyle okuruyla buluştu. Time, Kirkus Reviews gibi birçok yayın organında övgülerle karşılanan roman, eğlenceli olduğu kadar düşündürücü bir çalışma olarak raflarda yerini alıyor.

1975 doğumlu Avustralyalı yazar Zusak kariyerine şimdiden beş kitap sığdırmış durumda. İlk üç kitabını iki yıl gibi kısa bir sürede okurla buluşturan Zusak, yayınlandığı her dilde çoksatan listelerine girmekte zorlanmamakla beraber devamında birçok ödüle de layık görülmüş.

SAKİN VE GÜÇLÜ

Tüm röportajlarında “alçakgönüllü bir yetenek”, “sakin ve güçlü” gibi yorumlarla ödüllendirilen Zusak’a gelen en önemli eleştiri henüz yeteneğinin yeterince farklında olmayışı.
Çarpıcı konular bulmakta ve kurgulamaktaki büyük yeteneğine rağman Zusak, tüm röportajlarında alçakgönüllü ve neredeyse yeteneğinden kaçan bir portre çiziyor.

İyi bir yazar olmaktan çok iyi bir okur olduğunun altını devamlı çizen Zusak aynı anda beş roman birden okuduğunu ve okumaya ara verdikçe kalem kağıda döndüğünü ifade ediyor. Kitap Hırsızı (The Book Thief) adlı romanında anlatıcı ölüm meleği, bu yönüyle zor ama etkili bir edebiyat denemesine girişiyor Zusak, ölümün gücünü sözcüklerle birleştirip yepyeni bir hikaye kuruyor.
Nazi rejimi altındaki sıradan bir Alman üzerinden kurguladığı hikaye, holokosta, yaşanan acılar ve devamındaki yansımalarına dair önemli ipuçları barındıran bir roman olarak edebiyat dünyasında yerini aldı.

Zusak’ın iddiasını iddiasızlığında taşıyan yazım tarzı bu romanda da kendini gösteriyor ve belki de korkunç bir katliamı anlatma cesaretini tam da bu sakin kaleminden aldığı güçle gösteriyor.
“Hiç Kimse Sıradan Değildir” ise tamamen farklı bir hikaye örgüsü üzerinden yürüyor.

Avustralya’daki bir grup gencin kendilerini anlama ve devamında aşma hikayesi bu, her ne kadar Zusak kendi hayatının karşılığının romanda çok da olmadığını söylese de, satır aralarına bakmakta fayda var.

Ülkesine sığmayan genç, devamlı sorgulayan ve sıradanlıktan ölesiye kaçan ruhlar, yoğun, tutkulu ve bir o kadar da karmaşık ilişkiler... Belki de Zusak olduğunu değil ama olmaktan korktuğunu yazıyor.

AİLE BABASI

“Hiç Kimse Sıradan Değildir”in konusu bir anda kendiliğinden şekillenmiş aslında. Zusak bir gün eşiyle yemek yerken (evet, her ne kadar sınırlarını deneyen genç bir yazar imajı uyandırsa da Zusak bir aile babası) karşı yoldaki bankaya gözleri takılıyor. Bankanın önündeki park alanında da arabalar dizili.

Karısı bu noktada kendiliğinden bir hikaye kurup banka soyulsa ne olurdu, arabanı alıp nasıl kaçardın gibi soruları ardı ardına sıralıyor ve Zusak kitabın ilk bölümünü karısının son derece sıradan görünen ama çok da fazla sona açık bu soruları üzerinden kuruyor.

Eline kalemini aldığında Zusak iki soruyla yola çıkıyor: “Olabilecek en kötü şey ne olurdu?” ve “En beklenmeyecek olan ne olurdu?”. Bankayı soyanın açısından olabilecek en kötü şey polislerin zamanında gelmesi iken, beklenmeyecek şey arabalarını koyacak yer bulamamaları ve bu yüzden geç kalıp soyguncuyu ıskalamaları gibi görünüyor. Böylece gerçekleşmesi beklenmeyen, olabilecek en kötü şeyi temizleyen durum olarak ortaya çıkıyor. İşte Zusak’ın hem çoksatan listelerinde yerini alıp hem de prestijli edebiyat ödülleriyle ödüllendirilmesinin sırrı bu, eğer yazar Zusak ise her okur için bir son mutlaka var.

ZORLAMA KADERE BIRAK

Son dönem edebiyat dünyası kahramanlarında fazlasıyla hissedilen kendine ve metnine ölesiye güvenme hali Zusak’ta güvensizlik ve işi biraz da kadere bırakma olarak kendini gösteriyor.
“Nazi Almanya’sını konu alan 500 sayfalık bir romanı, hele de başrolünde ölümün olduğu bir romanı kimsenin okuyacağını tahmin etmiyordum,” diyor, “Romanımı listelerde gördüğüm gün kendime güvenim artmasa da okura güvenim bir kez daha tazelendi.” Aynı şey “Hiç Kimse Sıradan Değildir” için de geçerli, okuru farklı bir dil denemesi ve sadelikten gücünü alan akıcı bir roman bekliyor ve evet hiç de sıradan bir roman olmayacak bu...
Martı Yayınları’nın arka kapağa taşıdığı yorumlar bu noktada son derece isabetli, vurgular “sadelik”, “iddiasızlıktan doğan iddia” ve “sakin olma”... Büyük hikayelerin, olağanüstü sonların, formüllerin sınır tanımadan kullanıldığı edebiyat dünyasında Zusak sakin güç olarak yerini çoktan almış durumda.

Aslında her şey göründüğü gibi; doğru öykü sade dil ve işlek zekayla buluşup, doğru kapakla okurla buluştuğunda listelerde de okurda da karşılığını ilk günden buluyor.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam