VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2016 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Atay’ın ölülerinde yaşayan edebiyat
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Atay’ın ölülerinde yaşayan edebiyat

Karşılaştırmalı edebiyat çalışmalarıyla tanınan Meltem Gürle’nin kaleme aldığı “Ölülerle Konuşmak” Oğuz Atay’ın kült romanı “Tutunamayanlar”ı edebiyat tarihi içinde değerlendiriyor

OYLUM YILMAZ ERİŞ



Bundan kısa bir süre önce iki edebiyatçımızın tartışmasına kulak misafiri olmuştum tesadüfen. Edebiyatçılarımızdan biri “Tutunamayanlar”ın haddinden fazla abartıldığını,iyi bir eser olmasına karşın, eleştirimizin onun üzerine gereğinden fazla düştüğünü söylüyordu. Diğer edebiyatçımız ise, “Olur mu?” diyordu; “Tutunamayanlar’da adına edebiyat dediğimiz sırlı bir şeyler var; bu sır, eleştiriyi ister istemez onun üzerine düşürüyor!” “Tutunamayanlar”, Türkçe edebiyatın belki de en sevilen, üzerinde en çok konuşulan, en çok tartışılan eserlerinden biri. Hâl böyle olunca Türkçe eleştirinin de yıllardır odağında. Öyle ki son yirmi yılda kaleme alınan eleştiri kitaplarında “Tutunamayanlar”a rastlamamak neredeyse imkânsız! Peki nedir Oğuz Atay’ın, Tutunamayanlar’ın sırrı? İşte aklımda bu sorularla sayfalarını karıştırmaya başlıyorum “Ölülerle Konuşmak”ın.

Geçmişin geleceğe bağı

Karşılaştırmalı edebiyat konusunda yıllardır çalışan, edebiyat yazılarından da tanıdığımız Meltem Gürle, “Ölülerle Konuşmak”ta “Tutunamayanlar”ın peşine düşüyor. Daha doğrusu söz konusu eserin ortaya çıkışını etkileyen dünya edebiyatından çeşitli yazarların ve metinlerin izini sürüyor. Her zaman, Atay’ın en büyük başarısının geçmişi alıp geleceğe bağlaması olduğunu düşünmüşümdür. Kanımca edebiyatımızı en çok zorlayan, yoksullaştıran şey, onun söz gelimi Cumhuriyet’in Tanzimat’ı, darbelerin ve türlü devlet politikalarının hep bir önceki kuşağı silme, unutturma çabasına yenik düşmesidir. Oysa edebiyat, yoktan var eden, bugüne ait yaratıcı bir parlama ânı değil, geçmişten alınan ilmekleri bugünün ipliğine sarıp gelecek için dokunan yekpare bir kumaştır olsa olsa. Oğuz Atay da, geçmişe sırtını dönmez, kendini hem Türkçe edebiyatın hem de dünya edebiyatının olanaklarına açar ve “Tutunamayanlar”ı yazar. Meltem Gürle’nin de altını çizdiği gibi, ölülerle konuşmaktan korkmaz. Gürle, “Tutunamayanlar”ı her şeyden önce bir modern epik olarak ele alıyor. Çünkü onun “Ulysses”, “Niteliksiz Adam”, “Faust”, “Moby Dick” gibi kendi ulusunun kültürel mirasını taşıdığını, bir yandan yaşadığı çağın ruhunu yansıtırken diğer yandan edebi gelenek içinde yeni bir dönüşümün de işaretçisi olduğunu söylüyor.

Bütün modern epikler gibi “Tutunamayanlar”ın da bir kahramanlık değil, bir yenilgi hikâyesi olması ve Atay’ın derdini çok içerden bir yerden, Türkiyeli bir yerden anlatmasını romanın modern epiğin çerçevesi içine iyice oturmasını sağlıyor.
Gölgeli bir mezarlık olarak Batı
“Yazmak her zaman geçmişle bir diyaloğa girmek anlamına gelir. Bir romancı, eserlerini ortaya çıkarırken kendini daha önceki yazarların ayak izlerini takip ederken bulur ki, bu biraz da ölülerle konuşmak gibi bir şeydir. Doğu’da yaşayan bir romancı ise, kendini yalnızca geçmişle değil Batı ile de bir diyalog içinde bulur ister istemez. Dostoyevski’nin düş kırıklığına uğramış karakteri İvan gibi, Doğulu sanatçı yaratma pratiğinde şu ikilemle karşı karşıyadır: Bir yandan kendine sadık kalmak ve özgün malzemesini mümkün olan en saf hâliyle aktarmak ister, diğer yandan da yalnızca kendinden önce söylenmiş sözlerin değil, bu sözlerin içinde yer aldığı Batılı formların da ağırlığını duyar üzerinde. (…) Batı dediğimiz şey, gölgeli bir mezarlıktır aslında. Miadını doldurmuş, en büyük eserlerini vermiş, lafını büyük ölçüde söylemiştir. Fakat bunun gölgesinde yeni şeyler söylemek mümkün müdür?

Atay, “Tutunamayanlar”ı yazarken bir anlamda İvan’ın sözünü ettiği mezarlık ziyaretini yapar. Fakat kimi yazarların yapacağı gibi bütün bu büyük yazarlara nezaket icabı birer selam gönderip yoluna devam etmez. (…) Atay bütün bu yazarların mezarında zaman geçirir ve hepsiyle konuşur.”

Evet, bu mezarlık meselesi mühimdir. Edebiyatın gelenekle ilişkisi, onun varlığının da devamı anlamına gelmektedir. Ancak burada bir barışma, bir onaylama olduğu anlamı da çıkarılmamalıdır. Çünkü Meltem Gürle’nin de tespit ettiği gibi “Atay’ın, kendinden önce gelen büyük yazarlarla diyaloğunun her zaman bir onaylama biçiminde gerçekleşmediğini de yeri gelmişken hatırlatmak gerekir.” Gürle’ye göre Atay, Batı edebiyatının kanonik metinleriyle ilişki kurar, bu edebi mirasla yüzleşir. Onun romanında Joyce’un, Dostoyevski’nin, Goethe’nin, Shakespeare’in hayaletleri dolaşıp durur ama Gürle’nin dikkati Atay’ın etkilendiği yazarları bulup çıkarmak da değildir. Mesele, yazarın kurduğu ilişkiden yola çıkarak Batı kanonunun eserlerini de yeni okumalara açmaktır. “Ölülerle Konuşmak” işte bu nedenle de önemli bir çalışma. Atay üzerinden edebiyatın kült metinlerini farklı bir bakış açısıyla okuyup değerlendirmek, Türkçe edebiyatın ve Batı edebiyatının olanakları üzerinde düşünmek… Sanırım Meltem Gürle bu çalışmasıyla hem Oğuz Atay üzerine yazılan metinler içinde kendine etkili bir yer açacak hem de Türkçe eleştiride önemli bir yer tutacak.

Oğuz Atay Okumaları

*Oğuz Atay’a Armağan (Türk Edebiyatının ‘Oyun/Bozan’ı), Haz.: Handan İnci, İletişim Yayınları
* “Ben Buradayım” Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası, Yıldız Ecevit, İletişim Yayınları
* Geleceği Elinden Alınan Adam-Oğuz Atay, Sefa Kaplan, Doğan Kitap
* Korkuyu Beklerken Gelenler, (Oğuz Atay Öyküleri Üzerine Yazılar), der: Hilmi Tezgör, İletişim Yayınları
* Oğuz Atay İçin, Haz.: Handan İnci-Elif Türker, İletişim Yayınları

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163