VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2012 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Avrupa''nın İslam korkusu devam ediyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Avrupa'nın İslam korkusu devam ediyor

Farklı coğrafyalarda iz sürüp, daha önce gün yüzüne çıkmamış binlerce belgeye ulaşan tarihçi Özlem Kumrular yeni kitabında, İslamiyet'e dair korkunun Avrupa'daki çıkış noktalarına inerek çizdiği perspektifle okurlarına tarihe farklı bir açıdan bakma fırsatı sunuyor.



İpek Ceylan Ünalan
ceylanipek@gmail.com


Doç. Dr. Özlem Kumrular, son dönemin en dikkat çeken tarihçilerinden. Aynı zamanda Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Kumrular, 14 yıllık akademisyenlik hayatına 18 kitap sığdırmış. “Sultan'ın Mutfağı”, “Hoşçakal Milano Hoşçakal Aşkım” ve “Aşkın Beş Hali” romanlarını yazan Kumrular'ın 2008 yılında yayımlanan “Türk Korkusu” kitabının devamı niteliğinde olan son kitabı “ İslam Korkusu”, 10 senelik bir araştırmanın ürünü. Kumrular, Osmanlı kaynaklarının yanı sıra İspanyolca, İtalyanca ve İngilizce başta olmak üzere çeşitli dillerdeki kaynaklardan yararlanmış. Kumrular, yüzyıllardır süregelen Avrupa’nın İslam korkusunun neden ve nasıl başladığı sorusundan yola çıkarak günümüzde de gündemde olan bu korkunun ortaya çıkış serüvenini tarihsel olaylar üzerinden gözler önüne seriyor.

‘İslam Korkusu’nu yazma fikri nasıl oluştu?
Bu fikir doğrudan ortaya çıkmadı. Uzmanlık alanım Kanuni dönemi olduğundan çalışmalarımı Kanuni'ye dair kaynaklar üzerinde sürdürüyordum. İspanya'da Avrupa'nın en eski üçüncü üniversitesi olan Salamanca Üniversitesi'nde doktoraya başladığım günden itibaren belgeler topluyorum. 13. yüzyıldan beri ayakta olan ve Avrupa'nın dört bir yanından bilgi yağan bu üniversiteden Türkiye'ye, 4 yılın sonunda, 50 bin belgeyle geri döndüm. Bu belgelerin içinde belirgin bir Türk korkusu görünce çalışmamın seyri değişti ve “Türk Korkusu” kitabım ortaya çıktı. Ardından da son zamanlarda özellikle Avrupa'da beliren İslam korkusu üzerine yoğunlaştım. Geçmiş dönemlerin belgelerini incelediğimde aslında dünden bugüne Avrupalıların İslam anlayışında ciddi bir değişiklik olmadığını, İslam korkusunun yalnızca siyasi metinlere ve resmi yazılara değil pek çok edebi türe de girmiş olduğunu gördüm. Böylece uçsuz bucaksız bir çalışma süreci başladı ve İslam korkusuna dair sayısız belgeye ulaştım. Şu an evimde 10 tane daha “İslam Korkusu” kitabı yazacak kadar belge mevcut!


Kitabınızın önsözünde ufak bir ipucunun peşinden giderek bir yapbozu tamamladığınızı belirtiyorsunuz. Neydi o ipucu?
O ufak ipucu şövalye romanslarıydı. Şövalye romanslarında önce belli bir dönemde cesur bir karakterde olan fakat birkaç yüzyıl sonra kötü bir karaktere bürünen bir Müslüman figürü gördüm. Bu karakteristik kırılmanın hangi dönemde olduğunu incelemeye başladım ve çalışmalarım ilerledikçe bu kırılmanın Müslümanların İber Yarımadası'nda Müslüman Araplar yukarı doğru çıkarken İspanyolların Granada'ya kadar inip onları attığı döneme denk geldiğini gördüm.


Araştırma sürecinde sizi en çok şaşırtan bulgu hangisi?
Yaklaşık 10 yıldır belge topluyorum; beni şaşırtan o kadar çok şey var ki! Ama en çok heyecanlandıran, kehanetlerdi. Atina’daki Gennadius Kütüphanesi’nde pek çok dilde eser, seyahatnameler hatta 1622'de basılmış bir kitabın parçalarını buldum. Güya İstanbul'dan Venedikliler tarafından gönderilmiş mektuplarmış ama alakası yoktu. İstanbul'da olduğu iddia edilen bir sürü doğaüstü olayı anlatıyordu. Masallar ve kehanetler zinciriyle bunları çözmeye çalıştım. Araştırmalarım sonucu tüm bunların, Osmanlı'nın sonunun geldiğini Avrupalılara müjdelemek için yazılmış yalanlar olduğunu öğrendim.

Osmanlı tarihçileri beni sevmez


Kitabınızın girişinde “Dışarıdaki gerçeklerden çok içerideki çarpık algıyı işlemektir esas olan” diyorsunuz. İslam kültürünün etkin olduğu bu topraklarda yetişmiş biri olarak bunu objektif bir şekilde yaptığınıza inanıyor musunuz?
Kitabı yazarken objektif olduğuma inanıyorum. Osmanlı tarihçileri beni sevmezler. Çünkü ‘dışarı’dan görmeyi başaran biriyim, onlar gibi yalnızca Osmanlı tarihine gömülmüyorum, dış kaynakları da araştırıyorum. Kitabın başında da belirttiğim gibi bu bir imgebilim kitabı...


Fatih'in gemileri karadan yürütüşü bize yıllarca bir ilkmiş gibi anlatıldı. Ancak siz Gattamelata'yı anlatarak ezber bozdunuz. Kitabınızda bu gibi ezber bozumları çoğunlukta mı?
Fransa'da bir İnebahtı Sempozyumu vardı. Akşam bizi sürpriz olarak bir oyuna götürdüler. Oyunda Gattamelata adlı komutanın gemileri karadan yürütüşü anlatılıyordu. Oyun bittikten sonra eserin yazarı geldi ve kitabı bana hediye etti. Ben de bu sayede öğrenmiş oldum. Türkiye ilk defa benden duydu. Ama ondan önce “Düsturname”de yazdığı üzere Aydınoğlu Umur Bey bunu Mora Yarımadası'nda yapıyor. Kitabımda bu gibi ezber bozumları çoğunlukta diyebilirim. Çünkü hemen hemen hepsini ilk kez ben yazdım. Bu kitap yeni olduğu için özel.

“Öteki nefreti” bugünün İspanya'sında ve Avrupa'sında hangi boyutta?

İspanya'da son dönemlerdeki olaylardan dolayı İslamiyet'e karşı bir antipati var. Örneğin; evinde Arap kültürüyle yaşayan, Arap kültürünü çok seven İspanyol Hristiyan bir hocamın yıllar sonra ilk defa İslamiyet'e karşı çok sert bir yazı yazdığını gördüm. Müslümanlar çok çabuk provoke oluyor. Halbuki İspanya camiyi kendi bütçesinden yaptırıyor, bunu yaptırmak zorunda olmadığı halde, bir de üstüne olay yaşayınca doğal olarak antipati gelişiyor. Türklerin yoğun olduğu ülkelerde İslam korkusu daha fazla...

Kitabınızın engizisyon bölümünün sonunda “Yaratıcı itiraf ettirme yöntemleri” başlığı altında akıl almaz işkence yöntemlerinin tanımlarını yapmışsınız. Bir ülke için utanç verici bir tarih. Sizce bugünün İspanya'sı bu tarihle yüzleşebildi mi?
İspanyollar çok şanslılar, çünkü tarih boyunca yaptıkları zulümler imgesel anlamda onların üstüne yapışmadı. Bugün İspanyolların Latin Amerika'da yaptıkları, Yahudilere, Müslümanlara yaptığı korkunç baskı üstlerine hiç yapışmadı. Bugün bir İspanyolu gördüğünüzde bunların hiçbiri aklınıza gelmez, ama bir İspanyol bir Türk gördüğünde bazı şeyleri bir şekilde hatırlar. Çünkü biz Türklerin yaptıkları üstümüze yapıştı.

Rönesans adamı Fatih

Türklerin gözünde kahraman olan Fatih Sultan Mehmet, batının gözünde bir cellat niteliği taşıyor. Fatih bu imajını bilerek mi oluşturdu veya bu imajı silmeye yönelik adımlar attı mı?
Her padişahın bir cellat imajı vardır ama Fatih devasa bir şehri düşürerek Avrupalıların gözünde en kötü yere sahip oldu. Halbuki diğer Osmanlı padişahları incelendiğinde en muhteşem kişiliğe sahip padişah Fatih diyebiliriz. Osmanlı sultanları arasında ilk dönemler için tam bir Rönesans adamı. Kanlı cellat imajını kendi yaratmak istemiş olamaz. İstanbul'un düştüğü ilk 3 gün Osmanlı'nın yaptığı ciddi bir yağmalama oldu, ama bu yağma 1204 Latin Yağması’ndan daha kötü değildi, ancak Ortodokslar Latin Yağmasını değil Osmanlı Yağmasını hatırlar.

Kitabınız akademik çevrelerce nasıl karşılandı?
Tuğla gibi karşılandı! Benim için en önemli referans Halil İnalcık ve Ercüment Atabay hocalarımın kitabımı beğenmiş olmalarıdır. Onlar beğendikleri için ' Kitabım amacına ulaşmış demek ki ' diyebiliyorum...

“Muhteşem Yüzyıl” tek kelimeyle banal!

Bir tarihçi olarak “Muhteşem Yüzyıl” dizisini nasıl buluyorsunuz?
Tek kelimeyle çok ‘banal’ buluyorum. “Muhteşem Yüzyıl”ı hataları nedeniyle izleyemiyorum. Tarih sürpriz hikâyelerle dolu iken dizi bu kadar banal olmamalıydı. Şarlken ve Kanuni'yi madem bir arada işliyorlar mesela Şarlken de Kanuni de saatlere çok meraklıymış neden bunun üstünde durmuyorlar? Biz bunu Hollandalı tarihçilerden değil bizim tarihçilerimizden öğrenmeliydik. Tarih denince akla bir sürü kavram geliyor. Örneğin; kostüm tarihi ve mutfak tarihi açısından da incelenebilecek kadar zengin bir konuyu yalnızca aşk tarihi üzerinden işliyorlar, böyle olmamalıydı. Kanuni 'Şarlken' diyemez çünkü etrafında Venedikliler olduğunda kralların İtalyanca isimlerini kullanıyor. Tarihçilerimizin yazdığının aksine Kanuni “Şarlken” değil, İtalyanca biçimiyle “Carlo Kral” diyordu.

Peki, size bir tarihi diziden danışmanlık teklifi gelse?
Kabul etmem. Çünkü Türkiye'de dizi danışmanlarına bir şey sorulmuyor. Bildiğim kadarıyla dizi çekildikten sonra danışmanlara gösteriliyor. Ayrıca dönem dizisi birkaç danışmanla olmaz. Tarih için ayrı, kostümler için ayrı danışmanlar olmalı, sayısız danışmanla çalışmalılar ki tarihi dizinin hakkını verebilsinler.

İslam Korkusuİslam Korkusu

Özlem Kumrular

Detay için tıklayın

Paylaş