VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2011 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Avrupa"nın “Türk sorunu”
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Avrupa""nın “Türk sorunu”

Türk kimdir? Nereden gelir? Kime Türk denir? Doğu""dan kopup gelen Türklerin ve Müslümanlığın Batı dünyasının gözünde yeri nedir? Tarih profesörü Margaret Meserve, Rönesans dönemine ait, bugüne kadar incelenmemiş kitaplar, notlar, resmi kayıtlar, mektuplar gibi sayısız belgeyi incelediği “Türk” adlı araştırma kitabında Batı""nın geçmişten bugüne Türk""ü nasıl algıladığını ortaya seriyor.

Mine Akverdi

“Amerika"nın yerli halkı Kızılderililer aslında Türk"müş”, “Dünyanın en ünlü ve başarılı insanlarının kökeninde bir şekilde Türklük varmış”, “İnsanlığın atası aslında Türklermiş”... Bunlar bıkıp usanmadan tekrar tekrar konuşulan, bir şekilde inanılan ve sonu asla gelmeyen söylemlerdir. Oysa işin aslı Türk kimdir, kime denir, kökeni nereden gelir sorularının yüzde 100 net bir yanıtı olduğunu söylemek zordur. Zira bilim, edebiyat, tarih bu sorulara daha net cevaplar bulmak için yüzyıllardır hâlâ uğraşıp duruyor. İşte April Yayınları’ndan çıkan Margaret Meserve imzalı “Türk” adlı araştırma kitabı da bunlardan biri. Ancak Notre Dame Üniversitesi"nde tarih profesörü olan Margaret Meserve, bu sorulara cevaplar bulmaya çalışmıyor; Meserve yazardan ziyade bir aracı rolü üstleniyor ve geçmişten bugüne Batılı tarihçilerin, devlet adamlarının, bilim insanlarının, edebiyatçıların, diplomatların, kütüphanecilerin, gezginlerin ve din adamlarının, kısacası Avrupa"nın Türk"ü nasıl gördüğü, tanımladığı, algıladığını sayısız belge ve kaynağı önümüze koyarak açığa çıkarıyor.
Daha önce hiç ulaşılmamış ve incelenmemiş bu geniş bilgi yelpazesinin ortaya koyduğu hayli ilginç bilgiler var. Örneğin “Türk ismi ilk kez MS 552 yılında, Çin vakayinamelerine göre Moğolistan"da A-shih-na isimli bir barbar klanın feodal efendilerine karşı isyan edip bağımsızlığını ilan etmesi ve kendilerine Türkler demeye başlamasıyla kayıtlara geçti...” diyor Meserve. Bizans"a ait tarihi belgelerde Türk kelimesinin ilk kez geçmesi ise bundan 11 yıl sonraya MS 563"e rastlıyor...
Öte yandan bir Türk imparatorluğu olan Osmanlılarda “Türk” kelimesinin aşağılayıcı bir terim olarak görüldüğünü de söylüyor Meserve ilginç bir bilgi olarak ve ekliyor: “Osmanlı"nın yönetici elit kesimi kendine hanedanlığın kurucusu olan Osman’a atfen “Osmanlı” diyordu...”
ŞU BARBAR TÜRKLER
Osmanlının ve Türklerin gücü arttıkça, şanı büyüdükçe, sınırları genişledikçe, aynı zamanda Müslüman olan Türkler, Batı dünyası için bir tehdit haline geldikçe “Türkler”i daha sıkı bir biçimde mercek altına alan Avrupa"nın Türk algısının nasıl şekillendiğini, yararlandığı kaynaklar aracılığıyla son derece açık ve net şeklide ortaya koyuyor Meserve. Özellikle de İstanbul"un fethinin ardından gelen Rönesans döneminde tüm Avrupa"yı kasıp kavuran ve bugün bile etkisini sürdüren Avrupa"nın “Türk sorunu”nu, tarihi bir yazışma tam anlamıyla özetliyor:
21 Temmuz 1453"te, İstanbul"un Osmanlı Türkleri"nin eline geçmesinin ardından, Siena Piskoposu Aeneas Sylvius Piccolomini, dostu Cusa Kardinali Nicholas"a yazdığı mektupta Yunanistan"ın şanının mahvolduğunu, “Yeni Roma” imparatorluğunun yıkıldığını söylüyor. Cusa Kardinali ise Türklerin kenti baştan başa yağmalayıp ırza geçtiklerini, kitapları yakıp heykelleri parçaladıklarını, sokaklar Hıristiyan kanıyla boyanıncaya kadar yollar üzerindeki herkesi katlettiklerini yazıyor. Ve dahası, Türkler yüzünden Yunan öğretisinin ölümcül bir darbe aldığını, modernize olma yolundaki dirilişin gerçek anlamda başlayamadan sona erdiğini sözlerine ekliyor.
Kitap boyunca önümüze dizilen birbirinden farklı kayıt ve belgelerin hemen hepsinin aynı endişeler ve önyargılarla kaleme alındığını görmek mümkün... Meserve"in akademik bir dille yazılmış bu sağlam araştırma kitabı, Türkler"in Batı"nın gözünde “barbar”, “kültürsüz”, “görgüsüz”, “nereden geldikleri, kökenleri belli olmayan”, “vahşi”, “savaşçı” ve daha önce hiç görmedikleri derecede tehlikli bir ırk olarak nasıl yer ettiğini; Avrupa"nın bu yeni düşmanını tanıma ve analiz etme çabalarını, önyargılar ve propogandaların algıyı nasıl çarpıttığını ve o dönemlerde Avrupa"da giderek yükselen, bugün de hâlâ varlığını hissettiren Türk düşmanlığı ve Türk fobisinin tarihi, politikaları, toplumları nasıl şekillendirdiğini, ilk kez gün yüzüne çıkan tarihi kayıtları konuşturup fazla yorum yapmaksızın gözler önüne seriyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163