VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
16 Aralık 2011 Cuma | Anasayfa > Haberler > Aydınlanma tarihi yoksa bir orgazmın tarihi midir?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aydınlanma tarihi yoksa bir orgazmın tarihi midir?

Kitabın son derece ilginç ve iddialı bir adı olduğuna kuşku yok. Ama kitabın adının yarattığı etki ile kitabı okuduktan sonraki izlenimlerim birbirinden çok farklı oldu.

Ata Bozoklar

Okuyucuya bir uyarıda bulunmak gerek. Kitap, “orgazmın” nasıl bir duygu olduğunu anlatmaktan çok orgazmın bir olgu olarak zihinde uyandırdıkları ve bunun toplumsal yansımalarını anlatıyor. Ve toplumdaki değişimlerden nasıl etkilendiğini ya da tersine toplumsal değişiklikleri nasıl etkilediğini... Bu haliyle, rahatlıkla bir sosyoloji kitabı olarak adlandırılabilir. Adeta bir doçentlik tezi gibi itinayla hazırlanmış. Cümleler ve ifadeler bilimsel metodolojinin gerektirdiği ölçüler içinde son derece temkinli kullanılmış. Orgazm kavramı bir zevk ifadesi olmanın ötesine geçerek toplumsal bir nirengi noktasına dönüşmüş.
Bu dönüşümün kolay olmadığını da eklemek lazım çünkü bu yazım tarzı, teknik yapısıyla okumayı zorlaştırıyor. Haliyle karşınızdaki kitap edebi bir eser değil ve ifadeler çevirmenini zorladığı kadar eminim okuru da ciddi zorlayacaktır. Bu da kitabı özellikle sosyologlar ve sosyolojiye yakın olanlar açısından çekici hâle getirirken, farklı beklentileri olanları da bir hayli yorabilecektir.
BİREY OLMAK VE ZEVK
Kötü hepimizin üzerinde bir fikir sahibi olduğu, popüler olduğu kadar esrarengizliğini de koruyan bu olgunun bu kadar detaylandırılarak incelenişine doğrusu ilk kez şahit oluyorum. Son derece bireysel ve psikolojik bir kavram olarak görmeye alıştığım bu kavramın sosyolojik gelişmenin yol haritası olabileceği ve geriye dönüp bakıldığında toplum analizinde bu kadar açıklayıcı bir şablon gibi kullanılabileceğini hiç düşünmemiştim. Orgazm kavramının, her ne kadar insanlık tarihi kadar geriye götürülebilecek bir geçmişi olsa da yazar tarihsel sürecin başlangıcını “Aydınlanma Çağı” ile sınırlamış. Daha eskilere göndermeler ihmal edilmemiş olsa da konunun zenginliğini özellikle 15. yy ile 1960 yılları arasına ve de sonrasına sığdırmış.
“Aydınlanma” “insanın birey oluşunu fark etmesi”, “sürüden topluma geçiş” ve tüm bunların orgazm algısındaki değişimlerle gösterdiği paralelliklerin vurgulanışı gerçekten de heyecan verici... İçinde yaşanan dönemlerin kanunları, yazılar, konuyla ilgili açılan davalar, tutanaklar, engizisyon kararları hepsi belge bazında alındığı için değişimleri bütün açıklığı ile görebiliyorsunuz. İnsanların günlükleri, kişisel yorumları ve dönemin kendine özgü pornografisi anlatıma bir yandan renk katarken bir yandan da okuyucuya derinlemesine bir analiz olanağı sunuyor. Okurken, alışılmış tarihsel bakışın ötesine geçiyorsunuz. Hepsi ayrı birer çağrışım olarak algılanabilecek tüm bu verilerin içinden toplumsal bir psikanaliz çıkıyor. Dönemin görünen yüzünün arkasındaki bilinçaltına doğru uzanıyorsunuz. Din, toplum ve birey üçgenindeki köşeler önce bulanıklaşıp sonra değişik bir biçimde yeniden belirginleşiyor.
Böyle bir mercekten bakınca koskoca aydınlanma tarihi, bir anda “Orgazm Tarihi” oluveriyor. Üstelik son derece rasyonel bir biçimde... Tabii tekrar hatırlatmakta yarar var burada orgazmın nasıl olduğundan değil, onun düşünsel planda algılanmasından söz ediyoruz. Orgazm, burada ruhla beden arasındaki büyük ayrılığın ve savaşın merkezinde duruyor. Bir yandan benlik bilmecesinin bir parçası bir yandan da günah ve erdem kavramlarının derinliklerine uzanan bir araç olarak... Ve bir de bakıyorsunuz, insan ve toplum ilişkisi içinde “aklın özgürlüğünü” ifade edebilecek kadar güçlü bir sembol halini alıvermiş... Tıpkı bir bayrak gibi...
DOĞUM KONTROLÜ DEVRİMİ
Yazar orgazm çerçevesinden insanı ve toplumu incelerken, kadının özel yerini de ihmal etmemiş. Bireysel özgürlük savaşının doruk noktasına çıktığı aydınlanma çağında bile kadının yerinin ayrılığı ve eksik kalışı bütün çarpıcılığıyla ele alınmış. Kadının, bırakın orgazmı, herhangi bir zevk almasının bile açık bir günah olarak görüldüğü yıllardan söz ediyoruz. Üstelik hiç de o kadar eski değil... Günümüzde bir kadının jinekoloğuna giderek rahiplere bile anlatamayacağı sorunlarından söz edebilmesi ne kadar büyük bir gelişme aslında... Doğum kontrolü, kürtaj ya da doğurganlık dışı bir cinsellikten veya zevkten söz edebilmenin adeta aya ayak basmak kadar büyük bir devrim olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz?.. Ve tüm bu değişim ve gelişmelere rağmen bugün bile toplumun ve zihinlerimizin büyük kısmının bu kısır döngüden nasıl olup da hâlâ çıkamadığı gerçeğiyle de yeniden yüzleşiyorsunuz.
Evet, ifade etmeye çalıştığım gibi kitap ağırlıklı olarak bir “sosyolojik analiz” mahiyetinde... İnsan, toplum ve aydınlanma çağının büyük devrimi olan “aklın özgürlüğü” kavramlarını,” orgazm” odaklı olarak ele almış. Ama bu analiz sırasında, yorumların ötesinde gözlerinizin önünden o kadar çok hikâye ve belge geçecek ki adeta zamanın içinde bir yolculuğa çıkabilir ve tüm bu zamanların kendi içinizdeki yansımalarına da bir kapı aralayabilirsiniz. Bakarsınız bütün bu tabular bizzat sizin içinizde bir yerlerde de saklı kalmışlardır da haberiniz yoktur. Bu kapıyı değerlendirip değerlendirmemek sanırım biraz da okuyucuya kalacak. Ama eğer değerlendirilirse bu sosyolojik inceleme beklenenin ötesinde çok ilginç bir psikolojik boyut da kazanabilecektir. Bunun anlamını da artık okuyucuya bırakmak lazım.

Paylaş