VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ağustos 2012 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Aylaklara ve aylak adaylarına selam olsun
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aylaklara ve aylak adaylarına selam olsun

“Flanör Düşünce”de, “flanör” kavramı eski çağdan günümüze sorgulanıyor.

Nazlı Berivan Ak

Flanör, her şeyden önce, ‘yürüyen düşünce’dir, düşüncenin geniş yollar, kanallar, düzlükler açan yürüyüşünün insanın aklındaki izdüşümleridir. Flanörün kendisi başlı başına bir düşüncedir öte yandan; zaman ve mekân içinde devinen, devindikçe yenilenen bilincin ‘yol görgüsü’ edinmiş deneyim repertuarı...”
Kaybolmak İçİn İlham
Aristotales dediği gibi bir şehri tam on dört yerinden terk etmişseniz ve bir türlü o yeni hayata, günler aylar ve yıllar geçtiği halde başlayamıyorsanız, “Flanör Düşünce” sizin (bizim) için... Modern insan A noktasından B noktasına ulaşmanın en kestirme yolunu ararken, bu kitapta ise yalnızca yolda olmaya, yolda düşünmeye, yolda tartmaya dair metinler bütünü var. Ve bir soru soruyor: “Peki ya B noktası yoksa?”
Flanör düşüncede, logostan çok pathos olarak düşünce peşinde olduğumuz, kutsal söz, mutlak doğru, gidilmesi gereken yol, izlenmesi gereken bir işaret yok. Tam da acının içinden, maruz kalmaktan doğan bir hal durumu flanörünki, yolu yolda keşfetmek, yolu yolla aşmak.
SİBER DEHLİZLER
“Flanör Düşünce”, zihin açıcı metinlerden oluşuyor. Her bir makale ayrı bir yazının konusu olsa da özellikle önemsediğim siberflanör kavramı üzerinden flanörlüğe bir giriş yapmak, devamında da okuruyla “Flanör Düşünce”yi başbaşa bırakmak niyetim.
Zamanında şehrin ve sokakların yüklendiği görevin yerini şimdi internet ve sonsuz sınırsız sayıdaki siber dehlizler aldı. 19. yüzyıl Paris’inden yola çıkarak, Charles Baudailere ve Walter Benjamin’in modern dünya gezgini üzerinden kurdukları flanör kavramı artık yerini internet gezginlerine bırakıyor. Balzac’ın “gözün gastronomisi” olarak tanımladığı canlı, renkli, parlak vitrinlerle dolu sokaklarda bir gezgin dolaşır, kaygısı olmadan, varacağı noktayı bilmeden ve hiç de umursamadan. Çünkü “yürümek düşünmektir.” “Yakalanmadan seyretmek”tir flanörün sırrı (bu noktada seyretmek fiilinin yol almak ve izlemek anlamı ne tuhaf ve ne güzel), incognito (tebdil-i kıyafet) bir halden bahsediyoruz. Flanör asosyal değildir, kalabalıklara deneyiminde ihtiyacı vardır, ancak kalabalığın bir parçası olmaz, kendi özgürlüğünü korumak flanörün birinci kuralıdır. Acele etmez, tüm zamanlar onundur, hatta ilk flanörlerin yanlarında bir kaplumbağa ile aylaklık yaptıklarını biliyoruz. Zamanı ve yolu kaplumbağa saatiyle tüketmek... Kalabalığı incelemek, kalabalığa karışmak, onun gürültüsünü, kaosunu, kozmopolitliğini dibine kadar yaşamak... Flanör tam da bunun peşindedir.
19. yüzyıl Paris’inden, günümüz dünyasına gelelim şimdi. Hükümetler ve şirketler tarafından istila edilmemiş internetin o ilk günlerinde sanal coğrafya flanör için son derece uygundu aslında, romantik, naif bir yönü vardı. (Ekşi Sözlük’ün ilk günlerini, zuxxi’yi, mIRC’da kurup kurup bozduğumuz odaları hatırlayın). Internet Explorer ve Netscape Navigator isimleri tesadüfi verilmiş olmamalı bu durumda. Popülerliğin sahte tıklanma oranlarıyla belirlenmediği ve devamında gelen reklam gelirlerinin çok da önemli olmadığı doksanlı yıllar için belki de flanörün rönesansı diyebiliriz.
Yine ilk günlere dönelim. 19. yüzyılda Paris önemli değişimlerden geçiyor. III. Napolyon’un komutasında Baron Haussmann Paris’i baştan kuruyor, düzenliyor. Dar sokaklar, geniş, açık bulvarlar, romantik ışıklandırma ve hayatı evlerin içinden açık alana taşıyan yeni bir yaşam anlayışı. Devamında teknoloji ve sosyal değişim bu rüya kenti de değiştirdi. Sokaklar doldu, bulvarlar cafe ve mağazaların emrine girdi, kendiliğinden oluşan bir kültür bu sefer yönetilen ve ehlileştirilen bir kültüre dönüştü. Tam da bu dönemde flanör yeraltına kaçtı.
FLANÖRLER YERALTINA...
İnternet dünyasında da benzer bir durum oluştu. Sonsuz sınırsız oyun alanı artık gezinmek için değil, iş görmek için yeniden yapılandı. Artık sörf etmek yoktu, mailler kontrol edilir, banka ödemeleri yapılır, facebook, twitter ve yeter, ekran kapanır. Aplikasyonlar sayesinde artık bir ana sayfa yok, akla gelen sözcük peşinde gözler kan çanağına dönene dek araştırma yapmak, sayfalar arasında gezinmek yok, yalnızca doğru anahtar kelimeyi ver ve devamında gelecektir istediğin bilgi, en kestirme haliyle. Siteler arasına saklanmış mizah da yok, “en komik site” de belli, “en hip alışveriş alanı” da...
İnternetin yavaşlığı meselesi de aslında flanörün yanındaki kaplumbağaydı ilk günlerde, var olan siteyi saatlerce incelemek, indirmek için saatler vermek, bilgiye ulaşmayı hak etmek... Artık hak etmeye gerek yok, orada her şey, elini uzat ve senin olsun.
Hedef gözetmeyen aylaklık, gezgin olma ve düşünme, siber ya da gerçek, zor ve güzel bir insanlık hali. 19. Yüzyıl Paris’inden ve modern dünyamızdan kopup belki de tek şarkıya güvenmeli. Zira İngiliz müzisyen James Blunt’un “You’re Beautiful” şarkısını hatırlatmış bir flanör. Adam kadını trende görür ve ona bakarken düşüncelerini okur, biz de dinleriz:
“Evet, gözlerimi alamadım ondan,
Yürümeye devam ederken.
Yüzümden okuyabiliyordu,
Yükseklerdeydim, uçlardaydım,
Onu bir daha görebileceğimi sanmıyorum,
Ama öyle bir an paylaştık ki biz, sonsuza dek sürecek...”
“Flanör kendini sokaklara, caddelere, pasajlara atar, yürümeye başlar. Kalabalıklara dalar, insanlarda, onların yüzlerinde, gözlerinde bir çıkış arar, sessiz bir dille sorar, neden çalışıyorsunuz? Bu telaş, bu hız neden? Nereye koşuyorsunuz? Zamanınızı kim çaldı? Yanıtsız kalan sorulara verdiği yalnız kalan yanıtlarıyla aylak böyle doğar.”
Sabit yokluğu, ölçü yokluğu, cetvel yokluğu ve devamında gelen bilinçli bir aylaklık hali. Tadını çıkarın. Bırakın yolu kaplumbağanız çizsin. Aylaklığa ve meraka zaman ayırın. Bırakın bu sefer de kaplumbağa saati kursun. Hüseyin Köse’nin arka kapak yazısında belirttiği gibi: “Belki de dur durak bilmeden akıp giden bu tekinsiz gidişe en iyi onun içindeyken ve ‘yolda’yken katlanılabilir, tıpkı yalnızlıkla ancak bir başınayken baş edilebileceği gibi...” Flanör Düşünce, tüm aylaklar ve aylak adayları için raflarda...
Nasıl flanör olunur?

- Charles Baudelaire oku.
- 19. yüzyıl Fransız erkeği ol.
(Seçim senin ama tavsiye edilir.)
- Şehrin merkezî bir yerini belirle ve oraya yerleş.
- İçinde bulunduğun zamana göre giyin.
(Diğer bir deyişle modern ol)
- Yürü, merak et ve sokakları güvenle gez. (Gördüklerini incele, araştırmacı ol, dur, nefes al ve vitrinlere bak. Diğer insanları izle, tek sır, çok da meraklı görünme.)
- Şehir görüntüsünün bir parçası ol.
(Modern ve farklısın evet, yine de şehrin görüntüsünün bir parçası olmayı başar.)
- Eğer kadınsan, adın flanöz.
Aynı reçeteyi uygula.
- Acele etme, paniğe kapılma.
İstediğin kadar vaktin var.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163