VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Ocak 2009 Salı | Anasayfa > Haberler > Ayrıntılar krali George Perec'ten "Olağan-içi" denemeler
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ayrıntılar krali George Perec'ten Olağan-içi denemeler

Hiç “e” harfi kullanmadan bir yapıt yazan Perec’in yeni kitabını Fügen Ünal Şen, ustaya selam durarak hiç “e” harfi kullanmadan tanıttı.

FÜGEN ÜNAL ŞEN



Şunu baştan açıklamalı, siz okurlardan saklamamalıyım: Bazı kitapların sayfalarına dalmadan, atmak zorunda kaldığım adımlar oluyor. Zira o kitabın yazarı hakkında çalışıp, hayatından bazı ipuçlarını hatırlarsam, kitap satırlarında anlatılanlar daha kolay manalanıyor, anlaşılıyor sanki...
Bazılarınca saçma ya da koşullandırıcı olarak tanımlanabilir yukarıda yazdıklarım ama bu yazının da kahramanı olan yazar, tam da “Sahi kimdi o?” sorusuna yanıt bulunması, biliniyorsa da bir daha hatırlanması “şart” olanlardan.
Zira o tam bir “olay” kişilik. Üstün bir akıl gücü, film konusu olacak kadar dramatik bir yaşam, kısa sürmüş hayatında yarattıklarıyla yazın dünyasına sunduğu farklılık... Kısacası, kitabını okumaya başlamadan, hayatını tartışmasız hatırlamak zorunda olduğum yazarlardan o...
Çalışma masamın üstü, 1989’da ilk basımı yapılmış, “Olağan-İçi”nin okuma kopyasıyla kaplanmış durumda. Bir yandan sayfalar arasında dolaşıyorum, bir yandan da aklım hainlik yapıp, bir oyun oynuyor bana: “Bakalım şimdi nasıl şaşıracaksın?” sorusu daima karşımda.
Şaşırıyorum da... Yapıtlarında, “Anlaşılması zor bir dünyada yaşadığımızı” vurgulamaya çalışan yazar, “Olağan-İçi” adlı kitabında günlük yaşamımıza dokunuyor. “Aaa, bu sanki çok mu zor?” diyorsanız anında yanıtlarım sizi: Yoo, sakın o kadar da kolay sanmayın yapılanı. Günlük hayatı anlatmak kolay görünüyor olabilir ama burada bir tılsım var; yazarı farklı kılan tılsım: Zira, kitabın satırlarına, onun yaşayıp aktardıklarına hayatımızı katıyoruz; anlamadan, tasarlamadan. Şimdi soralım bakalım; okuru bu kadar da sarmalamak kolay mıdır?
“Olağan-İçi”nin ilk satırlarında şu soru çıkıyor karşımıza: “Aslında yaşadıklarımızın arkasındaki ‘bütünü’ nasıl tanımlayabiliriz? Sahi, arka plandaki uğultuyu nasıl açıklayacağız?” Burada, duralım, not alalım: “Anahtar sözcük, arka plan.” “Bizi sarmalayanları soruşturun” diyor yazar... Arzusu bu, bu kadar basit.
Sarmalayanı soruşturmak...
Nasıl yapılabilir ki bu? Durun, panik yok, korkmayın... Tam da bu soruya yanıt olarak yazar, “Olağan-İçi” adlı kitabında ipuçları sunuyor, ayrıntıları sokuyor dünyamıza.
Kitaptan bir bölüm aktaralım burada, Vilin Sokağı’na gidip şaşıralım. Yazarın sokakta, altı yılda yaşanan farklılaşmayı şaşırtıcı ayrıntılarla bir bir aktarışına şahit olalım. O anda, yazarın tılsımı çıksın ortaya, yaşadığımız sokağa onun gibi, araştırmacı ruhla bakalım. Fakat bizi buna zorlayan yok; şaşırtıcı olan da bu aslında, zira biz buna gönüllü uyuyoruz, unutmayalım.
Kitabın sayfalarında dolaştıkça onunla dünya turuna çıkıyoruz bir ara. Hayatımızın bir zamanında mutlaka yaptığımız gibi kartpostal yolluyoruz arkada kalanlara. Kartpostallara yazdıklarımızın nasıl da aynı olduğunu anlamamız komik oluyor bir yandan da. Bunu düşünüyoruz. Nasıl da aynıyız, nasıl da...
Tam da o anda soruyor insan; sahi bunu okuyucuya yaşatan nasıl bir akıldır? Hayatımızı oluşturan ayrıntılardan sanatsal yapıtlar çıkaran, yazdıklarıyla dünyayı ayağa kaldıran bu adam kim?
“HAYAT OYUNDUR”
Yazımın başına dönüyorum burada; yazarın hayatını hatırlamaya çalışıyorum: Karşımda onun bir fotoğrafı duruyor: Muzip bir bakış, utangaç bir gülüş, şaşırtıcı, absürd bir yüz. Sanki o, arzuladığı kadar orada. Fazlası yok, fotoğraftaki yüz onun izni kadar orada. Komik aynı zamanda... Şaşırtıcı olan yazarın fotoğrafında gördüğümüzün, onun “tamamı” olmadığını biliyor olmamız, bunu hatırlamamız lazımdır daima. O anda da bir oyun vardır kuşkusuz, yazar fotoğrafında da kitaplarındaki gibi sözcük oyunu yapar.
Unutmamak lazımdır zira, yazar için “hayat oyundur.” Yazın dünyası “Fransız romancı, şair, araştırmacı, oyun yazarı, mucit” olarak tanımlar onu. Sonra da yazar hakkında şunu yazar: 1936-1982. Babasını 1940’ta İkinci Dünya Savaşı’nda, anasını Auschwitz toplama kampında yitirmiş bir Yahudi’dir. Dokuz yaşında halasına sığınmıştır. Basın dünyası, yazmak, moda, rüyalar, okumak, oyunlar gibi konuları anlattığı yazıları yayınlanmıştır ilk olarak.
20’yi aşkın kitabıyla yazın dünyasında farklı bir anlayışın, şaşırtmacaların, yazınsal icatların sahibi olarak daima güçlü bir kişilik olarak tanımlanmıştır. Yazar, OULIPO akımının takipçisidir. Bu akımın takipçisi yazarlar gibi o da, yapıtlarını, satrançla, mantıkla, çapraz bulmacayla, parodi ya da sözcük oyunlarıyla süslüyordu. Tam da burada yazarın 5 bin sözcük kullanarak yarattığı “Palindrom”u hatırlamalı, onun akıl oyunlarını anlamaya çalışıp anagramlarını, lipogramlarını, sayısız sözcük oyununu hatırlamalı. Hatta lipograma hayran olduğunu da, bu hayranlıkla lipogramatik bir roman yazdığını da. “Olağan-İçi”ni okumaya başlamadan yazarın lipogramla yazdığı bu romanını da hatırlamalıyız: “Kayboluş”. Yazar, “Hayatına damgasını vuran boşluğu, bu romanında, bir harfi ortadan kaldırarak yansıtır. Hüznünü coşkulu bir mizahla sarıp sarmalayarak, acı olanı gülünç, anlamsız olanı kurgusal kılarak, sıkıntılarından oyunlar çıkararak açığa vurur bu boşluğu.” Yazar bu romanında bir adamın yok oluşunu, tam bir laf cambazlığı yaparak anlatır ki onu tanımlayanlar sıkça bu kitabını hatırlatırlar. Bu noktada itirafımız şudur: Onu okuyanlar ilk olarak “tuhaf” olarak tanımlarlar; kabul. Ama o ayrıntılarla o kadar ustaca sarar ki okurunu, okur kitabın bir satırında mutlaka kahraman olur. “Yaşam Kullanma Kılavuzu” adlı kitabı bir başyapıt olarak kabul görmüştür. Bir apartmanda yaşayanların anlatıldığı karışık yapılı romandır bu. Yazarın bu kitabında inanılmaz bir ayrıntı cümbüşü vardır ki “Olağan-İçi”ni okuyanlar da aynı cümbüş dünyasında dolaşacaklar kuşkusuz..
PEREC’Sİ BİR NOT...
Perec, toplama kampında kaybettiği annesinin hatırasına yazdığı “Kayboluş” adlı kitabında, Fransızca’da en çok kullanılan sesli harfi, ‘e’yi kullanmamıştı. Böylece içindeki boşluğu yansıtıyordu. Yukarıdaki ana yazıda “e” harfini kullanmayarak bugünlerde sürekli gazetelerde fotoğrafları yayınlanan o çocukları, Perec yöntemiyle anmak istedim. Hepsi bu...

Her şey iki boyut

Kişilik kırılmaları Armağan Ethemoğlu’nun “Güneş Hanım veya Kar” adlı romanında bir yanda gerçek dünya, öte yandan güneşin, bulutların, bibloların ve hayvanların da rol aldığı tuhaf ve oyunlu bir evren ele alınıyor. Her şey bu iki boyut arasında yaşanıyor. Armağan Ethemoğlu, bu gerilimli ve çok yönlü manzarayı; kimi yerde ironik bir anlatıma, kimi yerde ise coşkulu bir şiirselliğe kavuşturuyor. Kişilik kırılmalarının alabildiğine özgür dil arayışıyla yansıtıldığı coşkulu bir roman.


Hiç büyümeyenlere...

Yazar Ethem Kocabaş ve İstanbul Oyuncak Müzesi’nin ortak projesi “Hep Çocuk Kaldık” adlı kitap, kendini ve sevdiklerini keşfetmek isteyenlere, “Ben Kimim?” sorusuna yönelik ipuçlarının bulunabilmesi konusunda ışık tutuyor. Çocuk kalmayı başarabilmiş 49 kişiyle yapılmış söyleşiler eşliğinde. Kitapta söyleşileriyle yer alan ünlülerden bazıları: Adalet Ağaoğlu, Ali Poyrazoğlu, Beyazıt Öztürk , Demet Akbağ, Erol Günaydın, Gazanfer Özcan, Hülya Koçyiğit, Perran Kutman, Metin Uca.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163