VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Şubat 2011 Cuma | Anasayfa > Biyografi > Ayşe Kulin’in hayatında iz bırakanlar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ayşe Kulin’in hayatında iz bırakanlar

Ayşe Kulin, yeni kitabı “Dürbünümde Kırk Sene”de bu kez kendi hayatını sayfalara taşıyor.

Mine Akverdi

Kendi hayatınızdan çok özel olay ve anıları paylaştığınız bu kitabı yazma fikri nereden geldi?

Bu kitabın yazılış nedeni Veda ile başlayan bir yolculuğu noktalamak. “Veda”da Osmanlı’nın son dönemini, o dönemde yaşanan hengameyi anlattım. Bunu kendi ailem üzerinden anlatmayı seçtim çünkü her birini çok iyi tanıyordum ve daha inandırıcı olacağını düşünmüştüm. Nitekim öyle de oldu, kitap çok başarılı oldu. “Veda”nın sonunda Osmanlı maliye nazırı dedem Cumhuriyetin ilanından kaçıyordu. Yarım kalan hikayeyi tamamlamak için bu kez “Umut”u yazdım. “Umut”ta Cumhuriyet’in ilk yıllarını yine aynı ailenin üzerinden anlatıyordu. Bu travmatik dönemde bir tarafta dedem gibi geri dönüp rejimle başetmeye çalışan insanlar bir yanda yeni kurulan ülke için canla başla çalışan insanlar vardı. İmparatorluğun kaybedilen topraklarından gelmiş Boşnak bir ailenin çocuğu olan babam onlardan biriydi. Cumhuriyeti kuranların sembolüdür benim için. Cumhuriyetin ilk 20 yılını alattığım “Umut” da 1941’de benim doğumumla bitiyordu. Ama orada da dedemin küçük kızı Sabahat ile Ermeni genci Aram’ın aşk hikayeleri yarım kaldı. “Sonra ne oldu” diye soran ne kadar çok mail geldi bana anlatamam. Böylece bir üçleme yapayım dedim, hem onların hikayesi tamamlansın hem de sonraki dönemde sosyal tarih olarak öyle çok olay yaşandı ki, bir yazar olarak görevimi yapayım bu dönemi de anlatayım dedim. Böylece kendi yaşadığım dönemi, Türkiye’nin 41’den 83’e kadar olan dönemini bu kez benim hayatımın çerçevesinden anlattım.

Yeni kitabınız iki kitaptan oluşuyor. Birinin adını “Hayat”, ikincisinin adını “Hüzün” koymuşsunuz. Hayatınız hep hüzünle kol kola mı geçti?

Aslında kitabın adı Hayat idi. Yazdıklarım 700 küsür sayfa tutunca kitap kalın oldu diye yayıncım ikiye böldü. Böylece ikinci kitaba da bir isim bulmak gerekti. Hüzün oldu. İkinci kitapta benim için en kıymetli insan olan babamı kaybediyorum, hiç hak etmediğim çok hüzünlü olaylar yaşıyorum. Ayrıca ülke de çok hüzünlü bir devirden geçiyor. Bugün hâlâ tahribatı süren, çok insana acı çektiren 12 Eylül yaşanıyor. Onun öncesinde ülkeyi 12 Eylül’e götüren o çok kötü günlerde kan gövdeyi götürüyor. Bütün bunları anlatmaya çalıştım. O dönem her şeyin olabileceği bir dönemdi. Sokak yürürken küt diye kim vurduya gidebilirdiniz. Türkiye çıldırmıştı. Ama biz milletçe çok unutkanız ve o günleri çoktan unuttuk.

Kitapta kendi özel hayatınızda yaşadığınız dramları da anlatıyorsunuz. Özellikle ilk evliliğinizin bitişi, ardından eski eşinizin çocukların velayetini almak için size savaş açması, çocuklarınızı yurt dışına yollayıp sizden uzaklaştırması gibi... Oğullarınız içinizdeki zehiri dışarı akıtmak için bu acılarınızı, kızgınlıklarınızı, kırgınlıklarınızı yazmanız gerektiğini söylemiş. Bunları yazarken içinizi dökmek mi istediniz?

Bu hesaplaşma için yazılmış bir kitap değil. Kızgınlıklarımı, kırgınlıklarımı içimde sakladım da, bu kitapla içimdeki zehri akıttım gibi bir şey yok. Ama bu bir anı kitabı. Benim dürbünümde kırk seneyi anlatıyorsam bu olaylar da bu kırk sene içinde çok önemli yer tutuyor. Onları atlayamazdım. Çok zor günler geçirdiğim doğru ama içimde öyle bir zehirle yaşamadım. Ben asıl çocuklarım için çok üzüldüm çünkü benden çok onlar haksızlığa uğradılar. Ben evlendiğim adamı beğenmediğim için gittim. Oraya kadar kötü bir şey yoktu. Ama o çocuk kavgası çok insafsızdı. İkinci evliliğim, diğer iki çocuğuma hamileliklerim süresince üç yıl boyunca bu korkunç olayları yaşadım. Hakkımda yalanlar söyleyen ne şahitlerin karşısına oturdum, neler yaşadım onları vermemek için. Ben böyle bir sarsıntı geçirdim, hayatımda olan oldu, onların travmaları, izleri var. Ve çocuklarımla ben bunları hep yaşayacağız.

Kitabı yazarken çok duygulandığınız, yazarken zorlandığınız anlar oldu mu?

Özellikle çocuklarıma dair yerleri yazarken bazı yerlerde gözüme yaşlar doldu. Mesela kitapta bir bölüm var: Büyük oğlum Mete yurt dışına okula gönderilmiş Ali tek başına kalmış. O kadar üzüldü ki o çocuk. Doğduğu günden beri birisi daha var yanında, onun uzantısı gibi, çünkü sadece 11 ay var aralarında. Sabah-akşam birlikteler, hep yan yanalar ve birden bire yarısı gidiyor; kolu kopmuş gibi oldu. Bir de çok narin bir çocuk, ona çok üzülmüştüm. Çocuklarımın çektiklerine çok üzüldüm onları yazarken de çok üzüldüm. Hiç hak etmediler, bunlar niye yapıldı, neden oldu hiç bilmiyorum. O da onların kaderiymiş. Kendime o kadar üzülmedim. Boşanmak, aldatılmak, haksızlığa uğramak bunlar her kadının başına geliyor. O anda çok acı çekiyorsunuz, ölürsünüz gibi geliyor ama sonra atlatıyorsunuz ve hayat devam ediyor. Ama çocuklar çok savunmasız. Onlara yapılanları yutamadım benim hâlâ çok canımı acıtır.

Eski eşiniz ve çocuklar kitabı okudular mı peki, ne tepki verdiler?
O okudu mu hiç bilmiyorum. İki büyük oğluma onları ilgilendiren kısımları kitap yayınlanmadan önce mailledim, biliyorlar nelerin yazıldığını. Ve de çok edeplice yazdığımı düşünüyorlar.

KENDİME ÖRNEK ALDIĞIM KİŞİ BABAMDI
Kitapta öne çıkan bir diğer konu da “mihenk taşım” dediğiniz babanız ile ilişkiniz. Hayatta en çok sevdiğiniz, sizi en çok etkileyen kişi olarak anlatıyorsunuz onu. Babanız sizi nasıl biri yaptı?

Babama çok düşkündüm. Ve babamı çok severdim. Annemi de çok severdim. Ama kendime örnek olarak aldığım kişi babamdı. Babamın hayatta duruş olarak çok katı kuralları vardı. Babam beni adil, merhametli ve hedefli bir insan yaptı. Ankara’da bürokrattı siyasetin içinde ve ahlaki nedenlerle siyasetten çok çekerek yaşayan bir adamdı. Siyaset değil rüşvetler, yapılan yanlışlar onu ilgilendiriyordu. Bunlar beni etkiledi. Hiç unutmam, annemler aldıkları daireyi benim üzerime yapmak istemişlerdi ve birlikte tapuya gittik. Tapuda bahşiş verme adeti varmış babama da mutlaka vermen lazım demişler. Babam çıkarttı o parayı ama elinde tutuyor, bir türlü veremiyor, yüzü kıpkırmızı oldu. Oradan çıkınca “Baba sen rüşvet alamadığın gibi veremiyorsun da” dedim, “Evet” dedi “Çok utandım.” Böyle bir adamın kızı olmanın getirdiği bazı özellikleri taşıyorsunuz.

Babanızla daha ayrı bir ilişkiniz var, nitekim annenizle ayrı babanızla ayrı mektuplaşmanız, onunla farklı şeyler paylaşmanız bunu gösteriyor...

Çünkü ilgi alanları değişikti. Annem çok eğlenceli, çok hoş, çok çok iyi kalpli bir insandı. Çok şekerdi ama sabun köpüğü gibiydi. Çok da sabırsızdı. Dikkatini uzun süre bir şeye veremezdi, mesela annem bir kitap yazamazdı. Babama daha çok siyasi konular, çok daha cidi konular yazardım. Babam cefakardı. Annem benim yaşadığım hayatı götüremeyebilirdi, kırılgandı annem. İş derdimi açmaya gelince de annem hemen büyütecek, el koymaya kalkacak, belki kalkıp gelecek diye ona değil babama anlatırdım. Babam çok daha sağduyulu olduğu için hayalkırıklıklarımı babama taşırdım. Bana manevi desteğini hep verdi.

Başkalarının hayat hikâyelerini anlatmakla kendi hikâyenizi anlatmak arasında nasıl bir fark var?

Anı tadında bir kitap yazıyorsanız kendi özelinizi de biraz koymanız gerekiyor. Benim da başımdan oldukça dramatik olaylar geçti ve onlara kitapta değindim. Çok detaya gitmesen de beni hırpalamış olaylara koymakta bir beis görmedim. Ama başkalarının hikayelerini yazarken özellerine çok saygı gösterdim. Aynı şekilde kendi özelimi de tamamen açmak istemedim...

KİTAP OKUNMAYAN BİR ÜLKEDE
ÇOK SATAN BİR YAZAR OLDUM

“Çocuklarımı saymazsam elde var sıfır” diyorsunuz kitapta, hayatta, en azından ilk 40 yılında kendinizi başarısız mı görüyorsunuz?
1983’te babamın hasta yatağının ucunda otururken kendimi çok başarısız hissediyordum. Evliliklerimi yürütememiştim, üniversite bitirememiştim, çocuklarımla ayrı
düşmüştüm. Sabahlara kadar çalışıyor, iş yapıyordum ama mutsuzdum, babam gidiyor elimden bir şey gelmiyordu... Ama babamın ölümünden sonraki dönemde 85’ten 97 yılına kadar hep çalıştım, o çalışmalar yükselerek ve daha çok sevdiğim işleri yaparak gitti. Yazar olduktan sonra, 97 sonrasındaysa kendimi baraşısız bulmama imkân yoktu, çünkü kitap okunmayan bir ülkede çok satan bir yazar oldum.

1983’te babanızın vefatıyla sizin, Turgut Özal’ın gelmesiyle de Türkiye’nin hayatının çok değişeceğini söyleyerek bitiriyorsunuz kitabı. Sonrasını yazacak olsanız bundan sonraki kitabınızın adı ne olurdu?

Sonraki dönemde daha çok çalışma hayatım var: Halkla ilişkiler, gazetecilik, film ve diziler yapımı... Bu dönem çocukların büyüdüğü, hayatımın bir yükseliş çizgisine girdiği, komik ve eğlenceli anıların olduğu bir dönem; yazarlığa başladığım, sonunda sıfıra sıfır diyemeyeceğim bir dönem. Bu dönemi yazsam gırgır bir kitap olurdu ve adı da herhalde “Tebessüm” olurdu.

Peki yazacak mısınız devamını?

Bence insanlar artık Ayşe Kulin’den biraz bıkmış olabilirler. Ben de artık kendime doydum, satır aralarında en azından şimdilik kendimi görmek istemiyorum. Şimdi içinde benden ve Türkiye’nin arka bahçesinden izler taşımayan, tamamen kurgu bir roman yazmak istiyorum. Bundan 5-10 sene sonra belki bunun devamını yazabilirim.

Paylaş

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
19 Nisan 2017 Yıl : 12
Sayı : 158