VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2016 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Aziz bir başarı hikâyesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Aziz bir başarı hikâyesi

Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan Aziz Sancar’ın hayat hikâyesini anlatan “Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü” kitabını ister bir başarı öyküsü, isterseniz de hayatın sırlarına uzanan yolculuk olarak okuyabilirsiniz.

YONCA BOZTUNALI


Sanata ve bilime hak ettiği değerin maalesef verilmediği ülkemizde buna rağmen yıllarca “Bilim&Teknik” isimli bir ek çıkarmak şüphesiz ki başlı başına bir başarı. İşte bu ekin yıllarca yayın yönetmenliğini yapan kişidir Orhan Bursalı. Nobel Komitesi’nin gece yarısı Aziz Sancar’ı arayıp “Stockholm’den arıyoruz, Nobel ödülü kazandınız. Lütfen, ödül aldığınızı yarım saat kimseye iletmeyiniz” demesine rağmen aradığı ilk kişilerdendir de. İşte bu dostluk bir kitaba dönüştü ve Orhan Bursalı “Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü” kitabını kaleme aldı.
“Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü” elbette bir başarı öyküsü. Ama her başarı öyküsünün kaçınılmazı olan hayal kırıklıkları, azim, sabır, yalnızlık, dostluk ve yaşama dair birçok anıyı da içeriyor. Ayrıca son derece zorlu bir rekabet içerisinde olan bilim dünyasının ne kadar da çetrefilli olduğu, zamanla yarışıldığını, sosyetenin ve cemiyet hayatının güzel elbiselerle magazin dergilerinde yer almaları neyse bilim insanları için de en saygın bilim dergilerinde imzalı makalelerin çıkmasının önemli kapıları nasıl açtığı hatta sürdürülen bir projenin seyrini nasıl etkilediği gibi bilim dünyasına ilişkin ilginç bilgilere de yer veriyor.

Ölümsüzlüğe giden yol

Sancar’ın bilim insanı olma macerası, İngilizce bilmeden Amerika’ya gitmesiyle başlıyor. Işık enerjisini kullanan tek enzim olan fotoliyazın hayatının akışına nasıl damga vurduğu, kalacak yeri olmadan okulun laboratuarında kaçak kaldığı yılları, arka arkaya pek çok üniversite laboratuarından reddedilmesini, daktilo kullanmadığı için notlarını temize çeken teknisyenin adını makalesine koymasını, 1981 yılında 50 üniversiteye başvurup hiçbirinden “evet” yanıtı almamasını, bir zaman pes edip 6 şişe birayla eve kapanması gibi birçok ilginç anı larına da yer veriliyor. Tabii ki, en etkileyici olan Sancar’ın keşfi… “Şimdiye kadar bir tek Allah’ın bildiği önemli bir şeyi bütün dünyada şu an bir de ben biliyorum” diye koşarak eşine gidip, bilim tarihinde kilometre taşı olacak keşfini anlattığı bölümün altını çizerek okuyacaksınız.
Orhan Bursalı, dostu Aziz Sancar’la ortak anılarına, sohbetlerine de kitapta yer vermiş. Olabildiğince sade bir dille, Aziz Sancar’ın keşfini ve o keşfe adım adım ilerleyişini sıradan bir okuyucuya tane tane anlatmaya çalışmış. Bazı bölümlerde, ancak konuya ilginiz varsa dikkatiniz dağılmadan okuyacağınız ayrıntılar var; zaten Bursalı da kitabın başında “Sizlerden yer yer biraz dikkat ve merak beklentim olacak, artık bu kadarını bu kitaba ve Sancar’a borçlusunuz,” diyor. Elbette borçluyuz. Ama hatırlamamız gerek ki, Aziz Sancar’ın Nobel’i aldığında günlerce keşfini değil nereli olduğunu ve etnik kimliğini konuşmuştuk.
Sancar’ın keşfi, DNA’nın insanda kendini nasıl onardığı üzerineydi. Onun keşfi özetle şuydu: “DNA kendini tamir edip hasarları düzenli olarak kendi kendine gidermeseydi, insan nesli çoktan tükenmiş olurdu.”


Kanserle mücadelede yeni bir yol haritası

Sancar, 1971’de ABD’ye gittiğinde John Hopkins Üniversitesi’nde Dr. Claud Rupert’ın bir seminerini dinliyor. Rupert, hayvanlarda ve bitkilerde ışık enerjisini kullanan bir enzimin fark edildiğinden bahsediyor. Fotoliyaz! Bu enzim DNA’da hasarlı yeri buluyor ve onarıyor. Hasarlı yeri buluşuna gelince. Bunu şöyle anlatabiliriz; hasarın olduğu yerde DNA’nın şekli değişiyor, düz yolda giderken bir çukara rastlayan araba gibi düşünebilirsiniz bunu. Bu çukura gelince, tıpkı araba gibi, fotoliyaz da duruyor ve “Şu yol bozulmuş, bir düzeltelim,” diyor. Fotoliyaz DNA’yı sürekli bu şekilde, yani “yol bozuklukları”nı fark etmek için tarıyor ve bozukluğa rastladığında da bunu yaklaşık 1 nano-saniyede onararak tekrar devriye görevine devam ediyor.
Fotoliyaz, bakteriden bitkilere, balıktan kanguruya kadar birçok canlının yaşamını sürdürmesi için gerekli. Bu nedenle hayatın gelişmesi ve devamını sağlayan bir etken. Ancak bilinmeyen bir nedenle, insanda ve birçok başka memeli hayvanda fotoliyaz enzimi yok. Oysa, bizim DNA’mızda da her gün yüzlerce hasar oluşuyor. Peki o zaman insan ve diğer memelilerde ortaya çıkan bu hasarlar nasıl ve hangi araçlarla tamir ediliyor? Sancar diyor ki; “Bu hasarlar DNA’mızda tamir edilmeseydi neslimiz tükenirdi. İnsanlar ve diğer canlılarda Nucleotide Excision Repair (nükleotid kesip çıkararak tamir) adı verilen moleküler bir mekanizma var ve hasar durumunda devreye bu giriyor.”
Yine Sancar’dan öğrendiğimize göre, hücreler bünyelerinde oluşan DNA hasarlarını, sahip oldukları onarım mekanizması yoluyla giderip, kendi kendilerini sağlığa kavuşturabiliyor. Ama kanser ilaçları bu konuda başarılı değil. Onlar sağ hücreleri de öldürüyor. İşte Sancar burada şu soruya yanıt arıyor: “Peki, DNA onarım yöntemleriyle uyumlu yeni kanser ilaçları ve tedavi yöntemleri geliştirilebilir mi?” İşte bu yöntem, bize kanser hastalarında kemoterapinin daha etkin kullanımı veya nükleotid ölçeğinde etkinliğini gösterecek yeni gelişmelere yol açabilir. Kanser hastasını tedavi ederken DNA’yı da hasara uğratan bir kemoterapi ilacı, acaba ne kadar kanser hücresini hasara uğratıyor ve sağlam hücreyi öldürüyor? Ve DNA’ya ne kadar zarar veriyor?
İşte Aziz Sancar’ın bu haritalandırması sayesinde hekimler kemoterapinin etkinlik derecesini görebilecek, hekimlere uygun doz ve ilaç seçmesinde yardımcı olacak.

Kitaptan...

5 TL üzerindeki DNA sarmalı yanlış

n “Bilim insanlarının resimlerinin paralarımız üzerine konması güzel bir şey. Ancak dikkatle bakınca 5 liranın üzerindeki DNA modelinin sağ (right-handed) değil sol (left-handed) dönüşlü olduğu görülüyor. Gerçi Z-DNA sol dönüşlüdür, ama doğada olan DNA bildiğiniz gibi B-DNA’dır ve sağ dönüşlüdür. Paramızdaki bu yanlışlığı düzeltmek gerekir. “
n “Her zaman yeterince yiyeceğimiz oldu ama ayakkabı bir lükstü. Orta ikinci sınıfa kadar ayakkabıyı sadece okula giderken giyerdim.”
n “ABD’ye geldiğim sırada John Lennon’ın da ABD’ye yerleşmek istediğini duydum. Ancak göçmen bürosu Lennon’a uyuşturucu kullandığı için izin vermemişti. Kendisine ABD’ye yerleşmeye niçin bu kadar istekli olduğu sorulduğunda, eğer Roma İmpararorluğu döneminde yaşamış olsaydı Roma’da yaşamak isteyeceğini, çünkü en fazla hareketin Roma’da olduğunu söylüyordu. O dönemde en fazla hareket ABD’deydi.”
n “Hekimliğimin en zor yönlerinden birisi, kadın hastalarımın bazılarının yalnızca Kürtçe konuşmasıydı. O dönemde ve Türkiye’nin o bölgesinde aileler kız çocuklarını okula göndermezlerdi. Bu yüzden Türkçe öğrenememişlerdi. Yerel çevirmenler genellikle erkekti ve bu nedenle kadınlar, köylerinden bir adama mahrem sağlık sorunlarını açıklamaktan rahatsız oluyorlardı. Kürtçe öğrenerek sorunu aşmaya çalıştım, ama hiçbir zaman düzgün konuşamadım.”
n “Benim için en heyecan verici olan, İsveç Türk İşçi Sendikası’ndan gelen ‘Güzel çalıştın, güzel neticeler aldın, Nobel aldın, tebrik ederiz’ diyen mesaj oldu.”
n “Ben şan ve şöhretle tanınmak istemem. Hayatı boyunca çok, ama çok çalışmış ve buluşlarıyla insanlığa katkı yapmış bir vatansever olarak anılmak isterim. Özellikle çocuklarımızın şan ve şöhretin sadece olağanüstü çalışmanın bir yan etkisi olduğunu bilmelerini isterim.”

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam